Gerçekten boşuna mı dedi acaba Mehmet Akif? “Ders alınsaydı tekerrür eder miydi tarih” diye sorarken koca şair, acaba neler görmüştü, nelere şahitlik etmişti? 1873 ile 1936 arası yaşamında Anadolu’da hayat nasıl fukara ve bezginlik yüklüydü? Fukaralık, savaşlar, kayıplar, emperyalizmin komşuyu komşuya kırdırma kahpeliklerine tanıklık etmişti. Milli Savaş’a inanmış ve mücadeleye girmişti. O muhteşem “İstiklal Marşı” mısralarını, belki mum ışığında yazarken, kim bilir beyniyle yüreği nasıl haykırıyordu?

Her sene anıyoruz (!) Mehmet Akif’i. Analım da acaba “anlıyor muyuz” gerçekten? Anlasaydık böyle mi olurdu 2021 yılında Türkiye? Tarihten ders almayı herkes söylerken, ders almamış olmayı hissetmemek mümkün mü?

İktidar koltuğunda oturanlar acaba başka gezegenden mi geldi? İktidara destek verenler de başka gezegenlerden gelmiş olabilir mi?

İktidarın yönettiği devlet, neden varlık sebebi halkını duymazdan gelir ki?

Açlık ve fukaralık artarken, kredi, kredi kartı, ek hesap faciaları kapıya dayanmışken, aile felaketleri, işsizlik ve umutsuzluk gençleri vatanlarından kopmaya iterken, zenginin daha zengin ve vicdansız, fakirin daha fakir ve çaresiz olduğu nasıl ama nasıl inkâr edilir?

İşsizliğe isyan eden gence neden hakaret edilir? Neden “cep telefonu” zenginlik alameti sayılır? Neden karını doymayan gençlere “Peygamberimiz böyle buyurdu” söylenir de, o güzel Peygamberimizin paylaşmaya, dayanışmaya, emek hakkına, kul hakkına ilişkin o muhteşem sözleri cami minberlerinde bile söylenmez?

Muhalefet neden “muhalefeti” sadece “konuşmak” olarak sanır? Neden muhalefet temsilcileri halkın yaşam koşullarını “yaşayarak” gündem etmez? Neden basın “ya ondan ya bundan” anlayışıyla, en temel sorumluluğu olan “halka ulaşmayı” yok sayar, mazeret üretir?

Kış geldi geliyor, doğalgazdan elektriğe, gazdan benzine açlık körüklenecek ama iktidarın ölçütleri, herhalde saye-i saltanatlarında abad ettikleri!

Şu adı “yerel”, uygulaması “yerel” olmayan “medya çalıştayına” ilişkin düşüncelerimi yazdım, konuştum diye ardımdan söylenmeyen kalmadı. Canları sağ olsun “onların”. Demek ki “iktidar” ya da “muhalefet” olmak değilmiş maharet, maharet “ortak davranışları” farklı ambalajlarla gösterebilmekmiş! Önerim mönerim yok… Herkesin “âlim” cakası sattığı zamanda benim susup sadece ibret ve dehşetle izlemem lazımmış.

“İzmir aidiyeti” dedim, laf işittim. Ama “iktidardan” değil!

“Deprem” dedim laf işittim. Hem iktidardan hem kendine muhalefet diyen bazılarından!

“Açlık, işsizlik, fukaralık” dedim laf işittim yine “herkesten”!

Var olsunlar da, keşke “insan” yaratıldıklarını hatırlayıp, yüzüme konuşsalardı.

Yazmayı bırakmayı ciddi düşünüyorum. Emekli olup tamamen “yalnızlaşmayı da”. Çünkü devam edersem türlü hokkabazlıkların parçası olacağım diye korkuyorum.

Siyaseti halk için değil kendisi için yapanlardan, “gazetecilikle” “pilavcılığı, peynirciliği” karıştıranlardan, dini sadece kendi işine geldiği gibi yorumlayanlardan, ulusal günleri sadece konserle algılayanlardan sıkıldım. E nasılsa bana da fikrim sorulmuyor, nasılsa ne söylesem laf duyuyorum. Demek ki ne yapmam lazım mış?

