Gitmek mi zor kalmak mı?

Gitmek mi zor kalmak mı?

Kültürel kayıplarımız üzerine yas tutmadan toplumsal yozlaşmanın geldiği noktayı açıklayamayız demiştim geçtiğimiz hafta. Zira kültür taşıyıcılığı bir kuşak işidir ve kültüre dair sembolizmayı ve öğretileri aktaracak nesil yoksa çözülme orada başlar bana sorarsanız. Toplumsal yozlaşma üzerine yazdığım iki hafta boyunca, bana uzun yıllardır sıklıkla sorulan bir sorunun ve onunla bağlantılı “beyin göçü” gerçekliğinin yazılmadığını, eksik kaldığını hissettim. Üstelik bu konu başlığı içeriden ya da dışarıdan -fark etmez- üzerine ahkam kesmesi çok da kolay olmayanlar sınıfında.

***

Herkes kendi gerekçesinde muhakkak. Ancak “gitmek mi zor kalmak mı?” basmakalıp söyleminden çok ötede uzun yıllar “gidenler” ve “kalanlar” arasında savrulan bir ülkeyi, İran’ı, akademik olarak inceledim, araştırdım ve ziyaretlerde bulundum. Bir parçam ortak kültüre dair izleri yakalamak için çıktı bu yolculuğa, bir parçam ise korkuyla daldı bu alanda çalışmaya. Özellikle devrim sonrası İran’da kalanları çok dinledim. Hatta 2.5 yıla yakın kalıp da kendince mücadele eden eylemcilerle (aktivist), gazetecilerle ve akademisyenlerle liderlik psikoloji eksenli çalışma topluluklarında birlikte yer aldım, onlara eğitmenlik ve yönderlik desteği sundum. Ve içimdeki o tedirgin Seçkin hep “ya bir gün bende Türkiye’den temelli gitmek zorunda kalırsam?” sorusuyla gözlemledi onlarca insanı. Aynı oranda “gidenlerle” de çalışma şansı buldum; İran’dan gidip de geride bıraktıkları ruh parçalarına dair hikayeleriyle.

***

Her iki topluluk içinde gerçeklik yas gömleğini giyerek başlıyor. Kalanlar için soyut, hayallerini kaybetme üzerinden; gidenler içinse somut, sahip oldukları eksenin de şekillenen yas. Ve belki de en zoru kültürel kayıpların yerine konma çabasının zorlayıcı, sıkıştırıcı psikolojik etkileri. Kültürü gittiği yere taşımaya çalışan için de, kaldığı yerde yaşatmaya çalışan için de hırpalayan bir süreç kesinlikle.

Kültürel kayıplarımıza bakarken en azından 3-4 kuşak kadar geriye gidebilmenin, oradaki hikayelere alan açabilmenin önemli olduğuna inanıyorum. Burada bahsettiğim şey salt e-devlet şifresiyle giriş yapıp soy ağacını çıkartmaktan ibaret değil takdir ederseniz. Çünkü atalarımız salt birer soy kütüğü temsilcisi değiller; her birinin kültür taşıyıcısı olarak kendi özgün hikayelerinde bizlere emanet bıraktıkları var. Bunun için birer iz sürücü gibi, yaşanan coğrafyayla, o coğrafyanın diliyle ve inancıyla, varsa o coğrafyada yaşayan kültür taşıyıcılarıyla bağ kurabilmek elzem. Zira kültür, anlam yaratmanın, anlamı -yeniden- hatırlamanın temel kaldıraçlarından birisi. Gidenlerden de olsanız, kalanlardan da, kültürü anlam yolculuğunda bir pusula gibi kullanabilmek gereken zamanlardan geçiyoruz.

YORUM EKLE