İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu aleyhine başlattığı, diğer illerdeki CHP'li belediyelere ve başkanlarına da genişletilen soruşturmalar ve bunlara karşı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “İktidara mensup belediyeler soruşturulmuyor” mealindeki “Sadece CHP’liler soruşturuluyor” savunması, Türkiye'nin en temel yapısal sorunlarının yolsuzluk ve yargı ile hukukun üstünlüğünün aksaması, iktidara gelen siyasetçi ve yönetici kesimin hukuka üstün olması sorunları olduğunu gösteriyor. Bu da siyasi ortama yolsuzluk için siyaset yapanların hâkim olmasıyla sonuçlanıyor. Nitekim siyasal ve sosyal eğilimleri analiz etmesi ile bilinen araştırmacı-yazar Bekir Ağırdır, “Geldiğimiz yer, fırsat buldukça yolsuzluk yapanlar değil, yolsuzluk için siyaset yapanlara teslim olmuş bir siyasi ortamdır” demiş.

****

Siyasetçiler arasından seçilerek iktidara gelenler ile emirleri altındaki kamu görevlilerine tanınan yetkilerin gayrimeşru menfaat elde etmek için kötüye kullanılması asla kabul edilemez. Fakat maalesef, 2018 yılındaki imar barışı uygulaması, o tarihe kadar -tahmini bir hesapla- imar aykırılıkları yoluyla yılda 10-15 milyar dolar değerinde gayrimeşru rant üretilmiş olacağını göstermiştir. Nitekim Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin (Transparency International) 2025 yılı yolsuzluk algı endeksinde Türkiye, 100 üzerinden 31 puanla, 182 ülke arasında 124'üncü sıradadır. Dünya Bankası'nın “Rüşvetin Denetlenmesi (Control of Corruption)” çalışmasında da Türkiye, -2,5 ila +2,5 aralığındaki -0,56 puan ile dünyanın üçte ikisinden daha geridedir.

Yolsuzluk suçları, doğası gereği kamu yetkisi kullanan siyasetçilerin veya emirlerindeki kamu görevlilerinin gayrimeşru menfaat temin ettiği suçlardır. İşlenmesi oldukça kolay, fakat önlenmesi de kanıtlanması da imkânsız derecede zordur. Bu suçların işlenmesi veya işlenmesine sessiz kalınması, çoğu zaman siyasî nedenledir. İdaresi yürütmeye bağımlı yargının, iktidarın yolsuzluklarını soruşturmaya çekingen, muhalefet yolsuzluklarını soruşturmaya ise istekli olması doğaldır. Kendisine bağlı CHP’li Kuşadası Belediye Başkanı’nın tutuklanmış iken, seçimi kazandığı CHP’den AK Parti’ye geçmiş olan Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı’nın serbest olması bunu ortaya koyar.

****

Bir hukuk devletinde, toplumda -özellikle iktidar ve muhalefet arasında- tarafsız bir hakem olması gereken yargının, aynı durumdaki şüpheliler arasında seçim yaparak kanunları tercihli uygulaması kabul edilemez. Devasa devlet gücünü kullanan iktidarları hukuk ile sınırlaması gereken yargının siyasal bir alet haline getirilmesi de, yasal süreçleri muhalefeti bastırmak için kullanması da siyasi rekabetin kısıtlanması ve bunun için muhalefetin yargı yoluyla bastırması da kabul edilemez. Üstelik böyle bir durum hem ülkemiz hem de genç ve gelişmekte olan demokrasimiz için hayati sonuçları olabilecek tehlikeli bir durumdur. Bu durum, muhalefeti sözde ve göstermelik hale getirip, halkın iktidarı değiştirme iradesinin elinden alınmasına, geliştirilmeye muhtaç cumhurbaşkanlığı sisteminin seçimlerin göstermelik olduğu monarşik bir yönetime dönüşmesine neden olabilir. Bu da cumhuriyetimizin 100 yıllık dönemde elde ettiği kazanımların kaybı manasına gelir.

AK Parti’nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaseten karşısına çıkan veya çıkma ihtimali olanları, elindeki tüm imkanlarla ve en zayıf yerlerinden tutarak alt etmek istemesi, -siyasî rekabetin yok edilmesi doğru olmasa da- bir nebze anlaşılabilir. Fakat ana muhalefet partisi CHP’nin bu temel konularda köklü çözümler üreterek siyaseten ciddi rekabet geliştirmesi, geliştireceği alternatif çözümlerle iktidarı zorlayarak geliştirmesi gerekir. CHP’nin en başta yolsuzlukla topyekûn mücadele ve yargı sorununa köklü çözümler geliştirmesi, kamuoyunu bunlara ikna etmesi, siyasetini Erdoğan’ın yerini alma isteğinden daha ileriye götürmesi gerekir.