Gençlerden büyüklerine mesaj: Yeter artık dünyamızı kirletmeyin

Geçtiğimiz gün İzmir Işıkkent Anadolu Lisesi öğrencilerinden aldığım yazılardan ortaya çıkan başlık bu oldu. Gençlere, Atatürk’ün yeşile, ağaca ve doğaya ne kadar değer verdiğini ve dünyanın, ülkemizin küresel ısınma nedeniyle yaşadığı sıkıntıları anlattım

Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” dediği gibi ben de uzun yıllardır yazdığım çevre yazılarında gençlerin çevreye, doğaya daha duyarlı olduğunu yazıyorum. Hatta bir önceki yazımda İzmir Atatürk Lisesi’nden Gökçe Şengülen ve Bensu Çatalçam’ın yaptığı araştırma sonucunda Marmara Denizi’nde oluşan müsilaj (deniz salyası) sorununun deniz patlıcanı ile yok edileceğini ortaya çıkardıklarını yazdım. Bensu ve Gökçe projeleriyle TÜBİTAK 2204D Lise Öğrencileri İklim Değişikliği Araştırma Projeleri Yarışması’nda Türkiye ikincisi oldu. Atatürk’ün 1927 yılında yazdığı Nutuk kitabında yer verdiği Gençliğe Hitabesi ve “Bütün ümidim gençliktedir” sözleri boşuna değil. Atatürk öngörüsü ne kadar yüksek bir insanmış, 95 yıl önce ümidinin gençlikte olduğunu söylemiş. İzmir Işıkkent Anadolu Lisesi’nde “Atatürk ve Gençlik” başlığı altında bir konuşma yapmam teklif edilince hemen kabul ettim. Bugünkü gençler anlatılanları daha çabuk anlayıp hayata geçiriyor.

KÜRESEL ISINMA VE KARBON AYAK İZİ

Konuşmam da Atatürk’ün askeri dehası, devlet adamlığı, çağdaş bir lider olma özelliğinden çok daha az bilinen yeşile, ağaca, doğaya olan düşkünlüğünü ve ülkesinin çorak topraklarını, dağlarını nasıl ağaçlandırdığı anlattım. Küresel ısınmanın çok ciddi boyutlara ulaştığını, bunun sebebi olarak dünyanın yağış alan bölgelerinde aşırı yağışlarla sel felaketleri, kurak bölgelerde ise büyük kuraklıklar yaşanarak, bitkiler ve yaban hayatında büyük kayıplar yaşandığını belirttim, “Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesinde çevre, insan yaşamının en önemli unsurlarından biridir. Üzerinde yaşadığımız gezegende gelişmelere baktığımızda 21’nci yüzyılın en önemli konusunun çevre olacağı çok açık ve net” dedim.

BİLİM İNSANLARI UYARIYOR

Sözlerime şöyle devam ettim: “Çünkü bilim insanları, 'İklimlerdeki değişim çok tehlikeli', 'Karbon gazının neden olduğu küresel ısınma acilen durdurulmalı', 'Denizlerdeki kirlilik kitlesel ölümlere neden olacak', 'Büyük orman yangınları yağmurları önleyecek', 'Ekolojik tarım yok oluyor' gibi uyarıları sık sık yapıyorlar. Gerçekten de dünyadaki aşırı nüfus artışı, sanayileşme ve bazı insanların zenginleşme ve lüks yaşam hırsı gezegenin dengesini alt üst etti. Daha çok geç kalmadan bir şeyler yapabiliriz. Bu konuda siz gençlere çok büyük görev düşüyor. En başta ormanlarımızı arttırmalıyız, temiz suyu dikkatli kullanmalıyız. Aşırı ve gereksiz tüketimden uzak durup atıkların geri kazanım konusunda bilinçlenmeliyiz.”

Konuşmamla ilgili düşüncelerini yazmak isteyenlerin yazılarına köşemde yer vereceğimi söylemiştim. Beklentimin üzerinde e-mailime yazı geldi. Aslında hepsine yer vermek isterdim ancak bu yazımda olmasa da diğer yazılarımda zaman zaman kullanacağım. Bu kez Ayşe Kurt ve Toygu Ökçün’un yazılarını özünü kaybetmeden biraz kısaltarak kullandım.

