İstanbul’da Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerinde bulunan Botter Apartmanı birçok kişiyi değişik açılardan ilgilendirir. Benim ilgim daha çok Ferid Edgü’nün bu apartmanın bir katını işyeri olarak tutmasıdır. 1976 yılından 1990 yılına kadar, Ferit Edgü bu apartmanda önce Ada Yayınları için ofis açtı, daha sonra da buraya taşındı. Yayıncı, yazar ve resim eleştirmeni Ferit Edgü burada uzun yıllar geçirdi. O çıktıktan sonra da apartman bir harabeye dönüştü. Ferit Edgü’nün Ada Yayınları iz bırakan bir yayınevi oldu. Çok değerli kitaplar yayımladı. İki yıl önce yitirdiğimiz Edgü’nün resim koleksiyonu da ünlüdür. Resim müzesini andıran evinde sağa baksanız Fikret Mualla, sola baksanız Avni Arbaş, karşıda Abidin Dino.

Botter Apartmanı 2020

Gelelim Botter Apartmanına: Rue de Pera 235 numarada yer alan altı katlı bina, 1900 yılında tamamlandı. Mimarı Raimondo D’Aranco’ydu. Kentte aynı binada hem işyeri hem de konut olan ilk yapı olan Botter, İstanbul’da Art Nouveau anlayışıyla inşa edilen ilk bina unvanına sahip. İstanbul tarihçisi Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde Botter için “Rakiplerini bastırmasına sebep, moda dergilerindeki basmakalıp resimlere bağlanmayışıydı” diye yazar. ‘kırbaç darbesi’ motifinin hâkim olduğu balkon ve kapılardaki dövme demirler, kadın başlarındaki bağ ve kurdeleler, orta katları süslemek için koyulan şeridi kuşatan flora ve gül teması apartmanın Art Nouveau bakışını yansıtan öğeler. Bugünkü Asmalımescit Mahallesi’nde konumlanan Botter Apartmanı’nın ilkleri bunlarla sınırlı değil. İnşasında çelik konstrüksiyon kullanılan ilk apartman olan Botter, Türkiye’de Pera Palas’tan sonra asansörü olan ikinci yapı. Salah Birsel’in demesine göre; yüzyılın başında Beyoğlu’nda erkek terzilerinin en ünlüsü Mir et Coutereau’dur. Yeşilçam Sokağı’nın köşesini tutan terzihane mirasyediler, paşalar, vezirler ve kalantorlara beş altına kostüm diker. Bir hamlacı giysisi için ise 13 altın ödemek gerekir. Tünel başında, Narmanlı Yurdu’nun karşısındaki beş katlı binaya yerleşmiş olan Botter de ondan geri kalmaz. Zamanla Mir et Coutereau’nun tüm müşterileri terzi Botter’e kayar. Botter 2. Abdülhamit’in terzisi olarak bilinir. Ama Abdülhamit gerçekte, Paris’te Rue de la Paix’deki bir terziye, Charvet’ye yılda kırk kat elbise diktirir. Ne var ki, bu iş için de aracılık Botter’dedir. Paris giysilerinin şurasını, burasını düzeltmek gerekirse, onları da Botter üstlenir. Charvet bir takımı 1200 franga diker. Kumaşı seçme işini Padişah ona bırakır, yalnız rengini kendi söyler. Paris’teki modaevlerini görenlerin ‘fark olmadığını’ söylediği Botter Modaevi, kısa zamanda şehrin elitinin uğrak yeri olur. Bu topraklarda açılan ilk modaevi olan Botter’ın asma katında, Paris’teki kreasyonların tanıtıldığı defileler yapılır. Osmanlı akçesi ile çalışmayan Jean Botter’ın diktiği bir takım elbisenin fiyatı 1200 franktır. Bu tarife, II. Abdülhamit’in Mösyö Charvet’ten aldığı takım elbiselerin fiyatıyla aynıdır. Sermet Muhtar Alus da, terzi Botter ile ilgili şunları söyler: “Mağazasında çifter çifter tezgâhtar, makastar. Diyelim ki bir kostüm ısmarlayacaksın, kumaş ondan olarak, en aşağı on tane sarı altın. Redingot, bonjur, pardösü, palto buna göre ve pahası daha yüksek. Şunu da unutmayalım, o vakitler bizim beyefendiler arasında smokin ve frak modası hiç yok, azgın alafrangalardan, adına didon kulpu takılmışlardan binde, estağfurullah yüz binde bir kişi bunun dışında.” Botter’in İstanbul’u tutmasının nedeni moda dergilerindeki modellere kendi gustosundan bir şeyler katışıdır. Müşterilerine sık sık “Kruvaze ceketin panlarını angle droit kesmeyeceğim, sizin bedene rond daha güzel gidiyor. Collant pantolon bu sezon demode. Ama sizde biraz embonpoint var, pantolon çok dar lazım.”

