“Mevlüt Kaplan, satırlarını çocuk evrenine armağan ederken özellikle de köylerden, kasabalardan yükselen seslerin, renklerin, kokuların yarışmalarını içtenlikle yansıtır. Hem geçmişte hem de bugünde dolaştırır kalemini. Olağanüstü serüvenler, düş yüklü masallar anlatmaz, Anadolu’nun bağrından gelen ırmağı akıtır sadece. Bu ırmak akarken çocuklara bilgece iletiler bırakmayı da unutmaz.

Dilini, biçemini, halkın dilinden beslenen bir Türkçe ve gerçekçi anlatıma dayıyor. Laf kalabalığından uzak duruşu, anlatım kısırlığı olarak değil, aksine anlatım zenginliği olarak yansıyor öykülere.”(Cumhuriyet Kitap-Mavisel Yener)

68866

xxxx

17 Nisan 1940’ta kurulan ve yalnızca 14 yıl ayakta kalabilen “aydınlanma yuvaları” Köy Enstitüleri’nin günümüzdeki izlerinden biriydi Mevlüt Kaplan Öğretmenimiz.

Köy Enstitülü olmaktan büyük onur gurur duyardı.Yaşı; 96’ydı. Pırıl pırıl da bir hafızaya sahipti. Müthiş üretkendi. Eğitimciliğinin yanında şairdi, yazardı, derlemeciydi

600’den fazla kitap, “Mevlüt Kaplan” imzasını taşırdı. Kitaplara adamıştı yıllarını.

Çocuklara yönelik kitapları için “o kitaplarımda geleceğin büyüklerine hitap ediyorum. Çünkü biliyorum ki onlar ilerde Türkiye'ye sahip çıkacak bireylerdir" derdi.

Sene 1953’tü, Nasreddin Hoca Gazetesi’nde yayımlanan “Eşeğimiz ve Ben” öyküsü yüzünden “komünizm propagandası” iddiasıyla yargılandı, aklandı.

Çeşitli yerlerde öğretmenlik yaptı. Mersin, Antalya’dan sonra İzmir’de İlköğretim Müfettişliği yaptı.

68906

xxxx

Fakir Baykurt ve 93 meslektaşı ile Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS’ün kurucularındandı. TÖS’ün Ege Bölgesi Temsilciliğini üstlendi. TÖB-DER ve EĞİT-DER kuruculuğu da yaptı.

O dönemde Milli Eğitim Bakanlığı örgütçülüğü yüzünden kıdemini 3 yıl geriye çekti. 11 ay maaş almadı, bakanlığı boykot etti. İlericiliği nedeniyle hep başı derde girdi. Müfettişlikten uzaklaştırıldı. Dava açtı, Danıştay göreve iade etti.

1996’da Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mahmut Makal’ın da aralarında olduğu arkadaşlarıyla Çağdaş Eğitim ve Köy Enstitüleri Vakfı’nın kurucuları arasındaydı. Dernekçiliği eşsizdi. Eğitimciler Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası(TYS) , Atatürkçü Düşünce Derneği(ADD) Türk Dil Derneği’nin etkin üyesiydi.

1996’dan 2000’e dek Kültür Bakanlığı Danışmanlığı yaptı. 1981’de memuriyete nokta koydu, emekli oldu.

Oğlu adına kurduğu Özgür Eğitim Yayınevi’nin başına geçti. Mevlüt Kaplan Edebiyat Ödülü Yarışması’nı düzenlemeye başladı. Yine kitaplar yazdı, söyleşilere panellere katıldı. Sivil Toplum Örgütleri’ne desteğini esirgemedi.

69157-1

xxxx

Mevlüt Kaplan, Türkiye'nin aydınlanmasının önünü “Köy Enstitülerinin açtığını” savunurdu.

Enstitülerin kapanmasının “Türkiye için büyük bir kayıp olduğunu” belirtir ve eklerdi; “Köylü üretmezse her alanda geri kalırız. Köyü kendi içinden canlandırabilecek olan yine köylüdür. Köy Enstitüleri, laikliğin, demokrasinin Türkiye’ye yayılmasını sağlayacak bilinçli köylüler yetiştirdi. Bugün artık nüfusun yüzde 75’i şehirlerde yaşıyor ama şehirler de cahilleşti. Çünkü köyden gelen halk ne çocuklarını okutabildi ne de geçinebildi. Devletin, üretimi ve bilinci artıracak bu tür okullara yeniden ağırlık vermesi şart!”

Ve bir anısı, Muhittin Akbel’e verdiği röportajdan; '’İvriz Köy Enstitüsünde, Tarım dersindeyiz. Ziya Büyükaslan hocamız, toprağı bir metre derinliğinde kazdırdı, krizma yaptırdı. Yani toprağın altını üstüne getirme çalışması. Üstteki yanmış toprak alta, alttaki zengin minarelli, taze toprak da üste taşındı. Verimi artırmaktı amaç. Hepimize birer elma fidanı verdi. Arkadaşlarıma verilen fidanların hepsi çok güzeldi ama benim payıma düşen fidan, ölmek üzere olan, çelimsiz, cansız bir fidandı. Öğretmenim, ‘bakma sen o fidanın öyle çelimsiz olduğuna, iyi bakarsan, geliştirebilirsin’ dedi. Fidanı diktim, sık sık suladım. Okulun çevresinde hayvan gübreleri topladım geceleri. Fidanın toprağına karıştırdım. Bir yerde, müziğin bitkilere iyi geldiğini okumuştum. Geceleri mandolinimi aldım, elma fidanıma müzik dinlettim. Fidanımla konuştum, konuştum, ‘seni adam edemezsem, köylüleri nasıl kalkındıracağım’ dedim. Gerçekten zaman içerisinde fidanım canlandı, diğer fidanlardan daha çok meyve verdi. Demek ki, neymiş? Eğer toprağı işlersen, üretirsen, üretmek için gereğini yaparsan, geri kalmış bir köy bile kalkınırmış!'’

xxxx

Yine bir Köy Enstitülü Büyüğümüz Kıymetli Dostumuz Hidayet Karakuş’un ardından duygularıyla; “Onlar bir Altın kuşaktılar. Onlar Atatürk aydınlanmasının ışığıydılar. Birer birer gidiyorlar dünyadan. Mevlüt Ağabey ışığıyla, kitaplarıyla hep aramızda olacak.”

Bir söyleşisinin başından not almışım; “'1930 yılında Akşehir'in Ökes köyünde dünyaya gelmişim. Arpa tarlasında aysız bir gecede doğmuşum. O nedenledir ki, hep aydınlığı aramışımdır.”

O aydınlığın ışıl ışıl bir yıldızıydı Mevlüt Kaplan Öğretmenim, anısıyla yaşasın. Ruhu şad olsun…