Don Kişot'tan tam dört yüzyıl sonra, postmodern dönemlerin kafası karışık bir başka 'Kişot'u, selefi gibi diyar diyar geziyor, aşka ve aileye dair meseleleri edebiyatın özgürlükçü diliyle irdeliyor. Salman Rushdie'nin bir meta kurgu olarak yazdığı on altıncı romanı 'Kişot', Amerikan toplumunun artık kanıksanmış sorunlarına eleştirel bir bakış getirirken büyülü gerçekliğin labirentlerine de sapan bir uzun yol hikayesi.

HİNT asıllı yazar Salman Rushdie, Miguel de Cervantes'in karizmatik ve unique karakteri Don Kişot'tan esinlenerek kurguladığı romanı 'Kişot'ta, Hint - Amerikalı kahramanını, tıpkı Cervantes'inki gibi diyar diyar dolaştırıyor. Rushdie'nin kendi dilinde yayımlandıktan yedi yıl sonra Türkçeye kazandırılan meta kurgusu 'Kişot', postmodern yorumuyla '2019 Booker Ödülü' kısa listesine alınmıştı. Salman Rushdie, 'Kişot' için popüler sanat - edebiyat sitesi Literary Hub'dan Mitchell Kaplan'a verdiği röportajda, Don Kişot'u bugünlere taşıma nedenini şöyle anlatmıştı:

ELLİ YIL SONRA BİR KEZ DAHA DON KİŞOT OKUMAK

"Kişot'u bugüne taşımak benim için -tuhaf olduğu da bir gerçek ama- tamamen raslantısal bir şeydi. Romanın bir fikir olarak olgunlaşmasından dört beş yıl kadar önceydi. Tam olarak Shakespeare ile Cervantes için çifte kutlamalar yapılan yıldı. Bu yüzden kitap festivallerine katılan birçok yazardan bu dev yazarlar hakkında konuşmaları isteniyordu. Benden de onları karşılaştırmam, zıtlıklarını ortaya koyan bir şey yazmam istenmişti. Bu vesileyle yarım yüzyıl sonra Don Kişot'u bir kez daha okudum ve müthiş keyif aldım. O vakitler zaten bir otomobil kiralayıp Amerika'yı baştan sona gezerek bir seyahat kitabı yazma fikrim vardı. Modern zamanların gezgini yeni Kişot'u işte o seyahatler sırasında kurguladım."

Rushdie, Hint basınından Mint'e verdiği röportajda da yaratım sürecini şöyle ayrıntılandırmıştı:

"... aslında Don Kişot hayranlık verecek kadar modern, hatta postmodern bir roman. Karakterleri kendilerinden söz edildiğini, kendilerinin hayatının anlatıldığının farkında olan bir roman. Kişot ile karakterlerimin yaratıcısı ve hayatı hakkında paralel bir öykü anlatmak ve iki öykünün, iki anlatı çizgisinin nasıl birleştiğini kendi doğası içinde göstermek istedim."

POSTMODERN ÇAĞIN GEZGİNİ

Salman Rushdie'nin ana vatanı Hindistan’dan başlayan, ardından ABD'yi baştan başa kat eden 'Kişot'un konusuna gelince...

Romanın baş kahramanı Sam DuChamp, hayatını ABD'de sürdüren, bir dizi başarısız casusluk - gerilim kurguları yayımlamış Hindistanbir yazardır. Günün birinde "Daha önce denemediği bir tarzda, yenilikçi ve alabildiğine radikal bir kitap" yazma fikriyle yola çıkar ve İsmail Smile adını verdiği karakterini yaratır. Bombay doğumlu Smile, gezici bir ilaç pazarlamacısıdır. Her sabah televizyondaki reality şovları izlemeyi takıntı haline getirmiştir. Günün birinde o ekran yüzlerinden birine, eski Bollywood yıldızı televizyon sunucusu Salma R'ye gönlünü kaptırır. Smile, hiç tanımadığı ekran yıldızına 'Kişot' nick'iyle aşk mektupları yağdırır. Bu da yetmez, yanına hayali oğlu Sancho'yu da alarak Chevrolet Cruze'uyla hayali aşkının peşinden ABD'yi karış karış dolaşmaya başlar. Smile ile yoldaşı, gezileri boyunca ülkede yükselen ırkçılık dalgasına, alt sınıfların opioid müptelalığına, popüler kültürün Amerikan toplumuna olan etkilerine dair birçok gözlemde bulunur. Olaylar ilerledikçe Kişot karakteriyle yazar DuChamp'ın kişilikleri ve hayatı hayatları birbirine karışır.

Küçük bir not: Daha önce Salman Rushdie'nin 'Soytarı Şalimar' ve 'Altın Ev' romanlarının yanı sıra V.S. Naipaul, Susan Sontag ve Colson Whitehead çevirileriyle tanıdığımız Begüm Kovulmaz'ın 'Kişot'u Türkçeye kazandırmış olması, romanı daha da okunur yapıyor.

