1922 İstanbul'u... Soğuk bir sonbahar sabahı. Günlerdir şehrin üzerinde dolaşan kara bulutlar, bardaktan boşanırcasına yağmur bırakmakta ...
Yıldız Parkı içinde bulunan Malta Köşkü'nde sabahın kör karanlığında hummalı bir faaliyet var. Padişah Vahdettin köşkün merdivenlerini sağanağa rağmen ağır adımlarla iniyor. Hemen arkasında oğlu Ertuğrul onu izliyor. Rugan ayakkabıları suların içine dalarken, koluna giren Ertuğrul'la birlikte birkaç kez düşme tehlikesi yaşıyor.
Dışarıda meydanda, barakanın önünde bekleşen İngiliz askerlerine, kapının yanında arka arkaya duran Kızılhaç işaretli iki ambulansa bakıyor, oğluyla birlikte öndeki araca yerleşiyor. Arkadaki ambulansta ise beraberindeki kişiler bulunuyor. Diğer sivil araçlara ise bagajlar konuyor.
Dolmabahçe rıhtımında İngiliz General Harrington ve İngiliz Elçiliği görevlisi Henderson tarafından karşılanıyor.
Askeri bir motora atlayarak, biraz ileride üzerinde Malaya yazan dev zırhlıya yanaşıyorlar. General Harrington, güvertede Padişahı selamlayarak geçmiş olsun dileklerinde bulunuyor. Sonra şöyle diyor; ''Majesteleri,artık İngiliz toprağında,güvenlik içindesiniz !''
Malaya Zırhlısı boğazdan çıkarken, sağanak yağmur devam ediyor. Vahdettin, silik, kül rengi bir panaroma olarak görünen İstanbul'a son kez bakıyor ve belli belirsiz mırıldanır gibi; ''Heyhat !, Mukadderat böyle imiş'' diyor...
Vahdettin'in kaçış planı günler öncede planlanmıştı. General Harrington, Padişahın yaveri Fahri Bey'e karargahında şu mesajı iletiyordu; ''Türkiye'de durum gittikçe kötüleşmektedir. Eğer Padişah arzu ederse kendisini Malaya Savaş Gemimizle Malta'ya ulaştırabiliriz. Durum düzelince yine Türkiye'ye dönerler. Ancak bu önerim çok gizlidir.Bunu ancak Padişah'ın kendisine söyleyebilirsiniz.''
Padişahın, İstanbul İşgal Komutanı General Sir Harrington'a yazılı cevabı çok fazla gecikmez; ''İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngitere Devleti fahimesine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan mahalli ahare naklimi talep ederim, efendim.''
Bu kadar. İltica mı etti? Ayrıldı mı? Yoksa kaçtı mı? Takdir sizin...
Ancak bir gerçek var ki Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda bir kafa karışıklığı içinde. Birkaç yıl önce sekizinci sınıf  'İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük' ders kitabında “Halife Vahdettin, 16 Kasım 1922'de İngiliz İşgal Güçleri Komutanı Harrington'a Müslümanların Halifesi ünvanıyla bir telgraf çekerek İstanbul'da yaşamasının tehlike arzettiğini, yüce İngitere Devleti'ne sığınmak istediğini belirtti. Anlaşıldığı üzere Padişah Vahdettin bir an önce gitmek istiyordu” şeklinde ifadeler yer alıyorken, bir müfredat değişikliğine gitme ihtiyacı hissedilmiş. Yeni müfredatta konu şöyle geçiştiriliyor; “Savaş sonrası toplumun tepkisiden çekinen Vahdettin, 17 Kasım 1922'de İngiltere'ye sığınarak yurdumuzdan ayrıldı.”
Bakanlık 'Ayrıldı' tercihini kullanmış.
Vahdettin'in ayrılmasından (!) bir hafta sonra Halife Abdülmecid Efendi'nin Vakit Gazetesi'nde yayınlanan açıklaması ise şöyle; “O hain yalnız vatanımıza ihanet etmedi. Hanedanımızın şerefiyle de oynamıştır. Artık vatandan da henedanımızın sicilinden de kovulan bu adamdan bahsetmeyelim. Yazık ki benim babam, bu adamın amcasıydı.”
Büyük kurtarıcı Mustafa Kemal Atatürk'ün sözleriyle tamamlayalım; “Saraylarının içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla birleşerek Anadolu'nun, Türklüğün karşısında yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından sürülmeleri, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir.”