“MASALSI TÜRKİYE’’NİN BİLGESİ; ŞADAN GÖKOVALI

Abone Ol

Muğla doğumlu, güzel Egeli, İzmir'in özel insanı Prof. Dr. Şadan Gökovalı; Halikarnas Balıkçısı ile Azra Erhat'ın manevi oğullarıdır. Balıkçı'nın ölümünden sonra, onun eserlerine sahip çıkan, manevi mirasını özenle yaşatandır. Sevgili hocamız, bir bilim insanı olmasının ötesinde, edebiyatla çok yakından ilgili, insanı şaşırtacak kadar edebi derinliğe sahip; şiirin, romanın, güzelliklerin kıyısında yaşayan; kültürü sevgiyle kucaklaşmış biridir. Kendisi de şairdir ama bir türlü kabul etmez şairliğini…

Ama Gökovalı ile karşılaştığınızda, yüreğinin cebinde her zaman okunacak birkaç dize, yeni bir şiir saklıdır. O, bir çocuk heyecanıyla okur size şiirleri...

(Şair Gazeteci Yazar Ünal Ersözlü)

Turizm alanında, Türkiye'de kültür turlarını başlatan isimler arasında ismi ilk akla gelendir Gökovalı. Hem o turlarını içeren hem de farklı alanlarda yayınlanmış 40’a yakın kitabı vardır. Mitolojiyi sevdirendir bize. Anadolu’yu, “8500 Yıllık Kadim Kent” İzmir’in tarihsel mirasını, tanıtmış, sevdirmiş, öykülerini, söylencelerini anlatmıştır. Hem de Çağdaş bir Homeros gibi, anlatmıştır geçmişi bize…

“Bizim Şadan, sevdiklerini sevindirmekle sevinir.”

(Halikarnas Balıkçısı)

"Halikarnas Balıkçısı" Cevat Şakir'in emanetini, "gözü gibi" koruyandı. Meslek Büyüğümüz'dü Prof.Dr.Şadan Gökovalı!

"5000 Şiiri Ezbere Bilen" "Ben Halkım heey! Feleğin sillesini çok yemişim.

Kalem vermemişler elime, Diyeceklerimi türkülerle demişim…’’dizelerinin sahibiydi.

Balıkçının da, Azra Erhat'ın da Manevi Oğlu...

"Hepimizin Hocası", Bir gazeteci, yazar, ozan, akademisyen,

Radyo programcısı, Mitoloji Uzmanı, Rehberlerin Rehberi.

Kısaca "bir koltukta bir dünya karpuz taşıyan".

"Ben, Gökova’nın toprağından oldum, gün gelecek yine Gökova’nın toprağı olacağım” ifadesinin sahibi; Gökovalı Hocam. Prof.Dr.Şadan Gökovalı!..

-KİTAPLARI, YAŞAM ÖYKÜSÜ-

Kendi ağzından Şadan Hocam. Buyrunuz; “Merhaba! Ben Şadan Gökovalı. Soyadım, kimliğimin ipucunu verir: II. Dünya Savaşının başladığı yıl (15 Mart 1939); Atatürk’ün Muğla Valisi Recai Güreli’nin Gökova Muhtarı Mehmet Gökovalı’nın oğlu olarak Karya göklerine gözlerimi açmışım. Ninnim türküler, şiirim manilerdi. Hayli nabiga (soyunda şair olmayan) kişiler vardı.

Bir şiirimde dediğim gibi, ‘Halkım / Diyeceklerini / Türkülerle demişti.’

