Kitaplar ve yazarları… Kitapevleri ve de kitap fuarları hep ilgimi çekti… Batıya açılan penceremiz olan "Ege ve İzmir” bu bakımdan gerçekten çok şanslı… Tabi ki, “okuma- yazma” söz konusu olunca önümü ilikler, büyük deha Atatürk’ün önünde saygıyla dururum. Çünkü, O’nun “kitap okuma sevgisini aşılaması” bilinen bir gerçektir. Nitekim, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü bile bugünkü yazımın en büyük desteği olsa gerek… Kitaplar ve kütüphaneler konusunda da, bireylerin kitap okuyarak, “kendilerini geliştirebileceğini ve böylece vatana millete hayırlı evlatlar olabileceklerini” vurgulaması da çok önemlidir. Nitekim Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözleri sanırım hepimizin belleklerindedir.

Kitaplar hakkında özlü sözler de önemlidir. İşte bunlardan bir kaçı: “Kitap ruhun ilacıdır/ İnsanların aynası kitaplardır./ İyi bir kitap iyi bir arkadaştır./ Kitaplar uygarlığa yol gösteren ışıklardır./ Bilimde en yeni, edebiyatta en eski kitapları oku.”

Sanırım hepimiz kitap evlerine, kütüphanelere ve kitap fuarlarına hep bu amaçla koşup oralarda buluşuyoruz… İnsanoğlu bununla yetinmeyip, NASA’nın uzaya gönderdiği “Lucy” adlı araçla dünyaca ünlü yazarların eserlerini götürüyor. Giden eserlerden biride Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un “ Kara Kitap” romanından bir bölüm. Romanın, “Daha çok sevmek, daha çok gülmek, daha çok düşünmek isterdik” diye başlayan bölümü bir plakaya yazıldı.

***

Değerli okurlarım, kitaplar, yazarlar ve kitap fuarları önemini gerçekten çok büyük. Geçen hafta Denizli’de açılan kitap fuarında benim tabirimle “kitap kurdu” ve “kitapların efendisi” Ercan Günaydın da vardı. O benim ilkokul sıralarından bu yana tanıdığım istikrarlı ve ünlü firmaların İzmir ve Ege temsilcilerinden… İsterseniz sözü Ercan’a bırakayım: “Çocukluğumuzun en renkli anılarındandır ilkokul çağı. Acı-tatlı çeşitli yaşanmışlıklar vardır. Ben İzmir’de Kahramanlar İlkokulu'nda okudum… Saatler günleri, günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovaladı derken, çocukluğum geride kaldı ve ben İzmirli bir kitapçı oldum. Kitapçı Ercan, sakallı, göbekli ve güler yüzlü biri… Hafızam beni yanıltmıyorsa tarih 7-8 Mayıs 1978 olmalı. İşte o gün benim hayatımın kırılma noktası oldu. Temel Dağıtım adındaki kitap ve dergi dağıtımı yapan bir iş yerinde çalışan arkadaşım Tufan ve Rüstem ağabeylerin ziyaretine gittim. Kafamı nereye çevirsem raf ve raflar kitaplarla doluydu. İçimden 'Bunların hepsi nasıl okunur? Bunları okumaya hayat yetmez' diye geçirdim. Hiç unutmam o günlerde Mehmet Türkkan’ ın ‘Güneşin Katili’ adında bir kitabını okumaya çalışıyordum. Arkadaşlarımın işleri çok yoğundu. Elimden geldiğince bende onlara yardım etmeye çalıştım. Galiba işi beceriyordum ki, ‘Gel, bizimle çalışmaya başla’ dediler. Ne olduysa o gün oldu. O günden bugüne tam kırk üç yıl geçti. Kitap gibi sayfaları dolu bunca yıl. Kütüphanelerin, evimizdeki kitaplıkların raflarında yerini almış olan bu kitapları kimler yazıyordu, nasıl basılıp, okurlara nasıl ulaşıyordu? Hiç düşünmemiştim, bu işe girinceye kadar... İlk tanıştığım yazar, eleştirmen, edebiyat araştırmacısı Asım Bezirci idi. O, belki farkında değildi ama bana çok şey öğretti. Özlemle anıyorum…