KİMSE BİZLERİ DÜŞÜNMÜYOR

Özel Işıkkent Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencisi Ayşe Kurt: Gezegenimiz dünyanın durumu tek kelimeyle berbat, avuçlarımızın arasından kayıp gidiyor. Biz insanlar ne yapıyoruz? Hele de şu gözleri dönmüş halde para peşinde koşan devletlerimiz? Tüm insanlığın geleceği yerine kendi refahlarını düşünerek, vicdanlarında zerre sızı duymadan yaşayıp gidiyorlar. Gündemde olan büyük problemimiz iklim krizini falan umursadıkları yok. Halbuki, dünyanın her yerinden çözümlerle geliyor insanlar. Kimileri bu çözümleri hiç takmıyor bile. Birazcık olsun üstünde düşünmeye zahmet edip, o çok değerli vakitlerinden (!) ayıranlar ise ilk olarak onlara fazladan para kazandırıp kazandırmayacağına bakıyorlar. Bir de şu uzayda yaşam arayıp, 'Başka bir gezegende yaşam bulduğumuz da tüm problemlerimiz çözülecek, orada, bize yaşam sunan yeni dünyamızda mutlu mesut yaşayacağız' diyenler var tabii. Başka bir gezegene gidip de ne yapacağız? Orayı da mı mahvedelim? Bize altın tepside sunulmuş, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan yuvamızı bile koruyamıyoruz biz. Bu bir çözüm değil. Asıl çözüm biz insanlarız. Biliyorum, iyi bir dünya bırakılmadı bize. Yıpranmış, insanlardan tiksinmiş bir dünya bu karşımızdaki. Ama umudumuzu kesemeyiz. Yapmamız gereken tek şey, 'Tek kişi ne fark yaratacak ki?' diye düşünmeyip, elimizden geleni ardımıza koymamak. Burası bizim yuvamız. Ve kendi kendimizi yuvamızı terk etmek zorunda bırakmak, bir başkasının bizi kovmasından ve diğer her şeyden çok daha aşağılayıcı ve kabul edilemez!

SÖZ; CUMHURİYETİ YAŞATACAĞIZ

Özel Işıkkent Anadolu Lisesi 10. sınıf öğrencisi Toygu Ökçün: Bize olan armağanların, gerçekleştirdiğin devrimlerinin ve sözün özü bağımsız, laik ve tarihte Göktürk devletinin ardından 'Türk' adını taşıyan ikinci Türk devleti olan bu şanlı Türk Devleti’nin varisi, muhafızı olacağımıza; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ömrünü ebediyete malik kılmak uğruna sahip olduğumuz veyahut henüz olmadığımız her bir şeyi feda edebileceğimize, kat-i suretle senin yolundan sapmayacağımıza; and içerim. Seni, şeklen kalplerimizde yaşatmaktan çok, zihinlerimizde mefkure, ülkü ve andımız olarak bulunduracağımıza söz veriyorum. Çetin yolların, yufka yüreklerle yürünemeyeceğini, ithal fikirlerle kutlu yolun peşinden, kudretli idealin izinden gidilemeyeceğini biliyoruz. Farkındayız ki bayram, özel günler ve edebi yazıtlarda söze, dile getirdiğimiz çevremizi harekete geçirecek nitelikteki sözlerimizin eyleme dökülmesi çok daha kıymetlidir. Noktalarken; Varlığımız yüce Türk varlığına armağan olsun! Ne mutlu, Türk’üm diyene!

OKUYUCU MEKTUBU…

Yakında Karaburun mis gibi sakız kokacak

Çevre Yaşam köşesinin yakın takipçilerinden emekli öğretmen Engin Ülengin fotoğraflarla birlikte ekteki yazıyı göndermiş: “Ahmet Aydın Bey yazılarınızı yakından takip ediyorum. Atatürk’ün Manevi kızı Afet İnan’a (Ben iyi olayım orman kenarına gidelim) yazınızdan çok etkilenmiştim. Hatta haftanın sözü bölümünde Atatürk’ün toprakları çorak Diyarbakır’da at üzerinde gezerken Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü’ye (Çabuk bana yeni bir din bul. Bir din ki ibadeti ağaç dikmek olsun” ilk kez duydum. Ne kadar anlamlı bir söz. Ben de bir öğretmen emeklisi olarak Karaburun Balıklıova Ildırı bölgesine üç bin sakız ağacı dikilmesine önayak oldum. 4 yıl önce Yunanistan’ın Sakız adasına gezmeye gittik. Adada neredeyse her yerde sakız çarşılarını görünce çok etkilendim ve araştırıp öğrendiğimde sakız ağaçlarının Karaburun Kazak Köyü’nden götürülmüş. Rumlar mübadele zamanı sakız ağacı fidanlarını kökleyip götürmüşler. Kalanları da oranın köylüsü et pişirirken mis gibi kokuyor diye yakmışlar. Altın gibi değerli olan damla sakız ağacının Karaburun’da tekrar canlandırılması ve ekonomiye kazandırılması için çalışmalar başlattım, bir proje hazırladım ve ekip kurdum. Çeşitli mekanlarda seminerler düzenleyip Karaburun halkını bilinçlendirdim. İzmir Orman Müdürlüğü’ne sunduğum proje kabul edildi ve 4 yıl önce yazlık evlerin bahçeleri dahil Ildırı mevkiine 5 bin sakız ağacı dikildi. Dilerim bu çalışmam diğer insanlara da örnek olur.

HAFTANIN SÖZÜ

Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünüyor da kimse kendini değiştirmeyi düşünmüyor.” Tolstoy

YORUM EKLE

banner101

banner100