İlkokulun ilk üç yılını köyümde okuduktan sonra sırayla Ula İlkokulu’nu, Muğla Ortaokulunu, Aydın Ticaret Lisesini ve İzmir İktisadi Ticari İlimler Akademisini (1962) bitirdim. 01.02.1959’da Ege Ekspres’te muhabir, 23.02.1966’da TRT’de yapımcı, 01.08.1980’de Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulunda öğretim görevlisi ve müdür yardımcısı olarak göreve başladım. Bu süre içinde başlıca “Yılın Gazetecisi” (1964) seçildim, TDK Radyo-TV Dil Ödülünü (1975) kazandım. Başta araştırma, röportaj, seri röportaj ve turizm dalları olmak üzere gazetecilik Başarı Armağanı yarışmalarında birçok birincilik ve ödül kazandım. 1965’te Rehber, 2014’te “Yılın Rehberi” seçildim. Akademik kariyer olarak turizm alanında Yüksek Lisans (1975) ve Doktora (1979) unvan ve yetkisini hak ettim. 1994’te iletişim bilim dalında “Üniversite Doçenti” (1994) ve “Üniversite Profesörü” sıfatına lâyık görüldüm. Anadolu Uygarlığına, Muğla ve İzmir Kültürüne en fazla hizmet eden kişi, Knidos, Efes, Fethiye ve Bergama’yı en iyi anlatan yazar kabul edildim.

Çoğu başlıca turistik yerlerimiz hakkında rehber niteliğinde ve bazıları birden çok dile çevrilmiş 40’a yakın kitaba imza attım. Ege Geriatri Derneğince “İleri Yaş Dostu” (2015) olarak ödüllendirildim. 1981 yılında, Kaya Çelikkanat ve Orhan İlhan’ın katkılarıyla hazırladığım “Atatürk ve İzmir” kitabım, “100. Yılın En Başarılı Yayınları” arasında değerlendirildi. Salihli, Muğla Büyükşehir, Bergama, Menteşe Belediyeleri için 20’yi aşkın kültür kitabı ürettim. Şu günlerde “Oktay Akbal” ve “Uygarlığın Özeti BERGAMA” kitaplarım yayınlandı. Son yıllarda yayınlanan kitaplarım:

“İzmiriçe’nin Tacı Kadifekale”, “Ben Halikarnas Balıkçısı: Doğdum Sevdim Öldüm” ve “Masalsı Türkiye”. Kitaplarım, yaşam öykümdür…”

-ŞİİR ADAM-

Yakın Dostu Ozan Çınar Çığ Şadan Hocam için hep şöyle derdi:

''İlkçağda yaşasaydı sözleri bugün ders olarak okutulurdu!''

Her tarafından da şiir fışkırırdı.

O, Şadan Gökovalı. O, ses! O, Homeros’tan, Yunus’tan Dede Korkut’tan gelen

Atatürk’ten kalan ses. Su gibi, akarsu gibi…

Çocuğun gülüşü, derenin akışı kuşun ötüşü çağlayanın dökülüşü gibi,

Dalgaların karayı itişi, yerin sarsılışı, göğün gürleyişi gibi;

Ses o! Susunca nereye gittiği bilinmeyen…

Yüz otuz bin sözcük var dilinde; Hepsi yitse,

Tek bir sözcük kalacak gök kubbede;

ATATÜRKİYE!’’

-NEDEN “MASALSI TÜRKİYE’’-

"Masalsı Türkiye”, Şadan Hocam 'ın 2014'te "Arkeoloji ve Sanat Yayınları"ndan yayımlanmış kitabıydı. Şöyle imzalamıştı bana da; "Şadan Gökovalı'dan, yazının kutsal olduğunu bilen ve kanıtlayan meslektaşım ve gönüldaşım Atilla Köprülüoğlu için sımsıcak duygularımla. 2 Nisan 2015"

Peki neden kitabın adını "Masalsı Türkiye" koymuştu Şadan Hoca?

Anlatıyor sayfa 12'de; "Mavi-yeşil Gökova/Akyaka'da, sırtı kayada, gözü ovada evimde yalnızım. Dirseklerimi masaya dayamış, başım iki elimin arasında, düşünüyorum.

'Düşünmek' ne demek? Beynimi zorluyorum. Derdim, yazacağım kitaba ad bulmak.

Öyle bir ad olmalı ki, yapacaklarımın yol haritası -deyim yerindeyse- senfoninin

uvertürü olsun.

Beynim zonkluyor, kan-ter döküyorum. Usumdan geçen hiçbir adı, kitabıma uygun bulmuyorum.

