Görüntüleri izlediniz mi bilmiyorum.
Rüzgar Çetin'in verdiği ifadeye bakarsak 'manevra yaparken' kaza oldu!
Görüntüler ise şöyle diyor: “Bu Porche'un sahibi olan kişi yolda artistlik yapıp makas atmaya kalkarken, eline yüzüne bulaştırıp, karşıdan gelen aracın üstüne çıktı ve bir kişinin ölmesine neden oldu.”
Şimdi Sinan Çetin bir baba olarak yapması gerekeni yapıyor ve oğluna sahip çıkıyor.
Karakol merdivenlerinde, adliye koridorlarında...
Rüzgar Çetin bu olayla ilgili, adaletin vereceği cezayı çekmesinin dışında (o cezayı da merakla beklemekteyiz) oturup bazı şeyleri düşünmeli.
Hakkında yazılanları okuyunca kendisi adına üzülmemek elde değil.
Bir kişi bile olumlu yorumda bulunmamış. Bir tane mi seveni yok bu genç adamın diye insan düşünmeden edemiyor.
Tanıyanların ortak yorumu, şımarık, baba parasıyla hava atan, kullandığı araçlarla ve yaptığı hız denemeleriyle övünen, babasının az parayla nasıl insan çalıştırdığını gururla anlatan bir kişi olduğu yönünde.
Böyle dedikodulara itibar etmemek lazım, özellikle sosyal medyada herkes herkesin arkasından neler atıp tutuyor.
Ama şu sonuncuyu okuyunca diğerlerinin de doğru olduğunu tahmin ediyorsunuz.
Sinan Çetin'in dillere destan 'bedava adam çalıştırma' yöntemini piyasada bilmeyen yoktur çünkü.
Şimdi sorsak belki de yapılan bu yorumlara ve tepkilere baba Sinan Çetin “Oğlumu kıskanıyorlar, çekemiyorlar, ünlü bir adamın oğlu olduğu için hırpalıyorlar, iftira atıyorlar” diyecektir.
Ama çok yakında bir örnek yaşadık.
Bu ülkenin en ünlü adamlarından birinin en az kendisi kadar ünlü ve kudretli oğlu Mustafa Koç, ölümünün ardından toplumun her kesiminden hayır dua aldı, arkasından rahmet okundu.
Hani ortada kıskanılacak hayatlar varsa, sıra Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin'e zor gelir.
Çocuğa sahip çıkmak onun her istediğini verip, her işlediği suçu görmezden gelmek, hatta sırtını sıvazlamak, başkasına zarar verdiği olayları küçük haylazlıklar olarak hoş görmek, 'bizim çocuk çok zeki, bunlar hep fazla zekadan oluyor' demek mi acaba?
Bir de işin içinde, işlenen bu suçtan ne ceza alınacağı merakı var tabii...
Onlarca trafik cezası, İstanbul'da yaşarken ne hikmetse Hakkari'den alınmış bir ehliyet, 0.90 promil alkollü çıkmak, bir polisi şehit etmek...
Haylaz oğlunu lisenin disiplin kurulundan kurtarmaya benzemez bu işler.
En azından benzememeli.
Sinan Çetin ve güvendiği dağlar, bu olayın takipçisinin çok olacağını fark etmişlerdir umarım.
Bu ülke, “iltimas geçme, kayırma, suçları görmezden gelme, suç işleyenin sırtını sıvazlama” olaylarına yeteri kadar doydu çünkü.
***
BOŞA HEVESLENME
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Türkiye ile Avrupa havacılığının entegre olması için ufukta bir anlaşma ihtimali olduğu söyledi.
Bu durum gerçekleşirse AB ile Türkiye arasında hizmet veren havayolu şirketleri sınırsız uçuş gerçekleştirebilecek ve böylece havayolu şirketleri arasındaki rekabet artacağından uçak bilet fiyatları da düşecek, miş!
Bu tür haberleri biraz da, haber yazı işlerinin ilgisini çeksin, büyük kullanılsın, manşete girsin diye muhabir arkadaşlar abartır.
Yıllardır devlet erkanından, hükümetten gelen müjdeli haberler manşetlere taşınır ama bu 'ihtimallerin' gerçekleştiği pek görülmez.
Tıpkı Avrupa'ya artık vizesiz, elimizi kolumuzu sallaya sallaya giremeyeceğimiz gibi, uçak bileti fiyatlarında da herhangi bir düşüş olmayacak.
Bu ülkede şartlar ne olursa olsun hiçbir şeyin fiyatı ucuzlamaz.
Bir kere fıtratımıza ters!
***
FİLİZDİ, ÇİÇEK AÇTI
Karşıyaka Belediyesinin projelendirdiği ve ilçede yaşayanların bebeği, “Karşıyaka'nın Filizleri” kampanyası büyüdü, serpildi.
Elini taşın altına koyan herkesin Allah güzel gönlüne göre versin.
Projenin tanıtım filmi de çok başarılı olmuş doğrusu. Cem Yılmaz'dan Zuhal Olcay'a, Arda Turan'dan Müjdat Gezen'e 33 ünlü isim “filizlerin yeşermesi için” bir araya gelmiş.
Yalnız tabii burada da yine, İstanbul il sınırları içinde yaşanmayan hiçbir olayın kolay kolay ses getirmediğini görüyoruz.
Deprem, terör olayı, kaza, festival, kutlama, kampanya, konser, hava muhalefeti, aklınıza ne geliyorsa iyi kötü her şey, ancak İstanbul'da yaşanırsa önemseniyor ya...
Modern ve çağdaş eğitimin giderek hayati önem taşıdığı ülkede böylesine anlamlı ve işe yarar bir proje üretiliyor... Bu kadar insan destek veriyor ama yazılı-görsel ve sosyal medyadan bir derbi maç kadar ilgi görmüyor.
Aynı projeyi misal, Şişli, Beyoğlu Belediyesi vs. düzenlemiş olsaydı dile getirmeyen, duymayan kalmazdı.
Neyse biz alıştık artık, İstanbul'da yaşayanların (özellikle medya) ülkeyi İstanbul'dan ibaret sanmasına...
Ama gerçekten çok tuhaf değil mi ya?