Temmuz’un bunaltan sıcak, ağır günlerini yaşıyoruz! Hele benim gibi sıcakta “teni ince, yüzü, sırtı ter içinde” biriyseniz, Temmuz’u, Ağustos’u daha zor geçirirsiniz.

“Küşüm Çınlaması” (2011, Neziher Y.) kitabımda da yer alan şiirimi anımsıyorum:

Yaz beni tutar bedenim isilik ve tuz

Kehribar bir akrep gibi temmuz

Kudurur gömleğimin yakasında

Terim mendilimde huysuz

Ah bir geceye varsam, göğü kucaklasam, rüzgârın serinliğini yakalasam balkonumdan diyorum. Oturduğum sitenin ağaç dallarında kıpırdanma başlayınca, yapraklardan ince serin sesler gelince biraz rahatlıyorum.

Göğe bakıyorum; gökyüzü yıldız şenliği. Turgut Uyar’ın “Göğe Bakma Durağı”ndaymışım gibi duyumsuyorum kendimi.

Kitaplığımdan 1959’da basılmış “Dünyanın En Güzel Arabistanı” kitabını buluyorum. Hem göğe bakıyorum hem kitabın sayfalarına dokunuyorum.

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya

(…)

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat

Durma göğe bakalım

Sular yurdu kasabam Oğuzeli geliyor aklıma; kerpiç kokulu evimizin livan’ını, açık havada uyuduğum yer yatağını anımsıyorum. Yıldızlarını saymaya çalıştığım gökyüzü sonsuzluğunun çocuk coşkusunu özlediğimin ayrımına varıyorum.

Yazılarını ilgiyle izlediğim eleştirmen, yönetmen, yazar Vecdi Sayar 9 Eylül Gazetemizde Temmuz yitiklerinden söz etmişti (4 Temmuz 2019). “Ne Temmuzmuş be!.. 2 Temmuz 1993’de Madımak Oteli’nde yakılan Asım Bezirci, Behçet Aysan, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Uğur Kaynar, Metin Altıok… 6 Temmuz’da Aziz Nesin, 7 Temmuz’da Rıfat Ilgaz, 8 Temmuz’da Güngör Dilmen, 9 Temmuz’da Vedat Günyol, Orhan Hançerlioğlu, 10 Temmuz’da Cevdet Kudret, 11 Temmuz’da Bedrettin Cömert, 12 Temmuz’da Ece Ayhan, 14 Temmuz’da Bilge Karasu… Liste uzayıp gidiyor, Temmuz sonuna dek: Refik Halit Karay, Musahipzade Celal, Ahmet Kutsi Tecer, Suat Derviş, Fethi Naci, İsmet Küntay, Nezihe Araz, Demirtaş Ceyhun, Zeyyat Selimoğlu, Duygu Asena…”

Ben buna 3 Temmuz 2011’de yitirdiğimiz İda’nın coşkulu şairi Ahmet Uysal’ı eklemeden geçebilir miyim?

Sahi bu Temmuz da az hin değil hani! Geçtiğimiz hafta günümüz şiirinin genç bir sesini, dil ustasını, aykırı duruşlu şairi küçük İskender’i sonsuzluğun gizine uçuverdi! Sanal ortamda ne çok paylaşımlar vardı, ne çok yazılar, fotoğraflar, övgüler…

Yaşarken de yazına, sanata, bilime, aydınlanmaya emek verenlerin değerine varsak… Kırmadan, örselemeden, yaşam biçimlerine saygı göstererek… Onu yine kendi dizeleriyle uğurlayarak.

inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! / ölüm inananlar için sessizce / kara kaplı kitaplardan çıkartılacak.. / göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! / artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz / bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!

Işıklar içinde uyusun.

Biz yine göğün derinliğine bakalım; aydınlığa, özgürlüğe, geleceğe, umuda, sevgiye, aşka, barışa, şiire…