Seçim meydanlarında “Ben Erdoğan'dan daha tecrübeli siyasetçiyim” diyen Muharrem İnce'nin sadece dostluğuna güvenerek bir gazeteciye “adam kazandı” diye mesaj atması sizce normal mi?
Yoksa amacı; mesajı okuyacağından emin olduğu gazetecinin aracılığıyla, kendisine oy verenlerin tepkisini yumuşatmak mı?
Ben ikinci fikirden yanayım.
İçtenlikli değil, içten pazarlıklı bir hamle olduğunu düşünüyorum.
Samimi bulmuyorum.

***

Sistem değişmiş, kimse umursamıyor.
Yeni sistemde çoğunluğu sağlamış AKP ve destekçisi MHP dışındaki siyasi partilerin vekillerinin hiçbir işlevi yok kimse umursamıyor.
Uyum yasası adı altında 2 binin üzerinde yasa değişecek, bu değişiklikler Türkiye'de bir daha güvenilir seçim yapılamama olasılığını gündeme getiriyor kimse umursamıyor.
Varsa yoksa koltuk...

***

24 Haziran'ın 24 saat öncesine gidelim.
Muharrem İnce Halk Arenası'nda Uğur Dündar'ın konuğu.
60 binin üzerinde konuğun önünde ne dedi?
Sabahın beşinde gidin.
Gerekirse geceden gidip çadır kurun.
Sandık başından tuvalete bile ayrılmayın.
Yemek bile yemeyin, ne olacak bir gün yemek yemeseniz.
Sayımı terk etmeyin, gerekirse üzerine yatın.
Yetmez... Sandıkları seçim kuruluna kadar izleyin.
Orada da başında bekleyin.
Gerisini bize bırakın, YSK'nın önünde olacağım.
50 bin avukat arkadaş cüppeleri ile hazır beklesin.
Gece yarısı çağırabilirim...”
İnsanlar sabahın köründe sandıklarına gittiler. Ayrılmadılar. Yemediler, içmediler. Dayak yediler, tedavi olup yine sandıklarına koştular. Bir dakika bile sandıklardan gözlerini ayırmadılar. Bastonla, tekerlekli sandalye ile, sedye ile oy vermeye gittiler. Tek bir sandığı bile bırakmadılar haramilere.

***

Ne oldu ise CHP sözcüsü Bülent Tezcan'ın “sandıkları terk etmeyin, seçim ikinci tura kaldı” demesinden sonra bir daha ortaya çıkmaması, Muharrem İnce'nin ise gece boyunca sessiz kalması ve koca bir milletin seçim sonucunu bir gazeteciye atılan mesajla öğrenmesiyle oldu.
Derin kelimesi yetmez.
Boydan boya yırtılan milyonlarca yürek sesiydi o.
Kırılan, ihanete uğradığını düşünen insanların gözyaşlarıydı.
Seçimi kimin kazandığı umurlarında bile değildi.
Ama bir gün önce kendilerini açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa davet edip de kendileri sessiz kalanların yarattığı gönül kırıklığıydı can yakan.
Düzelir mi?
Hiç sanmam...

***

Şimdi istediğiniz kadar kavga edebilirsiniz.
Sen genel başkan olacaksın, yok ben genel başkan olacağım” diye yırtınabilirsiniz.
Siyasi taktiklerinizi satranca dönüştürebilir, hamle üzerine hamle yapabilirsiniz.
Çoban ateşinden başlayıp, ocakbaşı ateşine kadar uzanabilirsiniz.
Hiç umurunda değil milyonların.
İnsanlar emeklerini, uykularını, gözyaşlarını, açlıklarını unutabilirler.
Ama umutlarının paramparça oluşunu asla.
Düştüğümüz yerden kalkarız.
Bir yandan sizin kayıkçı kavganızı izlerken yaralarımızı sarar, birbirimize sarılarak umutlarımızı yeniden yeşertiriz.
Öyle insanlarız ki biz, “Yenildiğinde değil, vazgeçtiğinde kaybedersin” diyenlerin içten sözlerine inanıp yeniden yola çıkarız.
Çıktığımız yolda size güvenir miyiz?
Hiç sanmıyorum, hem de hiç...