Özge UYANIK/İzmir’de tüberküloz tanısı konulan hastaların verisi yalnızca sağlık istatistiği değil; derinleşen yoksulluğun, çöken beslenme düzeninin ve kırılgan hale gelen yaşam koşullarının aynası. Resmi veriler vaka oranlarında yıllar içinde bir düşüşe işaret etse de, kentte yüzlerce kişinin hala aylar süren tedavi altında olması, hastalığın toplumda dolaşmaya devam ettiğini gösteriyor.

Üstelik bu tablo, mutfakta yaşanan çöküşle daha da ağırlaşıyor. Balık, meyve, tahıl ve temel besinlerdeki yüzde 40–50’yi aşan zamlar, bağışıklığı ayakta tutan gıdaları milyonlar için ulaşılmaz hale getirirken; yetersiz beslenme veremi besleyen en kritik zeminlerden biri haline geldi. “Yoksulluk hastalığı” olarak tanımladığı tüberküloz, İzmir’de artık yalnızca hastanelerin değil, kirayı ödeyemeyen, doğru dürüst beslenemeyen ve güvencesiz yaşayan binlerce insanın ortak gerçeği olarak yayılıyor.

Biyopsi Nasıl yapılır?Boğazdan biyopsi neden yapılır? Biyopsi nereden yapılır? Biyopsi ne kadar sürer?
Biyopsi Nasıl yapılır?Boğazdan biyopsi neden yapılır? Biyopsi nereden yapılır? Biyopsi ne kadar sürer?
İçeriği Görüntüle

İzmir’de verem yeniden gündemde

Bu tabloyu değerlendiren İzmir Tabip Odası Başkanı Uzman Doktor Fahri Yüce Ayhan, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Ofisi’nin verilerine işaret ederek , Türkiye’de son yıllarda bir düşüş eğilimi olsa da bunun rehavete yol açmaması gerektiğini vurguladı:

“2018’den bu yana yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Ofisi verilerine bakıldığında, Türkiye’de tüberküloz oranlarında belirgin bir düşüş olduğu görülüyor. 2023’e gelindiğinde Türkiye genelinde oran 100 binde 11,5 seviyesine kadar gerilemiş durumda. Daha önce bu oran daha yüksekti ve zaman içinde kademeli bir düşüş yaşandı. İstanbul için açıklanan oranlar ise İzmir’den daha yüksek; 2022 ve 2023 yıllarında İstanbul’da sırasıyla 100 binde 18,6 ve 17,3 olarak bildirildi. Bu veriler, Türkiye genelinde bir düşüş eğilimi olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum, rahatlamak için yeterli bir tablo anlamına gelmiyor.

Son yıllarda tanı ve takip açısından Türkiye’de önemli ilerlemeler sağlandı. Özellikle PCR altyapısı ve diğer tanı yöntemleri oldukça gelişmiş durumda. Sağlık Bakanlığı’nın veremle mücadele altyapısı da güçlü. İzmir’de erişkin tüberküloz için Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Hastanesi, çocuk tüberküloz için ise Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanesi referans merkezleri olarak hizmet veriyor. Kentte tüberkülozun tanı, takip ve tedavisi için iki güçlü kamu hastanesi bulunuyor.

En güncel Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre 2024 yılında dünyada yaklaşık 11 milyon kişi tüberküloza yakalandı. Bu, küresel ölçekte 100 binde yaklaşık 131 vaka anlamına geliyor. Bu hastalık nedeniyle yılda yaklaşık 1 milyon 200 bin kişi hayatını kaybediyor. Tüberküloz hâlâ dünyada en önemli bulaşıcı hastalıklardan biri olmaya devam ediyor ve özellikle sosyoekonomik koşullar ile bağışıklık düzeyiyle yakından ilişkili.”

Aşı güçlü ama yoksulluk zayıflatıyor

Ayhan’a göre asıl kırılganlık sosyoekonomik koşullardan kaynaklanıyor:
“Türkiye açısından bakıldığında, tüberküloza karşı güçlü bir bağışıklama sistemi bulunuyor. BCG aşısı bebeklik döneminden itibaren uygulanıyor ve bu uygulama ulusal aşı takviminin bir parçası. Bu sistem, Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri Verem Savaş Dispanserleri ile kurulan bir kamu sağlığı geleneğinin devamı. Bu nedenle bağışıklama açısından Türkiye’nin önemli bir kazanımı var.
Ancak sosyoekonomik koşullar açısından tablo giderek kötüleşiyor. Asgari ücret açlık sınırının altında kalmış durumda; geniş kesimlerin gelirleri yoksulluk sınırının altında. Bu da beslenme ve barınma koşullarını bozuyor. Yetersiz beslenme ve sağlıksız barınma ise bağışıklık sistemini zayıflatarak insanları tüberküloza karşı daha kırılgan hale getiriyor.

