Varyant’a ineceğiz ama önce Değirmendağı... Dağtaş, iki katlı taş evleri, sokaklara serpiştirilmiş Vita tenekelerindeki çiçekleri görünce; “Ben buraya daha önce hiç gelmedim'' diyor. Semt, Kırım’dan gelenlerle oluşmuş.

Varyant’a ineceğiz ama önce Değirmendağı... Dağtaş, iki katlı taş evleri, sokaklara serpiştirilmiş Vita tenekelerindeki çiçekleri görünce; “Ben buraya daha önce hiç gelmedim'' diyor. Semt, Kırım’dan gelenlerle oluşmuş.

Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (5)

Lütfü Dağtaş’la; İzmir’in semtlerini yazıya ve fotoğrafa dökelim, bakalım ortaya ne çıkacak, diye konuştuğumuzda içimden geçen; bir kaç bölüm sonra bunun biteceği idi.
Önce Tarık Dursun K.’nın bir zamanlar yaşadığı Yapıcıoğlu Mahallesi, o mahalledeki ev, sonra mahallenin kahvehanesi olan Mumcu Kıraathanesi ile başladık.
Basmane, der, bitiririz dediğimizde; Dağtaş, “Nerede Damlacık, yazmamışsın?” diye arkasını getirdi.

Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (4)

Damlacık’ı anlatırken bu kez İkiçeşmelik, şimdi de Varyant ve Değirmendağı...
Araya Gültepe ve Karşıyaka’yı da sıkıştırmadık değil!
Aslında İzmir’in semtleri, hepsi ayrı bir dünya.
Yahya Kemal demişti ya, İstanbul’da bir semtten diğerine gidince başka bir dünyaya gitmiş kadar olursunuz, diye.

Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (3)

Bu İzmir için de geçerli.
Fakat biz bu tadı verebiliyor muyuz, doğrusu ondan emin değilim.
Elbette bizden bir Tarık Dursun ustalığı beklemeyin.
Ya da Yaşar Aksoy, Yaşar Ürük, akademisyen Erkan Serçe gibi yazarlardan okuduğumuz bilgiyle yüklü metinleri de...
Bizimkisi bir anımsatma ya da Tarık Dursun’nun dediği ikindi üzeri insanın yüreğini ferahlatan İzmir İmbatı estirmek kadar bir şey ...
Biraz bilgi, biraz geçmişe dönük hüzün, biraz da anılarımızın peşinde koşmak...
Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (2)Aslında bizim yaptığımızı 1980’li yıllarda Çetin Altan ile Ara Güler yapmış.
Biri fotoğrafın ustası, diğeri malum, yazının.
‘Al İşte İstanbul’da anlatıyor Altan: 
“(Okula gider gibi endişeli bir tazelik içindeyim. Birazdan Ara gelecek ve İstanbul’u yaşamaya çıkacağız.
Nerden mi başlayacağız bu işe?
Bilmiyorum.
Ne mi yazacağız?
Onu da bilmiyorum.)
Sonra Ara Güler gelir bir çaydan sonra başlar İstanbul macerası...
Mevlanakapı’da karşılaştıkları bir arabacı, Eyüp Sultan’da parayla kuran okuyan bir kadın, surların dibinde çöp evlerde yaşayanlar...
Semtler ve hikâyeler o kadar çoktur ki...
Ve onlar kaç kitaba konu olur...”
Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.57Dağtaş’ı, Bayramyeri’nde Konak Belediyesi Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi önünde beklerken bunlar kafamdan geçiyordu.
Makinası omuzunda bir ‘Ara Güler’ edasıyla gülümseyen yüzünü gördüğümde şubatın ılık güneşli bir öğleden sonrasını yaşıyorduk.
Ve giydiğimiz paltolar biraz fazla gelmeye başlamıştı.
Çay içecek bir yer yoktu, hemen Kültür Merkezi’nin arka taraflarına düşen, Varyant’ı da çevreleyen Değirmendağı’na doğru yürümeye başladık.
Yazma işi bende olduğu için Dağtaş, uyarısını baştan bir kez daha yaptı, “Not defterini aldın mı?” diye.
Öyle ya, not alınmadan yazı eksik olurdu.
Vakti zamanında İstanbul’un bin bir kokusunu, sesini, rengini ‘Şehir Mektupları’ adı altında yazıya döken Ahmet Rasim’in de böyle bir öğüdü var, “Genç yazarlar, şehri gezerken daima yanınızda bir not defteri bulundurun!” diye.
Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (6)

