ÖMER CEYLAN- İzmir, Şenay Gürler için sadece doğup büyüdüğü ve eğitim aldığı yer değil; aynı zamanda kayıplar yaşadığı, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrendiği ve hayat mücadelesini verdiği şehir. 'Korkuyorum Anne' ve 'Kasap Havası' gibi bağımsız sinemanın ödüllü yapımlarından, yıllarca ekranlarda iz bırakan 'Avrupa Yakası'na kadar geniş bir oyunculuk yelpazesine sahip olan usta isimle memleketinde, kulis telaşı sürerken buluştuk. Şimdilerde "Bu Hikaye Senden Uzun Osman" adlı tek kişilik oyunuyla seyirci karşısına çıkan Gürler, sahnede tek başına olmanın getirdiği o riskli ama özgürleştirici alanı deneyimliyor. Yılların tecrübesine rağmen "Ben hala öğrenmeye çalışan biriyim" diyecek kadar mütevazı ve zorlukların içinden çıkış yolu bulmayı bilen Şenay Gürler ile oyunculuk serüveninden değişen ünlü olma kavramına kadar uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

With @Senay Gurler

"ESAS GÜÇLÜLÜK, ZORLUĞUN ÜSTESİNDEN GELEBİLME BECERİSİNİ GÖSTEREBİLMEKTİR"

Sizin gibi güçlü bir kadının en güçlü olduğu an ne zamandı diye sormak isterim ilk soru olarak

O tek bir an değil herhalde. Ben hep şey diyorum; gücüm, güçsüzlüğümden gelir. Zaman zaman kendimi çok güçsüz hissettiğim zamanlar oldu ama hepsinden çıkmanın, o zorlukların içerisinden sıyrılmanın bir yolunu buldum. Bence esas güçlülük, zorda kaldığın zaman bile o zorluğun üstesinden gelebilme becerisini gösterebilmek. O yüzden bir tek zaman diyemem, çok fazla oldu. İzmir'de yaşadığım zorluklar oldu, İstanbul'a gittiğim zaman orada da çok zor zamanlar yaşadım. Ve bundan sonra da olmayacak anlamına gelmiyor. Hayatın ne getireceği, karşımıza ne çıkaracağı belli değil. Her zaman güçlü olmak gerekiyor. Güçsüz olduğunu da kabul edip buradan hareket etmek gerekiyor. O yüzden hep "gücüm güçsüzlüğümden gelir" diyorum.

Sahneye çıkmanıza çok az kaldı… Öncesinde yaptığınız bir ritüeliniz var mı?

Tek kişilik bir oyunum daha var, o tek kişi olduğum için biraz daha stresli oluyor. Onda biraz kendi köşeme çekilip metne baktıktan sonra bir süre durup kendi içimi dinlemem ve hazır olduğumu hissetmem gerekiyor. Tabii yaptığım komik ritüellerim de var. Kendi kendime şaka yapıp, tahtaya vurmak gibi adetlerim var ama onun dışında açıkçası biraz sessiz kalıp, sakinleşmeyi tercih ederim.

137763

"İKİ BUÇUK AYDIR YENİ ROLÜMLE BOĞUŞUYORUM"

Bağımsız sinemadan ana akım dizilere kadar birçok alanda geniş bir yelpazeniz var. Peki sizi en çok heyecanlandıran rol neydi?

Bir tane demeyeceğim tabii ki, o kadar çok şey var ki... İstanbul'a ilk gittiğim zamanlardan sonrası, ilk filmim beni çok heyecanlandırmıştı; 'Korkuyorum Anne'. Film olarak bakarsak 'Kasap Havası' var. Oradaki rol de beni çok heyecanlandırmıştı çünkü çok farklı bir karakterdi. Bir terzi kadını, mahallede yaşayan bir kadını oynamıştım. Dizilerde de zaman zaman kendinizi zorlayacağınız, farklı karakterler çıkıyor karşınıza. Televizyonda tabii ki bir kült olmuş Avrupa Yakası var. Oradaki Fatoş rolü çok heyecanlandırmıştı beni. Ama beni asıl zorlayan rollerden bahsedersek... Yeni başladığım, bir kitaptan uyarlanan 'Senden Uzun Osman' diye tek kişilik bir performansım var. Çok zor bir oyun. Şu ara onunla boğuştum resmen; iki buçuk, üç aydır onunla boğuşuyorum. O zorlayıcı hali beni inanılmaz heyecanlandırıyor.

Hala Fatoş karakteriyle karşılaşmak sizin için bir lütuf mu yoksa bir etiket mi?

Aslında dediğin gibi bir etiketmiş gibi görünüyor. Çünkü aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen herkes Fatoş rolünü hatırlıyor, "Aa Fatoş hiç değişmemişsiniz" diyorlar. Tabii ki değiştik ama... Hep Fatoş olarak bilinmek bir etiket çünkü onun dışında ben çok farklı karakterlerde de oynadım. 'Şahsiyet' gibi çok sevdiğim dizilerde, filmlerde yer aldım. Ama Fatoş rolü aynı zamanda büyük bir lütuf; daha çok tanınmama, insanların bana daha çok sevgi göstermelerine neden oldu. 5,5 yıl süren, dönemine göre çok yeni ve harika bir kadroyla hayata geçen bir projeydi. Hayatımdaki yeri çok ayrı. Evet bir etiket ve ben bunu kabullendim, çok da güzel bir dönemdi. Ama bugün hala 13-14 yaşındaki gençler karşıma çıkıp "Çok beğenerek izliyoruz" diyorsa, o zaman o etiketin ötesinde büyük bir lütuf diyebilirim.