Güneş Gökova Körfezi'nde batmaya, ak gün yerini geceye bırakmaya hazırlanırken, arkamdan, bir el omzuma dokunuyor.

Dönüp bakıyorum;

ak giysiler içinde aydınlık yüzlü bir kadın, tepeden tırnağa titriyorum.

Kadın 'Masalsı Türkiye' diyor.

'Tamam, aradığım buydu' derken, bu gizemi çözmeye çalışıyorum. 'Kimsiniz?'.

'Biz' değil, 'benim', çoğul değil, tekilim yani.

'Peki, kimsin?' Yanıtı beni büsbütün şaşırtıyor: 'Neşa'lı Kız'.

Bana 'Neş' diyebilirsin!..'Neş, Neş, Neşa...'

Bunlar bana biliş geldi. Hititler kendilerine 'Neşalı' der.

Bu Çorum'a Alaca ilçesindeyim Alacahöyük'ün 5 bin yıl önceki adı!..

Onlar 'Assuwa' derdi, bizim 'Anadolu' dediğimiz topraklara...

'Neşalı Kız 'onlardan hangi izler kalmış, bunları görmeye gelmiş...

Yani 'göksel' bir görevle.

Ben gezdirecektim, rehberlik yapacaktım ona 'Masalsı Türkiye'de"...

-GÖKOVALI ŞADAN-

Sunuşunu "ÖNCE" başlığıyla şöyle yazmıştı Gökovalı;

"Ben, dilerseniz kitabı okuyup 'Sonsöz'ü siz söyleyin diyorum.

İlle de 'Önsöz' istenecek olursa, şunları yazayım:

'GELDİLER BİLİNMEZ KARANLIKLARDAN,

YAŞADILAR ANADOLU AYDINLIĞINDA. O GÜZEL ATLARA BİNİP

ÇEKİP GİTTİLER, BİLİNMEZ KARANLIĞA...'

Oğlum Can ve Kızım Ekin ile tüm öğrencilerime.

Şadan GÖKOVALI"

208 sayfalık kitabın "Geldi Çattı Ayrılık Vakti" başlığıyla finalini de şöyle yapmıştı Kıymetli Hocam; "Okaliptüs tünelinden çıkıp, Gökova Dörtyol'dan, yarı açık marangoz metresi gibi kıvrıla yükselen Sakar'ı tırmanmaya başlıyoruz.

Birkaç km. sonra, göklerden süzülüp gelen Neşalı Kız'la ilk karşılaştığımız 'Sırtı kayada, gözü ovada' evime dönüyoruz.

Ayrılığın nemli anlarında hep böyledir dünya!

Aşağıda Kadınazmağı, akmıyor gibi akıyor, ovada yeşiliyle deniz mavisi kucaklaşıyor.

Kaçınılmaz son, kapımıza dayanmış...

'Birkaç adım ötemizdeydi yalnızlığım.

Sen yanımdan gidersin diye bekliyordu...'

Birbirimizin elini daha sıkı tutuyor, gözyaşlarımız gizlemeye çalışıyorduk.

Masmavi Gökova Körfezi'ne yeşil bir işaret parmağı gibi uzanan Tılsımlı Ada Kedrai (Sedir) boynunu bükmüştü.

Gözlerimi kapamışım.

Birden kanat hışırtısını andıran bir ses duydum.

Puduhepa'nın torunu, geldiği gibi, düşünce hızıyla yükseliyordu.

Göz açıp kapayana dek, Karya'nın mavi göğünde ak bir noktaya dönüştü.

Çok geçmeden, görünmez oldu...

