İktidar ekonomi yönetiminde bilimsellikten uzaklaşma cesaretini nereden alıyor? Merkez Bankası (MB) yöneticileri ne sebeple Türk parasının değerini korumuyorlar da bile bile döviz kurunu ve enflasyonu fırlatan kararlar alıyorlar? Nasıl oluyor da yetkileri olmadığı halde MB ihracatçıya dövizini bozdurma zorunluğu getiriyor, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), döviz varlığı olanlara kredi verilmesini yasaklıyor?

Çünkü, Soma Faciası ve Pamukova Tren kazası kararlarında Anayasa Mahkemesi’nin tespit ettiği üzere, yargılanması gereken kamu görevlileri yargı önüne çıkmıyor. Suç işleyenler kamu görevlisi olduklarında, idari amirleri izin vermediği takdirde yargı görevini yapamıyor. Başka bir deyişle yargı idari amirlere ve dolayısıyla iktidara bağlı. MB, BDDK ve benzer kurumların üst düzey yöneticileri görevlerini kötüye kullansalar bile ilişkili oldukları bakan veya cumhurbaşkanı izin vermezse hiç yargılanmıyorlar. Sanki ülke hükümdarlık, memurlar da suçtan ve cezadan muafmış gibi bir durum var ve izin verilmezse yargı, memurları özgürce soruşturamıyor. Uğraşabilenler izin vermeme kararlarını iptal ettirilebilir ise de Pamukova davasında olduğu gibi uzayan süreçte suçlar zamanaşımına uğruyor, suçlar işleyenin yanına kar kalıyor.

Cumhurbaşkanı, bakanlar ve milletvekillerinin suçlarını soruşturmak için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) dokunulmazlıklarını kaldırması gerekiyor. Ancak iktidar siyasi hesaplarla muhaliflerin dokunulmazlığını kaldırabilirken, iktidardakilere kimse dokunamıyor. Gerçekten yargılanması gerekenlere yargı erişemiyor. Amacının dışında kötüye kullanılabilen bağışıklıklar ve dokunulmazlıklar, TBMM aritmetiğine bağlı olarak siyasi saiklerle ihlal edilebiliyor. Yargıda durum daha ağır. Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay izin vermez ise suç işleyen hâkim ve savcıları elleri kanlı olsa bile soruşturmak mümkün değil. Bu kurumların izin vermeme kararları Allah'ın emri gibi kesin ve haklarında hiç bir yargı denetimi yok. Bu şartlarda kamuda her yerde ve özellikle iktidardaki siyasiler arasında, adam kayırma, nepotizm, nüfuz ticareti ve etik dışı siyaset gırla gidiyor.

Öte yandan Halkların Demokratik Partisi (HDP) iddianamesinde olduğu gibi, Anayasa Mahkemesi yüce divan sıfatıyla göreceği davada, Cumhuriyet Başsavcısı’nın düzenlediği iddianameyi reddedebiliyor. Mahkeme göreceği davada görevini nasıl yerine getireceğinde, iddia makamına yol göstermiş oluyor. İşin özü şu ki suç işleyen siyasetçi, yargı mensubu ve memurların hangisinin yargılanacağına ve cezalandıracağına kendileri karar veriyor! Dürüst kalmak da suç işleyenlere direnmek de diğer suç işleyenlere katılmadan tek başına suç işlemek de mümkün değil.

"Yargı suç işleyenleri izin almadan soruşturursa memurlar görevlerini yapamaz" diye mazeret uyduranlar, "memurlar görevi kötüye kullanma suçunu özgürce işleyebilsinler" anlamına gelen bu durumu millete yutturmuş, bütün devlet sistemini sakatlamış bulunmaktalar. Böylece, anayasa "kanun önünde herkes eşittir" demesine rağmen, devlet teşkilatının mensubu olan siyasetçi, yargı ve diğer kamu görevlileri, fiilen suçtan ve cezadan bağışık ve dokunulamaz imtiyazlı bir zümre haline gelmiş bulunuyor. Bu şartlarda devletin başına dürüst yöneticileri getirmek, tamamıyla birkaç kişiden ibaret olan siyasi liderlerin iyi niyetine, bozulmamasına ve dirayetine bağlıdır. Ekonomide ve demokraside istikrarsızlık ve inişler çıkışlar yaşamamıza neden olan bu ucube durum ortadan kaldırılmadan, ülkenin iyi yöneticilere kavuşması ve iyi yönetilmesi asla mümkün değildir.

Bu temel sorunun çözümü için yargının özgürce görev yapmasını engelleyen her türlü soruşturma ön izinlerinin ilga edilmesi, herkesin kanun önünde istisnasız ve gerçekten eşit hale getirilmesi şarttır. Bir yandan soruşturma izni için gösterilen sebebi gidermek diğer yandan bürokrasiye yüksek hukuk güvencesi sağlamak için, üst düzey kamu görevlilerinin Adalet Yüksek Mahkemesi’nde, alt düzeydekilerin bölge merkezlerindeki uzmanlaşmış mahkemelerde, ön koşulsuz ve şartsız yargılanması mutlaka sağlanmalıdır. Dokunulmazlıklarının kaldırılması, yüce divanda görülecek davaların iddianameleri görevleri de Adalet Yüksek Mahkemesi’ne verilmelidir.

Bunlar gerçekleştirildiğinde bürokrasi, bir yandan hukuka uyarlığını yükseltirken diğer yandan siyasetçilere karşı güçlenecek ve devlet yönetiminde istikrarın teminatı haline gelecektir. Böylelikle dokunulmazlıklar ile birlikte devlet teşkilatında rol alan siyasetçi, yargı mensubu ve kamu görevlilerinin hukuka uyarlığı güçlendirilecek, görevi kötüye kullanma, görevi ihmal, keyfi davranış ve bilimsellikten uzaklaşma gibi ekonomik alanda büyük sonuçları olan kötü yönetim hataları giderilecek, paranın değeri korunacak, ekonomide öngörülebilirlik artacak ve istikrarlı yönetim, istikrarlı ekonomi ve sürdürülebilir refah artışı sağlanacaktır. İşte bu sebeplerle Adalet Yüksek Mahkemesi kurulması, ülkemizde hukukun üstünlüğünü ve sürdürülebilir refah artışı sağlamak için atılması gereken en stratejik adımlardan birisidir.