20230422 Botter Apartmanı Vitray

Binayı en son terk eden en ünlü kiracısı Ferit Edgü’nün ayrılmasından sonra harabeye dönen, Narmanlı Han’ın kedilerine ev sahipliği yapan Botter Apartmanı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edildi ve 2023 yılından bu yana da Casa Botter Sanat ve Tasarım Merkezi olarak faaliyet gösteriyor.


Venedik'te Ölüm 1

VENEDİK’TE ÖLÜM

16 ıncı yüzyılda Venedik, Avrupa’da yayımcılığın nicelik ve nitelik merkeziydi; Avrupa’daki kitapların yarısı orada basılırdı. Yayıncı sözcüğü de Venedik’te doğmuştu. Bizans’tan on üçüncü yüzyılda talan edilen nadir kitapların çoğu Venedik’teki Biblioteca Nazionale Marciana’dadır. Bu kitaplıkta ayrıca kişisel Yunanca ve Latince el yazmaları koleksiyonunu Venedik Cumhuriyeti'ne bağışlayan Kardinal Bessarion'un kitapları da bulunuyor. Yüzyıllar içinde önemli ölçüde büyüyen kütüphane, şu anda imzalar, haritalar ve baskılar da dahil olmak üzere bir milyondan fazla cilt barındırıyor.
En önemli eserler arasında 9. yüzyıl İlyada ve 10. yüzyıl Aeneid gibi birkaç antik el yazması eserin yanı sıra Petrarca, Boccaccio ve Ariosto gibi İtalyan Rönesans yazarlarının önemli metinleri yer alıyor.

Venedikte Ölüm

Benim için Venedik gondol filan değil, bu muhteşem kütüphanenin yanı sıra daha çok sinema demek. Sivrisineklerle mücadele edip kanal kokuları arasında dolaştığım Venedik’te burada çekilen filmleri, oyuncuları, sinemaya aktarılan romanları ve elbette Venedik Film Festivali’ni önemsedim. Büyüleyici atmosferi ve tarihi kanallarıyla sinema tarihinin en popüler açık hava mekânlarından biri olan Venedik’te birçok film çekildi. Örümcek Adam, James Bond serisinden Casino Royal, Tom Cruise’ın oynadığı Görevimiz Tehlike, İndiana Jones, Angelina Jolie ve Johnny Deep’in başrollerini paylaştığı Turist, Visconti’nin yönetmenliğini yaptığı Venedik’de Ölüm ve Dan Brown’ın kitabından uyarlanan Cehennem bu filmlerden birkaçı. Venedik Film Festivali ile büyük ekonomik bunalım arasında da bir ilişki var. 1929 yılında ortaya çıkan büyük buhran nedeniyle Lido'da turizm azalmaya başlayınca bir Film Festivali düzenlemenin işe yarayacağı düşünüldü ve gerçekten de başarılı oldu. Böylelikle Berlin Film Festivali ve Cannes Film festivali ile birlikte Avrupa’nın en değerli üçlüsünden biri haline gelen Venedik Film Festivali 1932'de başladı. Prens Umberto di Savoia, Winston Churchill, Henry Ford gibi ünlü kişilerle birlikte Greta Garbo ve Clark Gable gibi sinema yıldızları da bu festivale katıldı. Excelsior otelinin terasında altı ülkeden kırk film gösterildi. Ödül verilmedi, ancak izleyici oylamasıyla en övgüye değer filmler ve performanslar belirlendi.

Venedik Festival

İkinci festival 1934'te düzenlendi. İki yılda bir yapılması planlanmıştı, ancak ilkinin başarısı nedeniyle yıllık hale geldi. Bu sefer filmler Lido Adası’ndaki Excelsior otelinin bahçesinde gösterildi. Festivalin mekânı olarak Palazzo Del Cinema 1937'de açıldı.

Ayrıca 1950’lerin sonunda başlayıp geleneksel sinema kalıplarını yıkan ve modern sinemanın temellerini atan, adeta sinemada devrim yaratan Fransız Yeni Dalga sinemasının tanınmasında ve saygınlık kazanmasında da Venedik Film Festivali’nin önemli katkısı oldu.