Ataol Behramoğlu 'nun dörtlüğü döküldü dilimden:

Durdum baktım ardından sen giderken/ Bana bir hoşçakal bile demeden giderken/ İnsan neler duyar anladım o zaman/ Can alıp başını bedenden giderken. "

-BALIKÇI VE GÖKOVALI-

Cevat Şakir’in kızı İsmet Noonan (İsmetula) da Bilgi Yayınevi tarafından basılan kitabının “Bende İz Bırakanlar” bölümünde, Şadan Gökovalı’dan da söz etmiştir. Gökovalı’nın Balıkçı ile Ege Ekspres Gazetesi’ndeki karşılaşmasını anlattıktan sonra Gökovalı hocamıza övgü dolu şu sözlerle teşekkür eder Noonan:

“…Zamanla bu usta çırak ilişkisi öyle boyutlara geldi ki, babam Şadan’ı manevi oğlu gibi bağrına bastı. Şadan’ın babam için yaptıkları inkar edilemez. Yıllarca Merhaba Apartmanı’na düzenli olarak uğrar, kimi zaman babamın dizi dibinde bağdaş kurar, her söyleneni can kulağıyla dinler, not alır, söylenenleri sünger gibi emerdi. Babamın yazdıklarını evinde daktiloya çeker, baskıya hazırlardı. Öyle bir coşkuyla çalıştılar ki, yıllar sonra bile Şadan, Balıkçı’yı anma törenlerinde babamın bazı öykülerini ezberden anlatabilecek kadar onunla bütünleşmişti. Babamı kaybettikten otuz yıl sonra bile Şadan, onun ismini yaşatma konusunda özveriyle emek vermeye devam ediyor. Sevgili Şadan, Balıkçı’nın kızı olarak, anılarımı yazarken bir kez daha sana teşekkür etmek bana onur veriyor.”

Şadan Hoca, meslektaşımız Saadet Erciyas’ın “Kent ve Yaşam”daki bu yazısının ardından bir not yazmıştı. ‘Balıkçı, ‘Saadet beni tanımadı’ diyemez. Merhaba’ diyordu notunda, ‘Sana benden ve Balıkçı’dan birer kitap, hak ettiğin için’ diye ekliyordu. Pandemi nedeniyle ne yazık ki evine gidip kitaplarını alamadım hocamdan. Bu yazışmamızdan bir süre sonra ‘İsmet Ablam’ başlıklı yazısının linkini yolladı okumam için. Şadan Hoca da yazısında yukarıda okuduğunuz satırları alıntılamış. İsmet Hanım’ın kendisine teşekkürünün ardından şöyle yazmış: ‘…Parayla, pulla sağlanabilecek bir onurlandırma mı bu? Balıkçı 13 Ekim 1973’te öldükten sonra onun bir kitabı yayınlanmadı, ölüm yıldönümlerinde bir kaç cılız ses çıktı. Ben, ‘Balıkçı ölmekle susacak yazar değildir’ başlıklı bir yazı yazdım. O zaman Bilgi Yayınevi’ni yönetmekte olan Attila (İlhan) ağabeyin zorlaması ile duruma el koydum. ‘Aganta Burina Burinata’dan başlayarak -çoğunu Balıkçı’nın bana bıraktığı notlardan, gazete ve dergi kesiklerinden olmak üzere- 20’yi aşkın eserini Türk kültürüne kazandırdım. Şimdi İsmet ablam ağır hasta. Bir an önce sağlığına kavuşması dileğimle bu yazıyı ona kır çiçeği niyetine sunuyorum.’

İsmet Hanım, 6 Temmuz 2020 tarihinde vefat etti. İsmet Noonan ve Şadan Gökovalı’nın birlikte görüldüğü fotoğrafı da, dostumuz Osman Akbaşak 2011 yılında Konak Belediyesi’nin düzenlediği ‘Ustaya Saygı’ toplantısında çekmiş. Mekanın cennet olsun Şadan Hocam, unutulmazlar kitabına senin adın da kazındı.” (Şadan Hoca’ya Veda Ederken, 3 Şubat 2021, Kent Yaşam Yazıları)

-ÇOK ÖZLEDİK HOCAM-

"Sevdiğim çiçek adları gibi / Sevdiğim sokak adları gibi/ Bütün sevdiklerimin adları gibi/ Adınız geliyor aklıma" Şadan Hocam, adınız...

Yüreğimizin sıcaklığındasınız. Çok özledik be Hocam çok. Anısı güzel Şadan Hocam..