İzmir bir sinema kenti olabilir mi?

Geçen hafta, Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in duyurduğu Sinema İzmir projesinden söz açmıştım. Kaldığımız yerden devam edelim… İzmir’i bir sinema kenti yapabilir miyiz? Bu soruya olumlu bir yanıt verebilmek için, bazı adımların atıldığını görmek gerek. Bir sinema kenti yaratmak için, stüdyo ve plato kurmadan önce, kentin sinema kültürünün geliştirilmesi ön koşuldur. Film Festivalleri yanı sıra, Sinematek birimini de içerecek biçimde bir Sinema Müzesi kurulması, diğer belediyelerle el ele vererek ‘Sinema Evleri’ (sanat sinemaları) ağı oluşturulması, dünya sinemacılarını kente çekecek kolaylıklar, destekler sağlanması, kentin sinema öğrenimi veren Üniversiteleri ile sıkı bir işbirliği kurulması, v.b. adımlar…

Bu adımları atabilmek için, kentin kültür-sanatını yöneten hantal bürokrasiden ve ihale yönteminden kurtulmak gerekiyor. Sanat alanındaki etkinlikleri ihale yöntemi ile gerçekleştirmek, yolsuzluğu örtme çabasından başka bir şey olmadığını siyasal iktidarın uygulamalarından görmüş olmalıyız. Sanat etkinliklerini, inşaat işlerinden farklı görmeyen bu anlayış, sanatın özgünlüğüne en büyük tehdittir.

Nasıl mı, anlatalım… Farz edin bir sanat projeniz var ve bunun yerel yönetim eliyle gerçekleştirilmesini istiyorsunuz. İlgili birimin yöneticisi projenizi beğendi diyelim – kaldı ki, o projeyi değerlendirecek vizyona, bilgi ve deneyim birikimine sahip olduğu kuşkuludur – size hemen şunu söyleyecektir. “Tamam, ihale süreci bitince biz size döneriz?”… Sanat alanındaki bir projenin ihaleyle yapılamayacağını gelin de anlatın o kişiye. Aslında amaç bellidir. İhalelerin önemli bir kısmının ‘adrese teslim ihale’ olduğunu bilmeyen yoktur, ama kimsenin sesi çıkmaz, çıkamaz.

AKP’li yerel yönetimlerin büyük bir beceri ile uyguladığı bu sistemin CHP’lilerce de benimsenmesi üzücüdür. Büyükşehir belediyelerinin pek çoğunun kültür-sanat işleri ile ilgili şirketleri vardır. Ama, belediye bu işleri önce ihaleye çıkartır, böylece dürüst ve eşitlikçi olduğunu gösterir, sonra ihaleyi belediyenin şirketi kazanır, ama -ne hikmetse- işi yapmak yerine alt yüklenicilere -Türkçesi: yandaş şirketlere- yaptırır. Zaten, bu şirketlerin çoğunlukla içerde ‘adamları’ vardır! Öyle ise, sormanın zamanı gelmedi mi? Bu düzen böyle mi gidecek?

Örnek mi istersiniz? En iyisi, sanata en büyük bütçeyi ayıran İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden verelim. Şehrin en önemli sanat kurumlarından biri olan Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun yıllık programı ve bütçesini CRR Sanat Yönetmeni hazırlar, belediyenin Kültür Daire Başkanlığı’na sunar. Uygun görülürse, ihale açılır -genellikle geç açıldığı için mevsim başına yetişmez!- ve gene genellikle belediyenin şirketi Kültür A.Ş. ihaleyi kazanır! Sonra da, gelsin alt yüklenici şirketler… Sanat projelerinin telif hakkının devredilemez olduğu ilkesi kimin umurunda!

Peki, dünyada nasıl oluyor bu işler? Örneğin, Royal Festival Hall konserlerini, ihaleyle işi alan şirketler mi gerçekleştiriyor? Elbette, hayır… Her kurumun kendi bütçesi var ve ödemelerini kendi yapar. Diyeceksiniz ki, Türkiye’deki bürokrasi ile bu mümkün değil. Konser günü sanatçının kaşesi ödenemez. Doğrudur. Peki, Kültür A.Ş gibi kurumlar bu sorunu çözmek için yaratılmadı mı? Aracı şirketlere ne gerek var? İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yevmiye ile çalışan sanatçıların da ihale ile aracı şirketler üzerinden alındığını biliyor muydunuz? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve iki sanat kurumunun -isabetle seçilmiş- değerli yöneticileri Cem Mansur ve Mehmet Ergen‘in kafa kafaya vererek bu sorunlara kısa vadede bir çözüm getireceklerine inanıyorum.

Bunları anlatmamın nedeni, İzmir’de Tunç Soyer’in gerçekleştirmeyi vaat ettiği İzmir Şehir Tiyatroları, İzmir Sinema Ofisi, Akdeniz Film Festivali gibi önemli projeler… Bunlara, Sinema Müzesi’ni, Belediye Konservatuarı’nı da ekleyebiliriz. Bu kurumların özgürlüğünü ve özgünlüğünü güvence altına alacak, yaratıcılığın önünü açacak özerk yapılar -kurumlar- oluşturma yolunu seçebilir ya da mevcut bir vakıf aracılığı ile bu işlerin yapılmasını kolaylaştırabilir, bürokrasinin cenderesinden kurtarabilir. Böyle bir niyetle yola çıktığında tüm sanat camiasını yanında bulacaktır.

YORUM EKLE