Sulak alanlar, yeryüzündeki tatlı suyun birçoğunu bünyelerinde tutmakta ve bizlere sunmaktadır. Ayrıca içerisinde bulunan canlı türleri ile suyu filtre ederek bizlere temiz su sağlamaktadır. Bulundukları ortamda bir sünger gibi suyu emerek toplama özellikleri, yeraltı suyunu beslemeleri ve yüzey akışa geçen suyun hızını azaltma özellikleri ile taşkınları ciddi ölçüde azaltırlar.

Yine baraj ve gölet gibi suni sulak alanlar da afet risklerinin azaltılmasının yanı sıra özellikle kış aylarında olmak üzere su kuşları için önemli bir beslenme, konaklama ve üreme alanı olarak hizmet vermektedir. Sulak alanlardan sağlanan balık, pirinç, ve bunun gibi kaynaklar bütün CANLILAR İÇİN YAŞAM KAYNAĞIDIR. Bu nedenle su, sulak alanlar ve hayat birbirinden ayrılamaz, sağlıklı yaşamın en önemli parçasıdır.

Ana Yazi 2

194 ülkenin üyenin olduğu Birleşmiş Milletler 1971 yılında aldığı bir kararla yani 50 yıl önce 2 Şubat tarihini Dünya’da “SULAK ALANLAR GÜNÜ” ilan etti. Türkiye’de bu sözleşmeye imza atmasına rağmen ülkemizin en büyük Van Gölü'nden Eğirdir Gölü'ne, Burdur Gölü'nden Tuz Gölü'ne birçok pek çok doğal sulak alan, kuraklık ve kirlilik tehdidi gibi nedenlerle yok olma tehlikesi yaşıyor. Sulak alanlar, yeryüzündeki tatlı suyun birçoğunu bünyelerinde tutarak insanlığa sunmaktadır, BU NEDENLE KORUMAK MİLLİ GÖREV OLMALI.

3 VAN GÖLÜ BÜYÜKLÜĞÜNDE SULAK ALAN YOK

Türkiye'nin en büyük gölü Van Gölü'nden Eğirdir Gölü'ne, Burdur Gölü'nden Tuz Gölü'ne birçok sulak alanın, kuraklık ve kirlilik tehdidi gibi nedenlerle yok olma tehlikesi yaşadığı uzmanları tarafından sık, sık dile getiriliyor. Marmara, Seyfe, Tuz, Kulu, Burdur, Eğirdir, Manyas, Azap, Uyuz, Van, Uluabat, Mogan, Beyşehir, Bafa ve Yarışlı gölleri ile Yüksekova, Hürmetçi ve Belevi sazlıkları, Bargilya Tuzlası ve Kastabala sulak alanlarında sorunlar var. Türkiye'de tehlike altındaki sulak alanlarla ilgili bilgi veren Doğa Derneği Sulak Alanlar Koordinatörü Burçin Yaraşlı, ülkemizde kuraklığın etkilerinin arttığını, Anadolu'nun sulak alanlarının yarım asırdır YANLIŞ SU VE TARIM POLİTİKALARIYLA yok edildiğini söyledi.

Ana Yazi 3

PEKİ KORUYABİLİYOR MUYUZ?

Merkezi Seferihisar’da bulunan, ancak 2002 yılında Ankara’da kurulan Doğa Derneği, doğa ve insanı birbirinden ayrı görmeyerek, önemli doğa alanları başta olmak üzere tüm Türkiye’de doğanın yaşatılması için çalışmalar yapıyor. Ulusal Su Planı verilerine göre su kaynaklarının yüzde 74'ünün tarımsal sulamada, yüzde 13'ünün içme-kullanmada, yüzde 13'ünün de sanayide kullanılıyor, suyun döngüsünü korumak için ilk değişimin tarım politikalarıyla başlaması gerekiyor. Sulak alanlar yok olurken sadece ekosistemler değil, çevresindeki sosyoekonomik ve sosyokültürel yaşam da yok oluyor. 2 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine kamuoyunun dikkatini çekmek için 1971

yılından bu yana Dünya Sulak Alanlar Günü olarak kutlanıyor. Bence, sulak alanları korumak milli bir görev olmalı.

