“Cebinde içecek sigarası yoktu, şimdi son model jipe biniyor...”
İktidara yöneltilen eleştirilerin büyük bölümünü bu ve benzerleri oluşturuyor. Kendi sermayesini oluşturmak adına 2002 yılından bu yana İhale Kanunu'nu sürekli değiştiren AKP'nin vardığı nokta şehirleri koca koca beton yığınlarına çevirdi.
Şehirleşme adına yapılan/yaptırılan üzerinden geçecek insan sayısı bile garanti edilen ihalelerle Türkiye'nin geçmişi ipotek altına alınıyor.
Geçmişimiz zaten satıla satıla elde bir şey kalmadı.

***

Siyaset meydanlarındaki konuşmalara bakacak olursanız, aslında vatandaşın işini kolaylaştıracak çok olanak varmış ama ne hikmetse hepsi seçim öncesine denk gelmiş gibi.
Seçimin havucu da bedelli askerlik ile af.
Her ikisi için de “seçim sonrası bakarız” demek, “iktidarımızı devam ettirmelisiniz ki, sorununuzu çözelim” demek aslında...

***

Böylesine sessiz, heyecansız bir seçim dönemi siz gördünüz mü bilmiyorum.
Ama ben ilk kez seçmenin değil, seçilecek olanın da pek heyecan taşımadığını görüyorum.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sanki daha hareketli.
Oysa milletvekili seçimi, ülkenin geleceği açısından çok daha önemli.

***

Meclis kapanmadan önce, Bakanlar Kurulu'na Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi vermişti.
Hükumet de bu yetkiyi aylar öncesinden çıkarması gerektiği halde çıkarmadığı “uyum yasaları” için kullanacağını açıklamıştı.
Öyle mi oldu?
Bilen yok... Çünkü ortada tartışabileceğimiz taslak, hatta metin bile yok.
Neyi neye uzlaştıracaklar kimse bilmiyor.

***

Araştırma şirketlerinin yayınladığı anketler, liderlerin meydan ve televizyon performansları ile sokaktaki havaya bakacak olursanız, Kanun Hükmünde Kararnameler, seçimin son dönemecinde siyasete damga vuracak kararlar olacakmış gibi görünüyor.
Ve belki de içine gizlenmiş çok sayıda tuzak.

***

İşte böyle bir atmosferde girilecek seçimlerde muhalefetin karşı hamlesi var mı?
Örneğin KHK'ları Anayasa Mahkemesi'ne götürseniz ne karar çıkar?
Ya da daha doğrusu Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar seçimlere yetişir mi?
Hepsi birer soru işareti...

***

Siyaseti kendi iktidarını perçinlemek için kullanan AKP'nin içinin de kaynadığını, aslında tek adamlıktan kaynaklanan korku iklimi nedeniyle parti içinde kimsenin konuşmadığını yazmıştım.
Hem doğru, hem de yanlış demişim.
Doğru olan kısmı şu; parti içindeki kavgayı kimse yüksek sesle dillendirmiyor.
Yanlış olanı ise; hataların görüldüğü ve partinin içinde ciddi homurdanmaların olduğu...

***

Yazıya başladığım tümce de bir iktidar partisi mensubuna ait.
Kimin için söylediği bende saklı, ancak çok sık duymaya başladığım için yazdım.
Kiminle oturup sohbet etsem, iktidar partisinin 2002 yılından çok uzaklaştığını, davaya inananların değil, kişisel çıkarlarını düşünenlerin partide önemli köşeleri kaptığını söylüyor.
Türk siyaseti için doğal bir sonuç aslında.
Zamanında ANAP'ta böyle kurulmuş, kaybettiği son seçim öncesi ise tıpkı şimdiki iktidar havasındaydı.

***

Siyasetin ilginç tipleri var böylesine.
Sabah bu kapıdalar çıkarları için, öğleden sonra diğer kapıda.
Ve ne ilginçtir ki, siyasi partiler seçim kazanır ya da kaybeder.
Ama o zat-ı şahaneler hep kazanır.
“Cebinde içecek sigarası yoktu, şimdi son model jipe biniyor.”