Buna ek olarak, Türkiye’de HIV pozitiflik oranlarında da artış görülüyor. HIV, tüberkülozun gelişmesini kolaylaştıran en önemli risk faktörlerinden biri. HIV pozitif bireylerde tüberküloz çok daha sık ortaya çıkıyor. Bu nedenle HIV’deki artış, tüberküloz açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca birinci basamak sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar, toplumun bağışıklanması ve erken tanı açısından risk yaratabiliyor.

İzmir özelinde bir başka önemli başlık ise göçmen nüfus. Suriyeli sığınmacıların büyük bölümü Türkiye’nin sağlık sistemine entegre edilmiş durumda. Ancak birinci basamak sağlık hizmetlerine erişimi olmayan, özellikle Afrikalı mültecilerden oluşan bir nüfus da bulunuyor. Bu grupların aşıya, HIV testlerine ve düzenli sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşadığı biliniyor. Afrika kıtası HIV açısından yüksek riskli bir bölge olduğu için bu durum, tüberküloz açısından da ek bir kırılganlık yaratıyor. Elbette bu, elde net veri olmadan, gözlemsel bir değerlendirme olarak görülmeli.”

Sağlık Müdürlüğü: 324 hasta tedavi altında

İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul ise kentteki tabloyu rakamlarla ortaya koyuyor. Kul’a göre İzmir’de her 100 bin kişide 11,5 tüberküloz vakası saptanmış durumda.

“Özellikle son yıllarda dünyada ve Türkiye'de tüberküloz hastalığının hafif artış eğilimine girdiğini açıklayan Doç. Dr. Ayhan Kul, "Türkiye'de, tüm dünyada olduğu gibi tüberküloz insidansı son yıllarda hafif artış içerisinde. İzmir'de de her 100 bin kişide 11,5 kişide tüberküloz tespit edildi. İzmir'de 9 verem savaş dispanseri ile bu hizmeti veriyoruz. İzmir'de 2024 yılında 559, 2025 yılında ise 533 verem hastasının kayda ve tedaviye alındı. 324 kişinin de tedavisini devam ettirmekteyiz. Hastalığa tanı konulması için ilimiz laboratuvarlarında 27 bin örnek tüberküloz yönünden incelendi. Dr. Suat Seren Eğitim Araştırma Hastanemiz erişkin tüberküloz referans hastanesi olup, çocuk tüberkülozda bu işlemler Behçet Uz Eğitim ve Araştırma Hastanemizde yapılmaktadır.”

Mutfaktaki kriz hastalığı büyütüyor

Tüberkülozun yeniden yayılmasının en önemli nedenlerinden biri yoksulluk. Yetersiz beslenme, sağlıksız ve kalabalık evlerde yaşamak, düzenli sağlık hizmetine erişememek ve güvencesiz çalışma koşulları veremin yayılması için uygun bir zemin yaratıyor. Dünya Sağlık Örgütü, yoksulluğun hem hastalığa yakalanma riskini artırdığını hem de tedaviye erişimi zorlaştırarak hastalığın toplum içinde daha hızlı yayılmasına neden olduğunu vurguluyor. Bu nedenle veremle mücadele yalnızca ilaçla değil, barınma, beslenme ve sosyal güvencenin iyileştirilmesiyle mümkün.

Kalabalık ve hijyenik olmayan evlerde yaşamak, hastalığın hızla yayılmasına neden olurken; yoksulların sağlık hizmetlerine geç ulaşması tanı ve tedavide gecikmelere yol açıyor. İşsizlik, güvencesizlik ve sürekli geçim kaygısının yarattığı stres, bağışıklık sistemini daha da zayıflatarak bu kısır döngüyü derinleştiriyor. TÜİK verileri, 2025’te mutfaktaki krizin ne kadar derinleştiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Yılın “zam şampiyonları” listesinde en sert artış yüzde 50,9 ile balıkta görülürken, onu yüzde 48,6 ile kuru meyveler, yüzde 46,6 ile alkolsüz içecekler ve yüzde 46,3 ile kahvaltılık tahıl ürünleri izledi. Ekmek yüzde 43,1, reçel ve bal yüzde 42,1, margarin yüzde 41,9, meyve suları yüzde 40,94 ve taze meyve yüzde 40,5 zamlandı. Artışların özellikle protein ve sağlıklı gıda kalemlerinde yoğunlaşması, geçim sıkıntısı yaşayan haneler için sağlıklı beslenmenin giderek lükse dönüştüğünü gösteriyor.

Muhabir: Özge Uyanık