NE DEMİŞLER, NE YAZMIŞLARDI?

'Kişot' ilk yayımlandığında büyük övgüler almıştı...

* Janette Winterson: Rushdie'nin 'Kişot'u, o zehir gibi zeki adamın güzel, duygusuz, yürek ısıtan sonu, gerçek olan ve gerçek olmayan arasındaki soruya verilen dolaylı bir cevap olarak kabul edebiliriz. Kişot aşk ve dilin buluşması!

* Kirkus Reviews: Bu yaşta bu form!.. Rushdie yine son derece insancıl ve ironik bir roman yazmış.

* Publishers Weekly: Modern zamanlardaki hayatın ucuz, iğrenç, korkutucu karmaşasının parlak bir tasviri.

* Claire Lowdon / The Sunday Times: Rushdie hâlâ büyük bir usta. Kişot ile bize postmodernizmin bu tarafındaki en zekice, en keyifli meta-kurgusal maceralardan birini veriyor.

* Donna Seaman / Booklist: Kişot, yalanlar ve inkarlar çağında güçlü bir yankı uyandırıyor."

* Robert Douglas-Fairhurst / The Times: Kişot'un "eski haline hoş bir dönüş." Sadece postmodern bir sihir kutusu değil zihni doldururken kalbi de besleyen bir roman.

* Jude Cook: Salman Rushdie, yaşıtlarının yarısı kadar yazarların dilsel enerjisine, becerikliliğine ve berraklığına sahip bir yazar.

Kişot / Salman Rushdie / Can Yayınları

Dört yüzyıllık mirasın ve anıların mirasçısı

'Miras Toprak', ilk gençlik çağı için kaleme aldığı bol ödüllü tarihi - fantastik romanlarıyla tanınan Finlandiyalı yazar Maria Turtschaninoff'un ilk edebi kurgu yapıtı. Yaklaşık 400 sayfalık romanda (Özgün metniyle neredeyse aynı) olay örgüsü, dört yüzyıllık bir zaman diliminde geçiyor.

Bir ailenin hikayesi eşliğinde bir toprağın tarihini güçlü bir dille hikaye eden 'Miras Toprak'ın yazarı Maria Turtschaninoff, 1977 yılında Finlandiya'da dünyaya gelmişse de eserlerini, ana dili olan Finlandiya İsveççesi ile yazmış. Turtschaninoff, şöhretler alemine ilk adımını sekiz yaşındayken bir tv dizisinde küçük bir rolde oynayarak atmış. Yazarlık kariyerinde iki kez İsveç Edebiyat Derneği Ödülü'ne layık görülen Turtschaninoff, dünya çapında ününü, Red Abbey Chronicles adlı genç yetişkin üçlemesiyle kazanmış. Astrid Lindgren Ödülü ve Finlandia Ödülü alan bu seri 30 dile çevrilerek dünya çapında geniş bir okur kitlesine ulaşmış. Güçlü kadın karakterlerini merkeze alan tarihi - fantastik romanlarıyla tanınan yazarın ilk edebi kurgusu 'Miras Toprak', yayımlandığı yıl İsveç'in prestijli YLE Edebiyat Ödülü'nü kazanmış ve Helsinki Kitap Fuarı'nda "Yılın Kitabı" seçilmiş.

2. Miras Toprak Internet Icin

ACI TATLI ANILARIN TORTUSU

Kuzeyin haşin doğasını tropik iklimlerin büyülü gerçekçiliğiyle harmanlayan romanın konusuna gelince...

Nevabacka adında bir adam, 17. yüzyıl Finlandiyası'nın sert ve vahşi doğasında yaşamaya karar verir. Bir bataklığın kıyısındaki ormanda, ileride kendi adıyla anılacak olan çiftliğini kurar. Bu çiftlik, zamanla ve kuşaklar gelip geçtikçe, her mirasçının zihninde farklı anıların tortularının biriktiği bir miras mekanı haline gelir. Ev, yüzlerce yıllık tarihinde bolluk ve şaşayla geçen dönemlerin yanı sıra hayatın bin bir güçlüğüne de göğüs gerer.

Evin yıldan yıla, kuşaktan kuşağa türlü olaylarıyla tanık olduğumuz inişli çıkışlı tarihinde, duygusal hayatları, düşünceleri ve toprakla olan ilişkilerini izlediğimiz birçok karakter boy gösteriyor. Bazılarını çocukluktan yaşlılığa tüm yaşantısına, bazıları ise çiftlik tarihindeki kısa misyonu boyunca görünüp kayboluşuna tanıklık ediyoruz.

Bu kişiler eşliğinde aktarılan zaman dışı öykülerde dinsel ögeler, mit ve sihir ağırlığını hissettirir. Pagan inançlarına dair bu mitolojik ögeler romanın büyülü gerçekçi tarzına derinlik kazandırıyor.