M V5 B Ym Jm Zjcz Y2 Qt Mm U1 My00 Ym My L Tgw N2 Qt Z D Mw Nzk3 N G E1 O Dgw Xk Ey Xk Fqc Gc@. V1

"BİRBİRİMİZİN HOCASI OLMUŞUZDUR"

Bugünkü ünlü olma biçimiyle sizin döneminizdeki sanatçı olma arasında bir fark var mı? Yeni dönemi nasıl görüyorsunuz?

Zor bir soru! Ünlü olmak benim çok önemsediğim bir şey değil. Tabii ki beğenilmek, toplum tarafından alkışlanmak, yaptığın şeyin takdir görmesi çok değerli. Aynı setleri paylaştığımız arkadaşlarım hakkında çok fazla yorum yapmak istemem. Tabii ki eskiye göre biraz daha farklı; bazen biraz güzel olmak yeterli olabiliyor, fazla yetenek aranmayabiliyor. Ama bir yandan da hiç eğitim almamış bir sürü arkadaşımın çok başarılı olduğunu görüyorum. Hem güzeller hem başarılılar ve tanınıyorlar. Kendi yeteneklerini, varlıklarını gösteren çok kaliteli arkadaşlarımız da var; bir küçük rolle parlayıp, bir televizyon filmiyle devam edenler de.

İzmirli kahraman heykeltıraş Fuat Mensi Dileksiz unutulmadı
İzmirli kahraman heykeltıraş Fuat Mensi Dileksiz unutulmadı
İçeriği Görüntüle

Peki size emeği geçen, "ustam" diyebileceğiniz biri var mı?

Ustam demek bana çok iddialı geliyor. "Hoca" dediklerinde de "Yok, ben hoca değilim" diyorum. Ben hala öğrenmeye çalışan biriyim. Herkesten öğreneceğim şeyler var. Ama çok hayran olduğum oyuncular oldu. Ben henüz öğrenciyken Müşfik Kenter'i izleyip çok etkilenmiş, "Ben de oyuncu olacağım" diye karar vermiştim. Meslek hayatımda Bülent Emin Yarar, Haluk Bilginer, Zuhal Olcay gibi o kadar iyi aktör ve aktrislerle aynı seti paylaştım ki... Bir şekilde hepimiz birbirimizin hocası olmuşuzdur diye düşünüyorum.

62208Eb2Bf21441F8081C71B

"İZMİR BANA HAYATI YAŞATTI"

İzmirli olarak İzmir sizin için ne ifade ediyor? En sevdiğiniz yer neresi?

İzmir çok şey ifade ediyor. Ben burada doğdum, burada büyüdüm, üniversiteyi burada okudum, evlendim, boşandım... İzmir'de ben çok fazla şey yaşadım, hayat mücadelesi verdim. Annemi, babamı, ablamı; birçok yakınımı burada kaybettim. İzmir bana çok şey yaşattı. Bugün geldiğimde fuarda yürüdüm. Fuar çocukluğumuzda çok özel bir yerdi. Öğrenciyken standlarda çalışıp para kazandığım günleri hatırladım. TRT'de seslendirme yaptım, hepsini öğrenciyken burada yaptım. En sevdiğim yerlere gelince; Pasaport'u çok severim. İnciraltı'nı çok severim. İzmir'in her yeri çok güzel.

"TEK KİŞİLİK OYUNDA BENİ KURTARACAK HİÇ KİMSE YOK"

Sahnede ya da hayatta hata yapmaktan korkuyor musunuz?

Tabii ki korkuyorum, hem de çok. Fakat kalabalık bir oyundaysanız arkadaşlarınızdan biri sizi kurtarıyor, siz onu kurtarıyorsunuz; boşlukta kalmıyorsunuz. Bir şeyi unutmak hepimizin başına gelebilir. Teknik bir arıza çıkar, ses gider, sahnede bir şey kırılabilir... Aslında bunlar sahnenin sürprizleri. Her an aktif ve algılarınızın çok açık olması gerekiyor. Sahnenin heyecanı da buradan geliyor zaten, seyirciyle baş başasınız. Tek kişilik oyunlarda daha çok korkuyorum açıkçası, çünkü hata yaptığımda beni kurtarabilecek hiç kimse, hiçbir şey yok. Tek başınasınız. Bunun müthiş bir özgürlük alanı var ama aynı zamanda ürkütücü bir tarafı da var.

62208Aaa86B24A1B60Ed76A0

Ekranda en iyi flörtöz karakterleri siz oynuyorsunuz. Rol dışında flörtöz müsünüz?

Bence flört etmek güzel bir şey. Ama tabii ki Fatoş gibi bir karakter değilim. O benim sadece bir yanım; bütün oynadığım karakterlerde benden izler mutlaka vardır. Kendi içinizde hiç yüzleşmediğiniz bir şeyi bulup sahnede ortaya çıkarıyorsunuz bazen. Hepimizin içinde birçok şey var ama biz günlük hayatımızda sadece bazılarını seçerek yaşıyoruz. Ben o kadar flörtöz bir kadın değilim ama dediğim gibi, flört etmek güzel bir şeydir.

Kaynak: ÖMER CEYLAN