“Başkan Biden size otokrat demiş, ne diyorsunuz?” diyor bir gazeteci. Başkanımızın yanıtı, “Valla ben de anlamadım. Neden öyle bir şey yapmış?” oluyor. Amerikalı gazeteci, bizim yandaşlara benzemiyor hiç: “Sakın, önünüze gelene hakaret davası açtığınızdan, birçok gazeteciyi hapse attırdığınızdan, düşünce suçlarından sizin zamanınızda patlama yaşandığından falan olmasın?” deyiveriyor.

Belli ki Amerikalı gazeteci, hak arayan kadına, “Zaten kadın mıdır kız mıdır?”, hakkını arayan çiftçiye “Ananı da al git!”, bir twitter mesajı nedeniyle “Bırakmam onu öyle, bedelini ödeyecek” diye konuşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı'nı yakından izliyor. Öğrencilere yönelik “O kadar çok yurt yaptık ki, dünyada en fazla yurt yatağı kapasitesi olan ülkelerden biriyiz. Gözünüze dizinize dursun be!” dediğini de dinlemiş olmalı. Küçücük bir öğrencinin kafasına tak tak vurduğunu da izlemiştir televizyonlardan, eminim. Cumhurbaşkanımıza hakaretten 38 bin kişinin mahkemelik olduğunu da biliyor olmalı Amerikalı gazeteci. Sorularını sorarken de korkusu yok belli ki…  Bizimkilerin böyle bir soru sorması zor. Zaten bu olanak da sağlanmıyor.

***

Mihail Saltıkov Sçedrin, Rusya’da gericiliğin alabildiğine azgınlaştığı dönemde masalı, ilerici sanatsal aktivitenin bir aracı olarak kullanan bir yazar. “Büyüklere Masallar” kitabı, bunun bir örneği. Rus Çarına göndermelerin bulunduğu bu kitapta ayı, tilki, çakal, sırtlan gibi hayvanlar çıkıyor karşımıza. Kitabı okuyan  herkes, hangi hayvanın kim olduğunu biliyor ama kitap masal kitabı gibi olduğundan/kimse de üzerine alınmadığından kovuşturmaya uğramıyor. 2021 koşullarında bizim neden Sçedrin’imiz yok diye düşündüğüm oluyor arada bir…

1940’ların Berlin’inde Quangel çifti herkes gibi bir yaşam sürmektedir. Otto Quangel, fabrikadaki işine gidip gelmektedir. Anna  Quangel ise Nazi Partisi'nin kadın kolundaki çalışmalarına devam etmektedir. Bir gün, cephede bulunan oğullarının ölüm haberini alınca canevinden vurulmuş gibi olurlar. Acıyla yaşamak yerine evlat acısını bir başka türlü yaşamaya ve yaşatmaya devam ederler. Karı koca olarak iki kişi de olsalar o acımasız faşist düzene meydan okumaları gerektiğini anlarlar. “Herkes Tek Başına Ölür” romanı, faşist zorbalığa dayalı düzenler tarafından ezilen/horlanan herkesin özgürlük ve insan haklarını koruma adına elinden gelen her şeyi yapmaları gerektiği düşüncesini savunuyor. Bunun ahlaki bir tavır olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan Hans Fallada, ülkemiz okurlarınca pek tanınmıyor. Otokratların yönettiği ülkelerdeki her siyasetçinin, her sivil toplumcunun, her entelektüelin okuması gereken, dillendirilmesi gereken bir kitap ‘Herkes Tek Başına Ölür’.

1984, Fahrenheit 451 gibi distopik romanlar ülkemizde son yıllarda çok okunur oldu. Haruki Murakami’nin yeni bir kitabı çıktığında Avram Ventura’dan öğrendiğim kadarıyla binlerce/ milyonlarca okuru akşamdan sıraya giriyor. Kıskanılası, gıpta edilesi bir okur kitlesi var bu yazarların.

Herkes Tek Başına Ölür’ün etkisi ise bir başka… Roman, başlı başına bir öğretmen adeta…

Faşizme/ırkçılığa karşı verilen mücadelenin çok daha özgün mücadele yöntemleriyle alt edilebileceğine dair çözümleri içeren bir başucu kitabı. Böylesi bir kitabı bizde kim yazar bilmem!

***

Biden’in 'otokrat' dediği Recep Tayyip Erdoğan’ın çaresizliği, “1 milyar 400 milyon dolar ödedik ve F-35’ler bize ödenmedi” tümcesinde çok açık görülüyor. Akaryakıta, doğalgaza, elektriğe gelen zamlar bundan! Toplanan ağır vergilere karşın düze çıkamayışımız bundan! Muhalefetin ve sağduyu sahiplerinin Saray’ın hık deyicisi olan zat’a eleştirilerine, “Muhalefetin Ali Erbaş hocamıza, Diyanet İşleri Başkanımıza bu denli hakaret etme ne hakkı ne yetkisi vardır. Bu densizliktir, terbiyesizliktir. Zaten CHP’nin cemaziyelevveli de hep bizim din adamlarımıza hakaretle geçmiştir.”

Biden’in 'otokrat' dediği RTE, Türkçe’yi kullanma konusundaki yetersizliğinden ve her eleştiriyi 'hakaret' olarak algılamasından, diyanete olan eleştirileri hakaret olarak değerlendiriyor, eleştirileri 'densizlik' ve 'terbiyesizlik' olarak görüyor. Biden’in otokrat demesi de bundan olsa gerek.

***

AKP, çok yıprandı. Ne var ki kupkuru bir siyasetle AKP’nin üstesinden gelmek kolay değil.

Ne mi yapılmalı? Siyaset, edebiyatla harmanlanmalı. Bizim de Hans Fallada'larımız olmalı.

'Herkes Tek Başına Ölür'ün okunmasını istemem bundan!