Temel Dağıtım'dan sonra askerlik ve İzmir İleri Kitabevi. İzmir’de bir simgeydi ve çok değerliydi. Edebiyat ve kitap söz konusu olunca İzmir’in nabzını tutan bir mekândı. Konak SSK İşhanı, Çınar Sineması'yla sanki bütünleşmişti. 68 Kuşağı veya 78 Kuşağı olarak kendilerini sınıflandıranlar veya kitap kokusunu sevenlerin uğrak yeriydi. Türk edebiyatının, basın hayatının en önemli isimleri ve sanat dünyamızın en değerli kişileriyle tanışma ve birçoğuyla dost olma imkânım oldu. 1996 yılında Kemeraltı I. Beyler ve II. Beyler sokakları arasındaki Cumhuriyet döneminin İzmir’de basın hayatına geçen ilklerden biri olan ‘AHENK Gazetesi’nin kurulmuş olduğu binada Ercan Kitabevi olarak 10 yıl çalıştık. Farklı bir mekândı. Entelektüel camianın buluşma yeri olmuştu. Sürekli etkinliklerin, imza günlerinin yapıldığı, genç arkadaşların edebiyat ustaları ile yazdıklarını paylaştıkları, güzel iki katlı bir kitabevi... Türkiye’ye yayılmış bir ünü vardı, “Yazar-Çizerin, Okurlarıyla Randevusuz Buluştuğu Kitabevi” diye. Çünkü kitabevinde yazar olan birkaç dost hep vardı.

Türk Edebiyatının en önemli isimlerinden Vedat Türkali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü, Kemal Özer daha niceleri hepsi benim hayatıma dokundu. Ercan, Kuşadası’nda SEYAKMER (Sevil- Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi- Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi) için çok büyük uğraş verdi. Aile mirası olan ve eşi Meltem ise sağlık sektöründe uzun yıllar çalışmış biri olarak ailece buranın çocuk kütüphanesi olmasını çok arzu etmiş. Protokoller, yazışmalar, ihaleler vs. uzun süren süreç. Genel seçimler, yerel seçimler derken bugünlere geldiklerini hatırlatan Ercan diyor ki; “Başta Belediye Başkanımız Ömer Günel ve ekibi, KEGEV (Kuşadası Eğitimi Geliştirme Vakfı) başkanı Şefik Sözer ve vakıf mütevelli heyetince de olumlu karşılanması ile yeni süreç başladı. Kızımız Mimar Cansu İç donanım ile ilgili bilgilerini aktarmak, ben mesleğim icabı kitaplara ulaşmak için işe koyulduğumuzda değişen, gelişen dünyada yer alan dijital dünya unutulmadı. Dünyanın her yanında dijital kütüphaneler açılıyor ve hizmete giriyor. Türkiye’de yeni yeni düşünülen ‘Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi’ düşüncesi kafalarımızda yer etti. Başkanımız Ömer Günel’in büyük desteği ile hayata geçirme adımlarını attık.”

Aslına bakarsanız Ercan Günaydın, büyük bir işi başardı. Hikaye uzun, yeri gelince anlatırım.

İsterseniz son sözü Ercan’a bırakayım: “Okumadığımızı dile getirdiğimiz bir zamanda sorulacak tek bir soru vardır. Bizler ne zaman okuduk? Kendimizi yetiştirmek için okumalıyız. Okumak boş zamanları değerlendirmek değildir. Okumak için zaman ayırmak gerek. Okumak alışkanlık işi değildir. Okumak görevdir. Gelişen çağımızda teknolojiyi takip etmek zorundayız. Umut ederim ki, ben ve ailem birçok insana örnek oluruz. Türkiye’nin her yerinde Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphaneleri açılır.”

Değerli okurlarım gelecek hafta bir başka konuda buluşmayı diliyorum.