Bir ülkenin gelişmişlik ölçütleri nelerdir? Kişi başına düşen milli gelir, sağlık ve eğitime dair göstergeler (okullaşma oranı, kişi başına düşen doktor sayısı, vb), yoksulluk, işsizlik, bölgesel eşitsizlik, uzun ve sağlıklı yaşam, bilgi edinme ve dağıtma, siyasi özgürlük, garanti altına alınmış insan hakları diye liste uzayıp gidiyor. İşin uzmanları, bu ana başlıkların birçok alt başlığı kapsadığını ve sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için hiçbirinin ihmal edilemeyeceğini özellikle vurguluyor. Öte yandan bilim ve teknoloji sayesinde ortaya çıkan yepyeni alanlar ve kavramlar, gelişmişlik ölçütleri listesini her gün biraz daha genişletiyor. Bir de işin, her ölçütün bir başka ölçüt için vazgeçilemez öneme ve değere sahip olduğu, birbirini belirlediği sorunu var ki, gerçeğin karşısında vatan millet nutuklarının, “ver mehteri” şişirmelerinin rolü, saçmalamaktan ve sorunu daha da derinleştirmekten öteye geçemiyor.
Gelişmişliğin elbette son model arabaya, en son çıkan cep telefonuna ya da televizyona sahip olmakla bir ilgisi yok. Onları üreten ve sana pazarlayan ülkeler gelişmiş sayılırken, sen arka cama koyduğun orlon karpuz dilimleriyle ya da camına yazdığın abuk sabuk yazılarla aidiyet kurduğunu sanıyorsun mesela. Gelişmişlik liginde “elin gâvuru” siber ölçütlere geçmişken, sen hala “okurluk yazarlık oranı” gibi utanç verici ölçütlerle tutunmaya çalışıyorsun mesela. Üç yanın denizden, toprağın gölden nehirden geçilmiyor ama bir tek yüzücü çıkaramıyorsun mesela. Yerli ve milli olmak elbette evrenselliğin birinci özetidir, yeter ki faşizme ve yobazlığa gerekçe olmasın ama “yerçekimi kanunu kaldırılacakmış, ne dersin?” sorusuna, on kişiden altısı “Devletimiz, hükümetimiz ne yaparsa iyi yapar” yanıt veriyorsa, iş tehlikeli hal almaya başlıyor mesela.
Gelişmişlikle ne afra tafranın, ne şaşaa gösterilerinin ne de bunu değerlendirecek ölçütlere efelenmenin bir ilgisi var. Dahası, gelişmişlik sanıldığı gibi “imaj”la değil, gündelik hayata yansıyan insan davranışlarıyla doğrudan orantılı. Başta resmi ve hadiseyi takiple mesullerin ve maaşlarını bu yüzden alanların kullandıkları olmak üzere, bir kavşakta durup sayın bakın bakalım, kaç araç “dönüş sinyali” veriyor? Buyur sana, senin için basit ama gelişmişlik adına çok önemli bir mesela daha. Cehaletin cesareti “Ben de 200 yıldır Şopen dinlemekten sıkıldım” diyerek, ölçüt mölçüt bırakmazken, gelişmişlik adına yurttaşlarının bir yılda kaç kez tiyatroya, baleye gittiğini, bir yılda kaç kitap okuduğunu sormak bile anlamını yitirmiyor mu mesela? Bunlar işin, entelektüel kaygı faslından kanıksanmış sızlanmaları mı diyorsun? Halt ediyorsun ya, madem öyle daha “gerçekçi” olmaya çalışalım. Gelişmişlik dediğinde, insanlık sana çocuk işçi oranını, çocuk evlilik oranını, kadına şiddet oranını soruyor mesela. Bu kadar da kalmıyor kahrolası gelişmişlik. Bu kepazeliklere karşı tepkinin, devletin bunlara dair aldığı önlemlerin karşılığının, bütün bu skandallara karşı necip kamuoyundaki algı düzeyinin peşine düşüyor.
Gelişmişliği, olaylar, olgular, kavramlar ve gelişmeler karşısında algı ve duyarlık kat sayısına göre değerlendiriyor insanlık. Demokrasi bilincinle, yurttaşların her türlü örgütlenmeyle devlet mekanizmasını, onu yönetmek iddiasıyla gelen hükümetleri kontrol iradenle, seni tartıya çıkartıyor gelişmişlik. Kaçış yok, bunlarla ölçülüyor endamın. Sen istediğin kadar bin manipülasyondan, milyon algı operasyondan medet um. Önüne koyuveriyor basının, sanatın, bilimin, eğitimin, hukukun, insan haklarının, kentlerinin, tarımının, sporunun, velhasıl insanlığın at oynattığı hayatın her alanındaki encamını.
Ve umurunda olmuyor, “Ben 650 küsur yıl bir ailenin egemenliğinde yaşadım. O yüzden eksiktir, güdüktür, hazindir, lakin benim yurttaşlık, kamu, toplum algım işte bu kalibrededir” sızlanman. Ama inan, gelişmişlik bu farkındalığı bile önemseyip, senden yana umut devşiriyor.
İnsanlık, “Türkiye Cumhuriyeti mucizesi”ni, işte tam da bunun için selamlamıştı, biliyor musun?