Festival bu yıl 2-12 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek. Festivalde bugüne kadar Kaan Müjdeci, Murat Fıratoğlu, Ali Aydın, Seren Yüce ve Emin Alper çeşitli dallarda ödül kazandılar. Ferzan Özpetek de 1997 yılında “Hamam” filmiyle en iyi yönetmen ödülünü almıştı.

Yazarlar Ve Trenler

TRENLER VE YAZARLAR

Birkaç yıl önce yayımlanan Nataşa’nın Dansı adlı kitapta, yazar Orlando Figes’in de dikkatini Rus romanındaki tren olgusu çeker. Sözünü ettiği kitapları çoğumuz okumuşuzdur elbette ama Çehov da, Tolstoy da Figes’in vurguladığı gibi trene, demiryoluna bir hayli yer verirler eserlerinde. Moskova’yı geliştiren, çehresini değiştiren bir araç oluşuyla ilgisi vardır bunun. Çehov Vişne Bahçesi oyununda eserini bir tren yolculuğu ile başlatır, yine bir tren yolculuğuyla bitirir. Çehov pozitif bilimle uğraşan biri olarak, -doktordu malum- trenlere hem iyi hem de kötü bir araç olarak bakar. Işıklar adlı öyküsünde trenler için iyiliğin gücü derken, Hayatım adlı eserde kötü der. Tolstoy’a göre basit bir kır yaşamı isteyen bir soylu için tren yıkıcı bir güçtür. Anna Karenina’nın trajedisindeki en önemli anlar bu tren metaforuyla ilgilidir. Anna’nın Vronski’yle ilk buluşması Moskova’daki tren istasyonunda gerçekleşir. Vronski, Anna’ya aşkını Saint Petersburg’taki tren istasyonunda ilan eder. Anna da yaşamına bir trenin önüne atlayarak son verir. Figes’e göre tren burada modernliğin de sembolüdür, cinsel kurtuluşun da, zinanın da, nihayet kaçınılmaz olarak ölümün de.



Meraklısına Notlar

MERAKLISINA NOTLAR

Dante “İlahi Komedya”yı on dört yılda bitirmiştir. Aslında yaşadığı dönemde adı sadece “Komedya”dır. “İlahi Komedya” adı ölümünden sonra verilmiş ve öyle de tanınmıştır.

Tolstoy da “Savaş ve Barış”ı altı yılda tamamlamıştır. Karısı Sonya’ya 1812 Savaşı üzerine bir roman yazdığını söyler. Kayınpederi Doktor Bers bunu öğrenince Tolstoy’a bir mektup yazarak kendi babasının söz konusu savaşla ilgili çok şey anlattığını belirtip bunlardan yararlanabileceğini iletir. Bununla kalmaz, savaş dönemiyle ilgili fotoğraf ve aile mektuplarını da gönderir. Bu nedenle “Savaş ve Barış”taki Rostov’ların Bers ailesine benzediği düşüncesi doğmuştur.

Meraklısına

Dostoyevski de “Ecinniler” romanını yirmi gündü yazmıştır. Ama “Karamazov Kardeşler”i yazmadan önce tam üç yıl boyunca kafasında taşımıştır.

Bizler Casanova’yı çapkın ve kadın düşkünü olarak biliriz daha çok. Aslında Ciacomo Casanova iyi bir yazardı. Ömrünün sonuna doğru velut, yani üretken bir yazar olmuştur. Venedik ve Polonya tarihi aralarında olmak üzere tam kırk iki kitap yazdığı bilinir. Bunların dışında Homeros’un “İlyada”sını da harika bir çeviriyle İtalyancaya aktarmıştır.

Kitaba verilen emek ve harcanan zaman söz konusu olduğunda saygı duyduğum insanların başında Yaşar Çağbayır gelir. Çağbayır tek başına, hem de bilgisayarların olmadığı bir dönemde beş ciltlik bir “Türkçe Sözlük” yazmıştır. Sözlük 5744 sayfa olup içinde 246 bin sözcük vardır. Ötüken Yayınlarından çıkan bu sözlük, tam otuz dokuz yılda tamamlanmıştır. Saygı duyulacak bir emek. Türk Dil Kurumu’nun muhterem sözlük uzmanları bu süre zarfında ne ürettiler, ne hazırladılar gerçekten merak konusu.