1 Aralık 2019’da Çin’de görüldü, 10 Mart’ta ülkemize de sıçradı. İlk ölümün 15 Mart’ta olduğunu, 1 Nisan’da artık her yerde olduğunu öğrendik Sağlık Bakanı'ndan. Sonrası, tam da bize benzer coğrafyalarda olduğunca, bilgi gizliliği, kirliliği ve saygısızlığıyla geldi. Prof. Ahmet Saltık gibi yurtsever insanlarımızın, TTB gibi demokratik kitle örgütü bilincindeki sağlıkçılarımızın gerçeğe, akla, bilime çağrılarıyla sürüp gitti. Bu satırların yazıldığı gün dünyada 1.700.00, bizde 19.500 dolayında insan ölmüş, ateşi evlere düşmüş durumda. Ülkeler gelişmişlik kalibreleriyle, devletler sistem ve zihniyet nitelikleriyle, insanlar birey ve yurttaş olup olmadıklarına dair refleksleriyle, küresel salgınla boğuşuyor. Sosyal devletin ne olup olmadığından küresel ekonomiye, demagojiden başka işe yaramayan efelenmelerden bireysel ve toplumsal fotoğrafların irdelenmesine, yeryüzü şimdi bambaşka bir çağa evrilmiştir. “Yeni Ortaçağ”, bir salgının turnusolüne batıp çıkmakta, yönetenlerinden yasalarına kaçınılmaz bir yüzleşme yaşamaktadır. 2021’e bu manzara-i umumiye içinde giriyoruz.

Bu fotoğrafta, hayatın her alanı gibi sanat emekçisi de var. Zaten devasa sorunlar ve çözümsüzlükler batağında nefes almaya çalışan sanat, köşeye sıkıştırılmış durumda. “Düşünce ve ifade özgürlüğü”nden Anayasa’da yer alan “Sanatı destekleme” ilkesinin uygulamada ne halde olduğuna, örgütlenme sorunlarından sanatı kendince biçimlemeye yeltenen çabalara, birçok olumsuzluktan beslenen bir bataklığa, şimdi de Korona mikrobu karıştı. Ali Cem Köroğlu kardeşimiz gibi nice yetenekli insanı kurban verdiğimiz salgın, can derdi yanında, sanat açısından da hepimize sırrı pürüzsüz, camı kırılmaz, çerçevesi acımasız bir ayna tuttu.Ayna, sanatın “icra” boyutuna indirilen baltalar, ayakta kalma ve ekmek dertleriyle yoğrularak, bir dizi soruyu da karşımıza dikti. 

***

Aklımıza geliverenleri sıralayalım:

-Devletin/Sistemin ve şu anda onu kendince çekip çeviren iktidarın yaklaşım ve tavrında, sanatın karşılığı nedir? “Muhafazakâr sanat” teranelerinden sanatın muhalif tavrına, diş bilemekten dayatma ve tehditlere uzanacak bir listeyle bu sorunun yanıtı kolaydır.

-Sanat emekçisinin, zaten kıyasıya çarpıştığı bu gerçeklere ve üstüne binen salgınla daha da ağırlaşan koşullara karşı, çoook ötelerden başlatması gereken ve bugün sürmesi gereken tavrı, önlemleri ve öngördüğü çözümler var mıdır, nelerdir? Yanıtı, hala günübirlik iş, başarı ve çözümlerle hayatın ve sanatın mutlu olacağını düşünenler versin.

-Gelelim en can alıcı soruya. Kamunun, halkın, memleketin hayatı algılamasında sanatın yeri nedir?Bir başka deyişle, hayatından sanatın çekilmesine ve bunun nedenlerine dair kamusal bir dertlenme, beklenti ve talep var mıdır? Varsa da, genele oranı nedir? Buna da siz yanıt verin. 

Ne yapılmalıydı, ne yapılmalıdır? Biliyorum, şimdi şöyle olmalıydı, keşke böyle olaydı gibisinden ahkâm kesmek, aklıldanelik yapmak saçmalıktır. Lafı bu kadar uzattığım için, pek çok zevatın canı sıkılmış, yazının burasında çekip gitmişken, hele ki “Sana da bir şey beğendirilmiyor, bak 1000 lira (yazıyla bin TL!) veriyorlar, daha ne olsun?” diyecekken...

Bunlara karşı çok sağlam örgütlenmeler, öngörüler, hazırlıklar gerekirdi. Hayatın her alanında yürümeye çalışanlarla dayanışma gerekirdi. Eh mümkünse, o örgütlerin mücadelesine, sanat cenahından su taşımak gerekirdi. Toplumsal dertlere itirazlarda yoldaş olunmalıydı ki, o dertlerin sahipleri bugün senin derdine yoldaş olsun.Bunlar için, hangi toplum, hangi sistem, hangi iktidar sorularına yanıt verecek birikime, duruşa, bunun için bir zahmet hayatla ilgilenmeye gerek vardı.Yasa, mevzuat, kural, kaide vb. konusunda, çok sağlam bilgilere sahip olmak, sanatın coşkusu, esrikliği, kuşkusuz her sistemin üstündeki duruşunu hayatın gerçekliğiyle buluşturmak gerekirdi. Sen bunları bilmezken, onlara neyi nasıl ve hangi cesaretle söyleyebilirdin?

***

Köşe bitiyor, bir noktalı virgülle arkasını sonraki yazılara bırakalım: Ayna demiştik ya... Sen ona bakmıyorsan bile, o sana dimdik bakıyor. Camı sanat, sırrı hayat, çerçevesi memleket...

Üç gün sonra 2021. Zaman, yeryüzünün ve hayatın insana tanıdığı en büyük fırsat ve olanaktır. Onu umudumuz, bilincimiz, duruşumuz, çalışkanlığımız, evrensel insanlık değerleriyle buluşmuş yurtseverliğimizle anlamlı bir fırsata çevirebiliriz. Mikrobun adı ne olursa olsun, haydi bu güzelim ülke ve olağanüstü yeryüzü için cesaret!