TARIM, SANAYİ VE KENTSEL KULLANIM KİRLİLİK

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Aslı Pasinli,

Ne yazık ki son 1960’lardan bu yana Türkiye’deki sulak alanlarımızın yarısı su miktarı ve kalitesi bakımından sağlıklı yapılarını kaybetmiş bulunuyor. Bir başka deyişle üç Van Gölü büyüklüğünde sulak alanımız ekolojik işlevini yitirmiş durumdadır. Türkiye’deki sulak alanlarla ilgili bu sorunun temel kaynağı sulak alanların kurutulması oldu. Ayrıca, iklim değişikliğinin etkileri, ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası’nda ortalama sıcaklıkların artması, yağışların azalması ve kuraklık şeklinde görülüyor. Tarım, sanayi ve kentsel kullanım kaynaklı kirlilik suyun kalitesini ve miktarını etkiliyor. Sulak alanlar, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklarla her geçen gün daha da kirleniyor. Kirlenen su kaynakları yalnız biyolojik çeşitliliği değil aynı zamanda geçim kaynakları suya bağlı olan çok sayıda insanı da doğrudan etkiliyor. Büyük Menderes Nehri, Eğirdir Gölü, Bafa Gölü, Tuz Gölü, Gediz Deltası, Uluabat Gölü, Beyşehir Gölü, Eber Gölü, Burdur Gölü ve Göksu Deltası su kaybı ve kirlilikten etkilenen sulak alanların sadece birkaçı.

BURNUMUZUN DİBİNDEKİ CENNET GEDİZ DELTASI

'İzmir gibi büyük bir metropolle iç içe yaşayan bir delta sistemi Gediz ve bu özelliğiyle de dünyada tek. Denizle karanın kenetlendiği bu bereketli yaşam alanı, başta flamingolar olmak üzere pek çok türünde yuvası. Başta kuşlar olmak üzere memeliler, sürüngenler, iç su balıkları ile tatlı su, tuzlu su ve acı su ekosistemleri, kumullar, lagünler, tuzcul kıyı çayırları, sazlık alanlar, geçici sulak çayırlar gibi bir çok önemli kaynağı bünyesinde barındıran İzmir Kuş Cenneti (Gediz Deltası), sadece ülkemiz için değil uluslararası öneme sahip bir alandır. Ülkemizdeki 179 bin 898 haktarlık alanı kaplayan 13 Ramsar (özellikle sukuşları açısından önemli sulak alanların korunmasına yönelik uluslararası sözleşme) alanından biri olan Gediz Deltası 1998 yılında 14 bin 900 haktarlık alanı ile sözleşmeye dahil edilmiştir. On binlerce kuş, balık ve daha birçok canlıya ev sahipliği yapan İzmir Kuş Cenneti’nde kendi belgeselinizi yaşamak ister misiniz? İzmir Kuş Cenneti’nde kuşlar başta olmak üzere birçok canlıyı doğal ortamlarında görebilirsiniz. Bu canlılar size bir dürbün bakışı kadar uzakta hatta çoğu zaman gözlerinizin önünde canlı canlı duruyor.

Doğa Ve Yeşi̇ller Ömrü Uzatiyor

DOĞA VE YEŞİLLER ÖMRÜ UZATIYOR
Japon bilim adamları park veya ormanlık alanlara yakın oturan insanlarla beton yığınları arasında yaşamını sürdürenler arasında bir araştırma yapmışlar. 80 yaşın üzerinde 3 bin 100 emekliği 5 yıl süreyle incelemeye almışlar. Araştırma sonucunda, yeşil alanların yakınında oturan ve evlerinin pencereleri güneş ışığı alan emeklilerin yaşam kalitesinin artığı ve ömürlerinin uzadığı ortaya çıkmış. Araştırma sırasında 900 emeklinin öldüğünü belirleyen Japon Bilim insanları, ölenlerin çoğunun beton yapılar ve kirli, gürültülü çevre koşullarından kaynaklandığını tespit etmişler. Bu araştırmadan sonra Japon bilim adamları, hükümet ve kent yöneticilerine hazırladıkları raporları göndererek şu tavsiyede bulunmuşlar "İnsanların sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşam sürebilmeleri için ağaçlandırma, parklar ve yeşil alanlara daha fazla ağırlık verilmesi gerekir. Bu yatırımlar sağlıklı insanlar yarattığı gibi tedavi masraflarının azalmasına da sebep olur"

HAFTANIN SÖZÜ : “İnsanlar doğayı yıkıcı bir hızla yok ediyor ve tüketiyor. Kuşlar erken uyarı sistemimizdir”Akademik kariyerinin 36 yılını İzmir Kuş Cenneti için harcayan Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Zooloji Anabilim Dalı Üyesi Frof. Dr. MEHMET SIKI