Varyant’a ineceğiz ama önce Değirmendağı...
Dağtaş, iki katlı taş evleri, sokaklara serpiştirilmiş Vita tenekelerindeki çiçekleri görünce;
- Ben buraya daha önce hiç gelmedim, diyor.
Semt, Kırım’dan gelenlerle oluşmuş.
1774 Küçük Kaynarca Antlaşmaşı, sonrası 1853-56 Kırım Savaşı, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı da eklenince işin tuzu biberi olmuş ve bu insanların kaderi böyle belirlenmiş.
Bulgaristan, Moldovya ve Romanya’ya göçler başlamış, bir bölümünün kısmetine de İzmir çıkmış.
‘İzmir’in Batı Yakası’ kitabında Abdülkadir Hazman, bu hikâyeyi anlatıyor.
Buraya geldiklerinde topraklarından sürülen bu insanlar muhacir olmanın bütün olumsuzluklarını yaşarlar.
Yoksulluk, bir kez göçün en büyük paydaşıdır.
Bu insanlardan bir kısmı atları sevdikleri için at arabasıyla taşımacılık işi yapar.
Bir bölümü de yakın zamana kadar Hal binasının orada olmasından kaynaklı olarak sebze meyve işine girer.
Şimdi önünde durduğumuz, hemen Kültür Merkezi’nin arka sokağında olan yerde ise Çiğ Börek dükkanı var. Adı Kırım Çiğ Börek. Yıllardır buranın damak tadı. 

Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56 (1)

