Bugün, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği ‘3. İzmir Uluslararası Akdeniz Sinemaları Buluşması’nın son günü. Altı gün boyunca yirmi Akdeniz ülkesinden otuz altı film gösterildi; filmlerden sonra yönetmenlerle söyleşiler gerçekleştirildi.

İlk gün İzmir Mimarlık Merkezi’nde “Kent ve Sanat” panelinde, kent yöneticilerinin sanata yaklaşımından mimarlık ve sinema ilişkilerine uzanan konular tartışıldı. Pazar günü festival konuklarının kendi aralarında yaptıkları toplantıda Akdeniz ülkeleri arasında sinema alanında işbirliği olanakları tartışıldı. 

Bugün ise, İzmir Sanat’ta “Henri Langlois ve Sinematografik Miras” konulu bir Sempozyum var. Institutfrançais işbirliği ile gerçekleşecek sempozyumda ‘Bir Kültür Kurumu olarak Sinemateklerin İşlevi’ ve ‘Sinematografik Mirasın Korunması’ başlıkları altında Sinemateklerin dünü ve bugünü tartışılacak. Sempozyumun adında Henri Langlois adının yer almasına anlam veremeyenler için hatırlatayım: Henri Langlois, yalnızca Fransa’da değil dünya çapında ünlü bir hemşerimiz. Fransız Sinemateki’nin kurucusu olarak sinema kültürünün yaygınlaşması adına yaptıkları ile tüm dünyanın saygı duyduğu bir sinema insanı.

Sempozyum tüm sinemaseverlere açık ama öncelikle sinema bölümleri bulunan üniversitelerin öğrencileri ve öğretim üyelerinin katılımı çok önemli.

***

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in kente bir Sinema Müzesi/Sinematek kazandırmayı hedeflediği biliniyor. Peki, nasıl bir müze hayata geçecek? Bu konuya katkı sağlayabilecek sempozyuma kaç akademisyen, kaç sinema öğrencisi gelecek, merakla bekliyorum. Cumartesi günü Fransız Kültür Merkezi’nde gösterilen, sinema tarihimiz açısından önem taşıyan bir belgeselin, Müjgan Yıldırım’ın “Gölgenin Seyri–Türk Sinemasının Tartışmalı İlkleri”nin gösterim ve söyleşisine katılanlar arasında çok az sinema öğrencisinin olması üzüntü vericiydi. Akşamki “Akdeniz Şarkıları” konserinden sonra, konuğumuz Fransız Sinemateki İletişim sorumlusu Jean Christophe Mikhailov, okullarla işbirliği yapılarak, her gün bir sınıfın Sinematek’in sabah gösterimine davet edildiğini anlatıyordu. Bizim Milli Eğitim’e böyle bir öneriyle gittiğimizi düşünebiliyor musunuz?

Ne gerek var derler herhalde, biz onları camiye götürüyoruz!

Lafın bittiği yer derler ya… Keseyim en iyisi…