Zamanın sayacı var mı, yok mu?

“Köyden indim şehre, şaşırdım birdenbire” diye bir söz vardır ya, uzun yaz tatilini müteakip Urla’dan, İzmir’e döndüğüm günden beri aynen bu haldeyim. Malum, şehrin kendine has gürültüsü, eş-dost davetleri, çeşitli organizasyonlar içinde yaşamaya çalışıyorum… Bu, işin sosyal tarafı… Bunun bir de ekonomik, siyasal ve de mesleki yönleri var. Mesleki yönden en yakın dostlarımdan tutun, sokakta konuştuğum vatandaşlara ve de okurlarıma kadar bana şu soru çok soruldu: “CHP’li misin, AKP’li misin?”

Bilen bilir; ben ne CHP, ne de AKP’liyim. Parti rozeti de taşımam; inanmayan gidip iki partin kayıtlarına bakabilir. Köşemin müdavimleri de takdir ederler ki, ben “Varsa izahı işte mizahı” diyerek, Türkiye’mizin, bölgemizin iç ve dış sorunları içinde sizlerle birlikte ufuk turları atıyorum…

***

Tabii ki, sıkça söylendiği gibi “Dünyanın çivisi çıkmış. Ayarı kaçmış” bir kere! Tut tutabilirsen, durdur zamanı, durdurabilirsen! Kayıpları, kaçan fırsatları, kayıp-kaçakları yan yana sıraladığınızda sanırım günümüzün şu sözünü sizlerde sıkça mırıldanmaya başlamışsınızdır: “Zamanın saati yok ki!” …

Zamana karşı yarışta kim kime katakulli atar, kim güçlünün yanına koşup yerini alırsa, sayaç onun lehine işler duruma geldi! İşte adı konulmayan “üçüncü dünya savaşında” iki süper devlet tarihteki yerini almaya, petrol savaşlarındaki cukkasını kapmaya çalışıyor! İşte NATO müttefikimiz ABD lideri Trump’un, işte Rusya lideri Putin’in de bize karşı oynadığı “İyi polis, kötü polis” oyunu da bu değil mi?

Bakın! Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında APO’ dan sonraki bebek katili, terörist- sözde lider Mazlum’u “General”, Gülen’i de “Dini lider” ilan eden Trump, 13 Kasım’da ABD’ye davet ettiği Erdoğan’ı Beyaz Saray’da nasıl ağırlamayı düşünüyor! Bu davet, ülke siyasetini ikiye böldü; hala “gitsin” diyenler de, “gitmesin” diyenler de var! Evet, Erdoğan gidecek. Gitsin; çünkü “Altın yere düşmekle kıymetinden bir şey kaybetmediği gibi, tenekeyi ne kadar parlatırsan parlat, çeyrek

altın etmez” sözü bir defa daha test edilmiş, biz de dünyadaki yerimizi ona göre almış oluruz!

***

ABD ve Rusya ile “Barış Pınarı” dolayısıyla 480 X 30 derinliğinde “Güvenli Bölge” anlaşmamız var. ABD bu sözünde duruyor mu? Onu da anlayacağız. Şimdilik oralarda “devriye” geziyoruz… Aslına bakarsanız biz, rahmetli Muzaffer Sarı Sözen’in bestelediği “Makaram sarı bağlar” türküsü ile 60 yıldır “O perde, o perde / Zülfün yüzüne perde/ Devriyeler sardı da bizi/ Meğer kaderim böyle” diyerek sınırlarımızı aşıp, Suriye topraklarını da dolanıp gelmiyor muyuz! Barış Pınarı Harekatı'ndan bu yana, Suriye topraklarında “Güvenli Bölge” için ABD ve Rus askerleri ile birlikte devriye gezmeye başladık… Evet, bir yanda “Petrol sever” Trump, diğer yanda, ondan

farksız Putin’imiz var! Demek ki, kaderimiz böyle imiş…

İç siyasetimiz de Erdoğan’la, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu arasındaki yetki kavgasının da bir bakıma “köprü severlik”ten bir farkı var mı? Ya da Süleyman Demirel’in, Turgut Özal’a “Gap’ gaptırmam”, göndermesi ile Erdoğan’la, İmamoğlu’nun “Köprüyü kaptırmam/ Boğazı kaptırmam” kavgasına benzemiyor mu?

Doğumdan ölüme, her şeyin ama her şeyin ,özellikle de vergilerin zam üstüne “zam sosu” ile kaplanarak yedirilmeye çalışıldığı günümüz için Meral Akşener yorumu yapıyor: “Bu kafayla kış geçmez, bahar gelmez.”

***

Bazıları Atatürk’ün eşsiz öngörüsünü, her alandaki devrimlerini, “Yurtta barış, dünyada barış” çabalarını, özellikle laikliğe karşı verdiği mücadeleyi görmemez liğe gelse de Atatürk sevgisi, katlanarak artacaktır. İşte iki gün sonra, 10 Kasım 1938’ de Atamızı aramızdan ayrılışının 81. yılında bu coşku ile anacağız. Bu böyle biline…

***

İki gün önce, Yörük Efe’nin torunu Şahika Hanım’la evli olan Efe Erginer’in Alsancak Küçük Kulüp’te düzenlediği “Atatürk’ün son yaveri Cevdet Tolgay’la anılar” kitabının tanıtım toplantısına katıldım. Efe Erginer, Atatürk’ün Yaveri Cevdet Tolgayla yaptığı görüşmeleri kaydettiği orijinal bandından dinletip ilginç olanları harika bir üslupla sundu. Titizlikle hazırladığı 175 sayfalık kitabını da Atatürk’ün özel imzası ile okuyucularına hediye etti. Bu vesileyle çağımızın büyük lideri Atatürk’ü önümü ilikleyerek saygıyla anıyorum.

YORUM EKLE