Romanda olaylar, çiftliğin yeni sahibi şehirli kadının hikayesiyle başlıyor. Nevabacka'nın taşra hayatına yabancı 21. yüzyıl kadını romanın başındaki "Kimin Kızı" bölümündeki anlatımıyla bizi çiftliğin dört yüzyıllık geçmişine dahil ediyor.

Nevabacka'nın son varisi, bakımı ve koruması pahalı - biraz ihmal edilirse aslına dönecek ve orman tarafından yutulacaktır- bu garip mirasla ne yapacağını düşünürken soyundan geldiği ailesinin gizemli ve mistik kökeniyle yüzleşiyor.

Miras Toprak / Maria Turtschaninoff / TİMAŞ Yayınları

3. Kadınlardan Nefret Internet Icin

Dünya kadın için hâlâ bir cehennem

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair iki yüz binden fazla tanıklıklardan oluşan "Everyday Sexism Project"in kurucusu olan İngiliz yazar, akademisyen, araştırmacı Laura Bates, Guardian ve New York Times gibi gazetelerde yazılar yazıyor.

BBC’nin "Değişim Yaratan 100 Kadın" listesine giren Laura Bates, dünyanın dört bir yanındaki siyasetçiler, eğitim kurumları ve STK’lar ile işbirlikleri yapıyor ve cinsiyet eşitliği odaklı projeler geliştiriyor.

Bates, Nazlı Berivan Ak'ın Türkçeye kazandırdığı 'Kadınlardan Nefret Eden Erkekler' adlı sekizinci kitabında, her geçen gün kadınlar için biraz daha küresel bir cehennem haline gelen 'erkeklerin dünyasına' sert eleştiriler getiriyor.

Yazar bilimsel araştırmaların sonucu elde edilmiş istatistiklere yer verdiği kitabında disiplinler arası çalışmaların sonuçlarını paylaşıyorken gerçek hayat hikayelerinden örnekler veriyor. Konuyla ilgili kapsamlı röportajlardan önemli pasajları paylaşan yazar, küresel ölçekte kadınlara zarar veren nefretin, toksik erkekliğin ve cinsiyetçi önyargıların iki yüzlü dünyasını ifşa ediyor.

Laura Bates'in kitabı, toksik erkekliğe dair bilinmeyenler... bilinse de akıl edemeyenler... göz ardı edilip gizlenen adaletsiz dünyanın gerçeklerine dair umut kıran bir tablo çiziyor.

Kadınlardan Nefret Eden Erkekler / Laura Bates / April Kitap

4. Milliyetcilik Intirnet Icin

Milliyetçiliğe dair her şey

Milliyetçiliğe dair yaptığı çalışmalarıyla tanınan ve bu önemli sahanın otorite isimlerinden biri olan Liah Greenfeld, bu kitabında, tarih, sosyoloji, edebiyat, ilahiyat ve siyaset bilimi gibi disiplinleri bir araya getiriyor. Greenfeld, modern dünyanın şekillenmesinde belirleyici olduğu kabul edilen beş ülkenin milliyetçilik tecrübelerini okuruna enfes bir kurguyla sunuyor. İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve ABD’deki modernleşme-milliyetçilik ilişkisini bu ülkelerin kendi dillerinden okuyan Greenfeld ortaya modernleşmenin, milletlerin oluşumunun ve milliyetçiliğin “hınç” ve “gurur” arasında salınan hikâyesini koyuyor. Milliyetçilik, Greenfeld’in Türkçe baskı için kaleme aldığı önsözüyle birlikte, milli kimliklerin zaman içindeki oluşumuna ve milliyetçiliğin politik sonuçları üzerine kıymetli bir başvuru kaynağı.

Milliyetçilik - Moderniteye Giden 5 Yol / Liah Greenfeld / Alfa Yayınları

5. Citkusu Internet Icin

Anne yalnızlığıyla kızına hapishane

2007 yılında 'The Gathering / Toplantı' romanıyla Man Booker Ödülü’nü alan İrlandalı yazar Anne Enright, Çitkuşu’nda bir ailenin üç kuşağını temsil eden kadınları, aralarındaki ilişkileri ve duygusal bağları irdeliyor. Ülkesinde 2024 The "Writers’ Prize / Yazarlar Ödülü"nü kazanan Çitkuşu'nun konusu şöyle...

Neredeyse tüm hayatı yalnızlık içinde geçen Carmel'in bu yalnızlığı kızı Nell’in doğumundan sonra daha da derinleşir. Nell, büyüdükçe ve aklı erdikçe annesinin manevi yükleri altında her geçen gün biraz daha fazla ezilir. Hayatını kendi seçimleriyle yaşamak isteyen Nell, evden kurtulma planları yaparken annesi ise şair babası Phil’in, annesi Terry’nin ve kardeşi Imalda’nın gölgesinde çocukluk yaralarını sarmaya çalışır.

Çitkuşu / Anne Enright / Deli Dolu Kitap