Öğlene kadar servis yapılıyor. Saat 14.30 gibi börekler bitermiş.
Yani kıt kanaat geçinen insanların mahallesi burası.
Semtte; Fatih, Çakabey, Güngören, Mecidiye ve Yeşiltepe muhtarlıkları var.
Dağtaş’la, çiğ börek dükkanını biraz geçtiğimizde Akarcalı Camisi çıkıyor karşımıza. 1901 yapımı. Biraz ilerisinde kısa minaresi görülen yeşillikler içindeki başka bir cami ise Nur Kamer. Onun inşa tarihi ise 1892.
Bu camilerde ilk görülen çok iddialı olmayan küçük ama sıcak bir tarzın olması.
Hazman, bu camilerin ilk başta ahşaptan yapıldığı notunu düşüyor.
Semtte öyle sokaklara serpiştirilmiş mağazalar yok, onun yerine bir kaç küçük bakkaliye ile üç cami göze çarpıyor.
Gerisi dar, yokuşlu ama aynı zamanda Körfez manzaralı sokaklar ve sokaklara dizilmiş bir katlı, ya da iki katlı evlerden oluşuyor.,
Her ev yeşilliğin içinde adeta. Yeşillik dediysek çayır çimenden söz etmiyoruz, çiçeklerden oluşmuş bir yeşillik bu.
Hemen her sokakta bunu görebiliyorsunuz.
Vita tenekelerine dikilmiş yüzlerce çiçek...
Dar sokakların kenarları, evlerin önleri, yanları boy boy bu çiçek tenekeleriyle kaplı. 
Burada öyle tarihsel bir geçmiş yok ama yaratılmış doğal güzellik var. İlginçtir, çokkatlı yapı müteahhitleri henüz ortada yoklar!
Bir evin önünden geçerken evinin önünü nerdeyse bahçeye çevirmiş yaşlı bir adama rastladık. “Adım Remzi” diyor, ekliyor: “Maalesef Bağkur emeklisiyim.”
Sandalyesini çekmiş, çiçeklerin arasında sırtını güneşe doğru vermişti Remzi Bey.
Bir yanda da Körfez manzarası var.
Zaten yürüme uzaklığındaki Karataş’tan deniz buraya on dakikalık bir mesafede olsa gerek.
Takıldık Remzi Amca'ya;
“Şehrin ortasında villada gibisiniz,” diye!
Ev esasında tek katlı, bakımsız, kırık dökük ama sevimli.
Amca buyur etti bizi, oturduk.
Çiçeklerden, mahalleden söz ettik. Daha yenilerini yetiştirmek için suya bastığı sardunya dallarını gösterdi.
O ara yanımızdan orta yaşlı bir hanım geçerken aniden durdu, adımla seslendi.
Güzelyalı Kültür Merkezi günlerinden beni tanıdığını söyledi. O da bu semtte oturuyormuş. Ayaküstü söyleştiğimiz sıra soyadını da söyleyince, Lütfü, bayanın tiyatro sanatçısı olan anne ve babasını tanıdığını söyledi. 
Sonra köpeği ile uzun boylu biri selam verdi.
Sohbete o da katıldı.
Sohbet bittiğinde Dağtaş, köpeği ile birlikte onun fotoğrafını çekti.
Bir yandan da 
-Işık ve doku çok iyi, dediğini duyuyordum Dağtaş’ın.
Lütfü’nün modeli de halinden memnun gözüküyordu.
Gene de biz semtin güzelliğinde söz ederken, o; “içi bizi, dışı sizi yakar” deyip durdu. 
Dağtaş’la bir birimize baktık, “ne çok hikâye,” dedim, gülümsedik.
Semtte bir de Kırım Evi açılmış. Daha doğrusu Konak Belediyesi açmış. Ancak bu yer uğradığımızda ne yazık ki kapalıydı.
Dönelim Hazman’a “... hep dar ve yokuş olan bu sokaklarda oturanlar kendi hallerince yaşayıp durdular,” diyor Hazman.
Ve bir sitemini ekliyor; “Bu insanlar elektrik ve su faturaları zamanı dışında hatırlanmadılar.
Ne bir başkan ne de  bir politikacı buraya uğramadı.”
Bu sessiz, kendi halinde, tam da bir mahalle olan yere uğramayan, bu sesi ve sitemi duymayan politikacılara seslenelim:
Bu sesi lütfen duyun!
Orada bir semt var...   
Whatsapp Image 2024 05 28 At 14.36.56  
Varyant’ı anlatacaktık esas olarak.
Fakat kalem kaydı gitti, nerden nereye!
Varyant mı? 1955’te dönemin belediye başkanı Rauf Onursal tarafından yapılmış.
Yıllardır bu şehrin yükünü çekip duruyor.
Kıvrıla kıvrıla arabalar buradan iniyor ve tekrar tırmanıyor.
Ha, bu yolun başlangıcı mı?
Bahribaba...
Burası da bir zamanlar mezarlıkmış, sonra kaldırılmış, başka yere taşınmış.
Bunu anlatsak şimdi bu bile başlı başına bir yazı konusu.
(Aman Lütfü Dağtaş duymasın. Onu da katalım, diyebilir.)
Hadi onu anlattık, ya Sarı Kışla?
Demek ki hikâyeler bitmiyor.
Şimdilik en iyisi biz burada keselim. Sonrasına Allah kerim!


TADIMLIK

“Kuruluşu Makedon Kralı Büyük İskender’in rüyası mitine dayandırılsa da Anadolu’nun Akdeniz’e açılan  limanıyla ve geniş hinterlandıyla İzmir,  stratejik konuma sahip, erken çağlardan itibaren (Neolotik) çeşitli yerleşimlere ev sahipliği yapmış bir kenttir. Büyük İskender sonrasında MÖ 4. yüzyılın sonu ve 3. yüzyılın başında Bayraklı Smyrnası’ndan taşınarak şimdiki yerinde, Pagos Dağı’nın (Kadifekale) eteklerinde yeniden kurulan İzmir, MS 178’deki depremde büyük bir yıkım yaşamış ve Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un desteğiyle tekrar inşa edilmiştir.”

                           Sevinç Gök, ‘Smyrna (İzmir) Agorası’nda Osmanlı İzleri. Kütahya Seramikleri’