Vali Bey'e maruzatım var

Önce, her şey yasaklandı… Tiyatro oyunları, opera, bale, konserler, festivaller, film gösterileri, edebiyat söyleşileri, yani sanatsal etkinlik adına aklınıza ne geliyorsa… ‘Yeni normal’e (!) geçilmesiyle, AVM’lerin ve camilerin ardından sinemalar açıldı. Tiyatroların da açılabileceği söylendi ama yaz aylarında hangi salon iş yapar; açık hava’lara yöneldi tüm tiyatrocular... İstanbul Büyükşehir ve Kadıköy Belediyeleri açık hava mekanlarında düzenledikleri etkinliklerle özel tiyatrolara ciddi destek sundular. İzmir Büyükşehir Belediyesi de, pandemi nedeniyle yapamadığı Tiyatro Festivali’ni gerçekleştirmek için yola koyuldu.

Ne var ki, Sonbahar’ın gelişiyle vaka sayılarında görülen artışlar yüzünden tüm etkinliklerin yasaklanması gündeme geliverdi. Ve, sanat dünyasından eleştiriler yağmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un tiyatro, opera ve bale gösterilerinin pandemi kurallarına uygun olarak yapılabileceğini söylemesi, sahnelere dönme hazırlığındaki tiyatroculara nefes aldırdı. Ne var ki, İzmir Emniyeti bu kararın kendilerine bildirilmediğini gerekçe göstererek, yerel yönetim etkinliklerine -bu kapsamda İzmir Büyükşehir Belediyesi Deneme Tiyatrosu’nun sahnelediği “Kuvayı Milliye” oyununa ve Kültürpark’daki film gösterimlerine- izin vermedi. Kaymakamlıkların bazıları turne tiyatrolarına izin verirken, bazıları “yassah kardeşim!” dedi. Bir süre sonra, Bakanın kararı ellerine geçmiş olmalı ki, tiyatroya izin çıktı. Zaten, Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi Eylül başında perdelerini açmıştı.

Şu günlerde, merkezi hükümete ve yerel yönetimlere bağlı tiyatroların yanı sıra özel tiyatrolar da, açık ve kapalı mekanlarda oyunlarını sergileyebiliyorlar neyse ki... Ama, yerel yönetimlerin düzenlediği diğer etkinlere hala izin yok! Öyle ki, İstanbul’da yapılabilen açık hava film gösterimleri, hatta ‘arabalı’ film gösterimleri bile gerçekleştirilemiyor İzmir’de. Sinema salonları ise açık… “Bu nasıl çifte standarttır” diyorsunuz, “Biz ticarete karışamayız” diyorlar. Demek ki, sanatın ticari olanı makbul devlet nezdinde…

Göreve başlayalı henüz birkaç ay olan İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger‘e sormak isterim: İzmir’in dört bir köşesinde biletli konserler, biletli film gösterimleri yapılabiliyorken, yerel yönetimin kamu hizmeti niteliğindeki ücretsiz etkinliklerine niçin izin verilmiyor? Siyasi iktidar, CHP’li Belediye Başkanı’nın başarılı olmasını istemiyor mu yoksa? İki hafta önce de sormuştuk bu soruyu, yanıt gelmedi. Belki Sayın Vali, Bakan Bey'e danışarak, bu akıl ve mantık dışı uygulamayı düzeltir de, İzmir halkı bu sıkıntılı günlerde sanata ulaşmakta zorluk çekmez.

Biz en iyisi, serbest olan tiyatro alanından bazı haberler verelim. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Yönetmeliğinin Belediye Meclisi’nde kabul edildiğini duymak sevindirici. Sevgili hocamız Özdemir Nutku’nun hayalleri gerçek olacak demek ki… Belediye, çağdaş bir yaklaşımla tiyatronun genel sanat yönetmenliği için açık çağrı yapıyormuş. Adayların üç yıllık program önerileri ile başvurmaları gerekiyormuş. Duymayanlara duyurulur… Başkan Tunç Soyer’in tiyatro sevgisini yakından bilenlerdenim. Kentimizin en kısa sürede, çağdaş değerlere ve tutarlı bir sanat politikasına sahip bir tiyatro kazanmasını dileyelim… Tabi, bu noktada merkezi hükümete de bir görev düşüyor. Yerel yönetimin Şehir Tiyatrosu için talep ettiği kadroları bir an önce verme görevi…

Şehir Tiyatrosu’nun kuruluşunun tamamlanmasını beklerken boş durmuyor Büyükşehir. Bir yandan İzmir’in özel tiyatrolarının kendi sahnelerinde düzenledikleri oyunlardan bilet alarak onlara destek çıkarken, öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi Deneme Sahnesi ile genç tiyatroculara oyun alanı açıyor. Mevsim başında üç oyunla seyircinin karşısına çıktı, Orçun Masatçı yönetimindeki Deneme Sahnesi. Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği “Kuvayı Milliye Destanı” ve Yasemin Şimşek Tüzün’ün yönettiği çocuk oyunu “Don Kişot’un Rüyası” metin, yönetim, tasarım, müzik ögelerindeki estetik bütünlük ve genç oyuncuların başarılı yorumları ile Deneme Sahnesi’ne yakışan yapımlardı. İlginç bir konunun (Türkiye’nin ilk gangsteri Necdet Elmas’ın hikayesi) akla ziyan bir yorumla harcandığı “Gangster”i ise, bir yol kazası olarak nitelendirelim ve ‘popüler’ olma kaygısının nasıl tehlikeli bir tuzak olduğunu yetkililere göstermiş olmasını dileyelim.

YORUM EKLE