Haydi, siz söyleyin okurlarım, bekliyorum cevaplarınızı!

***

İNSANLIĞIN YIKILDIĞI TARİH: 30 EKİM 2020 (7)

Sadece 4 gün kaldı bir yıl olmasına. Sevgili Haydar Özkan’la konuşmadım, cumartesi bir anma yapacak mıyız, nerede ve kaçta? Ama benim bildiğim İZDEDA sessiz kalmaz 30 Ekim’de. Sessiz kalmaz da, merak ediyorum kaç kişi onları yürekleriyle dinleyip anlamaya çalıştı acaba? Eğer gerçekten üst iradeler anlama gayreti gösterebilseydi, acaba bugün Bayraklı’da her şeye rağmen güller açar mıydı?

Bayraklı… Hayalet Bayraklı… Metrukluğa mahkûm edilmiş, sürgün rüzgârlarının esmeyi bitirmediği Bayraklı… Yalanla rantın kol kola yürüdüğü, eşit ve özgür yurttaşlara her türlü itilmenin reva görüldüğü Bayraklı…

30 Ekim yazı günüm değil, 29 Ekim Cuma iki konu yazacağım sadece. Biri Cumhuriyet diğeri deprem. Ama her geçen gün daha da anlamsızlaşıyor gözümde yaşadığım ilçe. Kimseye anlatamıyorum aslında nelerin döndüğünü. Sanki iktidar da muhalefet de uzlaşmış gibi. Görülene “görmedim”, çığlıklara “duymadım” deniyor sanki. Bir yandan siyasi didişme diğer yandan gizemli beklentiler. İşte Bayraklı’da manzara-i umumiye!

Pazar günü dolaştım tek başıma Manavkuyu’yu… Bakanlığın yaptırdığı inşaatları, kentsel dönüşüm panolarının olduğu yıkımları, boşaltılan ve her biri hayalete dönen apartmanları seyrettim. Beni tanıyanlarla, okurlarımla, yayınlarımı izleyen canlarla söyleştim ayaküstü. Karamsarlığı, yarından korkuyu, çaresizliği, cevapsız soruları yüklendim.

Yüklendim de kimin umurunda değil mi? Her satırıma, her kelamıma laf eden karanlık odaklar.

Ne diyeyim, eyvallah!

Lakin bir soru var beynimde. Bakanlığın yaptırdığı 5+1 kat yeni apartman. Hemen yanında boşaltılmış, kentsel dönüşüme hazırlanan 12+1 kat apartman. O 12+1 de mevcut durum. Emsal artışı falan girdi mi belki 18+1 olacak bilemem. Başta Necip Nasır vekil olmak üzere, yüreğinde nokta kadar vicdan olan iktidar partisi mensuplarına soruyorum: Bu reva mı evini kaybetmiş depremzedelere? Hani Bayraklı “deprem” riskli bölgeydi? Hani zemini “muhallebiydi”? Her zemine her inşaat yapılır desem, neden evini depremde kaybetmişlere 5+1 veya dağın başındaki konutlar? Yok, “muhallebi zemin” fazla yoğunluğu kaldırmaz desem, o halde neden emsalle birlikte katlar yükseliyor?

Cevap gelmez biliyorum. “Boş verin onu biz işimize bakalım” derler geçerler. Ama bakalım faylar yarınlarda ne diyecek?

Peki, Bayraklı’da yapılan yeni daireleri milyona kimler alıyor? Yeni projelerin uçuklukları neden tartışılmıyor? Yoksa esrarengiz 20 yıllık proje girdi mi devreye?

Neydi o “esrarengiz proje”?

Söz bir gün yazacağım… Ucu 1999’a gidiyor zira!

***

İZMİR’İN TRAFİĞİ GÖRÜNÜR GÖRÜNMEZ Mİ OLDU?

