Ben çocukken “tatil” kavramı bugünkü gibi değildi. Hatta üzerinde konuşulan bir şey de değildi. Bazı arkadaşlarımızın Çeşme’de, Gümüldür’de yazlık evleri vardı. Onlar okullar kapanınca giderler sonbahara kadar gelmezlerdi. Ailemin yazlık evi yoktu ama biz de hemen hemen her hafta çevremizdeki farklı bir yere pikniğe, denize giderdik. Şimdi düşünüyorum da o yılları İzmir’de yaşamak büyük bir şansmış. Hafta sonu yaklaşırken gideceğimiz yere karar verirdik. Annemin cumartesi günleri genellikle kuru köfte, börek, kurabiye yaparak geçerdi. Piknik sepetlerimiz doldurulur, soğuk su ihtiyacı da yoldan alınan büyük buz kalıpları ile çözülürdü. Bütün çocuklar gibi biz de iki kardeşimle gün boyu yemek yer denize girer, akşam dönüşte yorgunluktan arabada uyuyakalırdık. Deniz mevsiminde en sevdiğim yerler Yedi İğdeler ve Kalamaki’ydi. Yedi İğdeler’de gerçekten iğde ağaçları vardı. Haziran aylarında mis gibi kokarlardı. Uzun yıllar önce beach ve sitelerle doldu. Kalamaki ise Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın koylarından biri. Şimdilerde daha çok Kavaklıburun olarak biliniyor.

D6376A0B 4Bbc 4570 861E 67C92D5D8495

Kuş Sesleri Eşliğinde Deniz Sefası

Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı, Kuşadası merkezine 30 kilometre uzaklıkta tertemiz denizi, kumsalı ve zengin bitki çeşitliliği ile günümüzde de bir kaçış noktası. Akdeniz foku, deniz kaplumbağaları, yaban domuzu, cüce karabatak, tepeli pelikan ve sayısız kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Milli park sınırları içinde dört koy var. İçmeler, Aydınlık, Kavaklıburun ve Karasu. Hepsi halka açık, yüzmek, piknik yapmak için ideal. Sonradan bazı koylara şezlong, şemsiye konuldu, duş ve yemek yerleri yapıldı.

O zamanlar yalnızca az sayıda ahşap piknik masası vardı. Ahşap masalarda yer bulamayanlar kilimlerini serip ağaçların altına yerleşirlerdi. Dönüş yoluna erken koyulursak Zeus Mağarası veya Doğanbey’e uğramaya bayılırdım. Deniz, tarih ve doğanın iç içe. Orta gelir düzeyinde halk için de böyle eşsiz doğal güzelliklere sahip bir alanda zaman geçirme imkanı dünyada çok az coğrafyada mümkün olmalı. Eminim Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın denizinin, kumsallarının temizliği, sessizliği, ailelerin birbirine saygılı keyifli saatleri nice hoş sedalar bıraktı anılara.

Daf9C72C 0E7C 4E51 9F27 Abed740Ebda8

Hem Bitki Hem Hayvan Çeşitliliği

* Ülkemizde 50 adet milli park var. Toplam 822.5 hektar ile yüzölçümümüzün yaklaşık 1.2’sini kaplıyorlar. Bu her biri doğa harikası alanlarda hem bitki ve hayvan türleri korunuyor hem de ziyaretçilere gezi, kamp, yürüyüş, piknik, bisiklet, fotoğraf çekme imkanları sunuluyor.

*1956 yılında Orman Kanunu’nun 25. Maddesi ile “ormanlık bölgelerin denetim altında tutularak, doğal dokusunun bozulması engellenecek şekilde bitki zenginliği ve yaban hayatı korunarak milli park ilan etme yetkisi” Orman Genel Müdürlüğü’ne verildi.

* İlk olarak 1958 yılında antik çağlardan kalma orman özelliği nedeniyle Yozgat Çamlığı milli park olarak ilan edildi. Göleti, 400 - 500 yıllık çam ağaçları hala ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

*Bazı illerimizde birden fazla milli park alanı var. Antalya’da beş, Ankara ve Erzurum’da 4’er adet.

*Çanakkale Gelibolu Yarımadası, Nevşehir Göreme ve Adana Yumurtalık Lagünü çok ziyaretçi alan eski milli parklarımızdan.

*Ağrı Dağı Milli Parkı en fazla yüzölçümüne sahip milli parkımız, en yüksek rakımda olan da Hakkari Cilo ve Sat Dağları Milli Parkı.

*Kahramanmaraş Andırın’da bulunan ve İran ile Anadolu arasında önemli bir ekolojik koridor olan Geben Vadisi Milli Parkı en son ilan edilen parkımız.

*Yedigöller Milli Parkı karaca ve geyiklerin, Küre Dağları Milli Parkı ayı, kurt ve geyik gibi büyük memeli hayvanların yaşam alanları.

8972F24E 6230 4041 B425 49Ae2377D6Cd

Onlar da Tehlike Altında

Ne yazık ki milli parklarımız barındırdıkları hayvanlar ve sahip oldukları bitki örtüleri ile tehlike altında. Tıpkı köpek, kedi, yaban keçilerimiz, yaylalar yaşayan ayılarımız, yılkı atlarımız gibi. Son yıllarda orman yangınları, araç ve ziyaretçi yoğunluğu, giderek artan hoyrat kullanım ciddi risk oluşturmaya başlamıştı zaten. Bu faktörler yetmiyormuş gibi geçtiğimiz mart ayında kabul edilen kanun değişikliği ile milli park alanlarında özel kişilerce turizm amaçlı tesis yapılması ve işletilmesinin önü açıldı. Üstelik bu alanlara kurulacak işletmelerin kullanım haklarının 99 yıla kadar uzatılabilmesine imkan tanındı. Yasa değişikliği ile milli parklar ile ilgili kurum Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü oldu. Yetkililer milli parkların imara açıldığı iddialarını kabul etmiyorlar. Değişikliklerin “korunan alanlarda verilen izin türlerinin düzenlenmesini amaçladığını” savunuyorlar. Ancak bu alanlarda trafo yapıları, su, kanalizasyon, doğal gaz hatlarının yapılmasına izin verileceğinin kabul edilmesi endişeleri arttırdı. Ayrıca döner sermaye uygulaması getirilmesi, milli parkları, orman içi su kaynaklarını, sulak alanları, ormanları para kazanma odaklı yapılara dönüştürme çabası olarak değerlendiriliyor.

375 sayılı kanun hükmünde kararname ile yapılan değişiklikle korunan alanlarda yaşamını sürdüren hayvanlarımız için de tehlike arttı. Kara Avcılığı Kanunu’na “geleneksel avcılık” tanımı eklendi. Avcılığın sınırları genişletildi. Ülkemizde hayvanlar ve ekosistemler için geri dönülmez zararlara yol açacak faaliyetlere her gün bir yenisi ekleniyor. Anadolu coğrafyasının bitki ve hayvan çeşitliliği çok zengin ama sonsuz değil. Korkarım çok yakında bizim denizde fokları kaplumbağaları izleyerek, ağaçlardaki kuşları dinleyerek yaptığımız geziler birer masal olarak anlatılacak.

E0864E22 45F5 4666 9307 40Bfa35Fa04B