Daha önce yazmıştım. Ne yazık ki büyük şehirlerde adına “trafik magandası” dediklerimiz hep artışta. Çünkü yeterince denetim, yaptırım olmadığı gibi, memleketteki ehliyet sistemi de Allah’a emanet. Bir ara Emniyet “biz ceza yazmak istemiyoruz” safsatasını dedi ve hayatımız allak bullak oldu. Oysa özellikle trafikte kimsenin gözünün yaşına bakılmamalı. Ama adaletli bir şekilde. Milletvekilinin oğlu, genel müdürün yeğeni demeden kim hata yapıyorsa trafikte, gereği neyse derhal yapılmalı. Çünkü trafikteki hatalar can alıyor can!

İzmir Emniyet Müdürlüğü de bence çok yerinde bir kararla “görünür” olmaya karar vermiş. Bir süredir izliyorum. Hatta Şamil Bey’le de görüştüm. Fakat dikkat ettim, kontrol ve yönlendirme biraz bırakılmış da sadece denetim ve ceza öne geçmiş gibi. Oysa araç yoğunluğundan ışık hassasiyeti kayboldu. Sarı ışıkta geçmeye kalkanlar yüzünden trafikte kavşaklar bazen arapsaçına dönüyor. Yoğun saatlerde merkez kavşaklarda mutlaka ışık yerine trafik polisi olmalı ki, kendini uyanık sayan magandalar korksun. Öte yandan merkezde bazı cadde ve sokaklarda çift sıra parklar, görme engelliler yoluna araç bırakanlar, tramvay yolunda ısrarla gitmeye çalışanlar derken zaten sıkıntılı olan İzmir trafiği daha da keşmekeşe dönüyor bazı saatler. Aslında İçişleri Bakanı’na ulaşabilsem bir önerim olacak. Neden fahri müfettişlik sadece ehliyeti olanlardan seçiliyor? Neden benim gibi müzmin yayalar da değerlendirilmiyor?

Kentte huzur içinde yaşamak belli disiplinlere bağlıdır. Bu disiplinleri sağlayacak olan da polislerdir. Ama tarafsız, adil Cumhuriyet Polisleri!

***

TEKRAR EDİYORUM: SEVMİYORUM SENİ İSTİNYE!

Allah’ım Allah’ım bir ukalalık, bir küstahlık. Sürekli İstanbul ile mukayese, sinir uçlarıma dokunma falan.

Yahu önce “bu yazan kimdir” diye araştırın efendiler! Oldum olası AVM’lerden hoşlanmadım. O AVM’ler yüzünden iflas eden, fukaralığa düşen esnaftı benim tanık olduklarım. Sonra da İzmir’in dokusuna verdikleri doğrudan ve dolaylı tahribat. İstinye namıyla maruf AVM’nin benim gözümdeki tek anlamı, o bölgeyi her açıdan mahvetmesidir. Ha şunu da söyleyim, o alanın bu şekilde kullanılmasına eyvallah diyen dünden bugüne kim varsa da ben alayını Allah’a havale ettim. Ancak, öğrendiklerim ilginç. Bu çok pahalı AVM sanırım “bize” değil “yeni İzmirlilere” hitap edecek. Hani şu iki milyona daire alanlar! Metrekare fiyatları maşallah hep milyon milyon e satılacak ürünler de zaten bizim gibilerin alabileceği olamaz. Ama içine edecekleri trafik hepimizin. Keseceği rüzgâr hepimizin. İstanbul’u mahveden zihniyetin İzmir’e tasallutu beni isyana sürüklüyor ya, haydi hayırlısı. İstinye’ye “Kemeraltı” konseptini tavsiye eden İzmirlileri araştırmaya devam ediyorum.

***

YEŞİLDERE PROJESİ Mİ?

Babamın hayatının geçtiği Yeşildere de “dönüşecekmiş”! Acaba iktidar Yeşildere’yi ne kadar biliyor? Bugünle mi, dünle mi yoksa tüm geçmişiyle mi “dönüştürecek”? Kayasuyu ve civarında her türlü çileyi çekenler mi gülecek yoksa iktidarın projelendirdiği “Yeni İzmirliler” için milyonluk, verandalı konutlar mı yapılacak? Ben şimdiden yazayım o bölgenin anlamını kavrayın önce. O bölge kutsal bir bölge. Demedi demesinler.