“…

Gelişin ne zamandı diyesim bir aşk vakti

Korsan şarkılar yüzünü şarapla yıkarken

Güneş mi doğacaktı neredeydi akdeniz

Tuzunda ömrümüzün kavrulacağı su

…”

Usta şair-yazar Tuğrul Keskin’in, “Yunus Nadi Şiir Ödülünü” kazanmasına sebep “Zifir” adlı kitabından, “Akdenizli Hena İçin Ayrılık Şiirleri” bölümünden dizeler ile merhaba diyorum bu yazımda sizlere…

Şairin kavuşmayı umduğu bir aşk vakti, elbet ki en güzeli de, o tuzlu suya yani Akdeniz’e yakın ve belki de kıyısında, aşkın gelişiyle yaşanacak aşk vakti… Eh, Akdeniz bu; insanın yoksa bile âşık olası gelir havasında… Yetmez, zorla âşık eder Akdeniz iklimi kişiyi; hem kendisine, hem nefeslendiği coğrafyasına, hem de barındırdıklarına…

O Akdeniz ki; sadece şiirlere değil, şarkılara da ilham kaynağı olmuş ve maviliklerin vurduğu sarı kumsallarında binlerce aşığın nazını da, kahrını da çekmeyi bilmiştir. Ve büyük ustalıkla…

Evet, Akdeniz; dünyanın en büyük iç denizi olmasının yanında, yurdumuzun da hatırı sayılacak uzunlukta kıyısının olduğu mavilikler ülkesi... Ve gerçekten tuzlu sıfatını hak edecek kadar da tuzludur; ortalama tuz oranı yüzde üç civarında hesaplanmıştır. Ancak, Antalya-Beyrut-İskenderiye-Girit aralığındaki tuz oranının yüzde dördü gördüğü söylenir.

Peki, neden adı Akdeniz; eski Türklerde yönlere verilen renkler incelendiğinde, kuzeyin siyah, batının beyaz, güneyin kırmızı ve doğunun da mavi ile betimlendiği görülür. Günümüz Lübnan’ından, batıya doğru, ta Cebelitarık Boğazı’na kadar uzanan derya, Akdeniz değil midir? Aynı şekilde kuzeyimize Karadeniz, güneyde kalana da Kızıldeniz demişiz.

Ancak, bazılarının dillendirdiği gibi, uluslararası adı “whitesea” değildir elbet!

Yabancılar “Mediterranean Sea” şeklinde ünlenirler Akdeniz’den bahsederken; orta karanın denizi, orta yerdeki deniz manasında…

Ve elbet ki, bu koca deryaya kıyısı olan tek ülke de biz değiliz; Türkiye’mizin dışında, irili ufaklı yirmi beş ülke daha var Akdeniz’i gören…

Sporseverleri, son günlerde epeyce meşgul eden ve özellikle de bizlere, kazandıkları madalyalarla büyük gururlar yaşatan sporcularımızın mücadele ettikleri 19. Akdeniz Oyunları, bir Akdeniz ülkesi olan Cezayir’de başladı. Ülkenin Oran kentinde 25 Haziran günü start alan oyunlara, yirmi altı farklı ülkeden 3390 sporcu, yirmi dört farklı branşta katılarak boy gösteriyor. Biz de Türkiye olarak, yirmi farklı branşta 324 sporcu ile İtalya’nın ardından, en fazla sporcu ile katılan ülke durumundayız.

İlki 1951 yılında, Mısır’ın İskenderiye kentinde düzenlenen oyunlara, biz de ülke olarak iki kez ev sahipliği yaptık. Biri 1971 yılındaki İzmir, diğeri de 2013 yılındaki Mersin… İzmirliler iyi bileceklerdir; Halkapınar mevkiine devasa boyutlarda inşa edilen Atatürk Stadı, 1971 Akdeniz Oyunları nedeniyle yapılarak, İzmirli spor camiasının kullanımına sunulmuştur. 2013 Mersin ise, o yılki oyunlara ev sahipliğini üstlenecek olan Yunanistan’ın, ekonomik sıkıntılarını sebep göstererek vazgeçmesi ile ülkemize alınmış ve başarıyla icra edilmiştir. Bundan sonraki, yani 2026 yılındaki Akdeniz Oyunları ise, İtalya’nın ev sahipliğinde Taranto şehrinde yapılacak. Elbet ki, dünyanın başına Covit ve benzeri başka bir hal gelmezse…

Ben bu yazıyı klavyemden tuşlarken, ülke olarak madalya sıralamasında; toplanan altın madalya sayısına göre birinci, toplam sayı sıralamasında ise İtalya’nın ardından ikinci sıradaydık. Özellikle jimnastikçilerimiz hem bireysel, hem de takım halinde bütün oyunlardan madalya çıkararak göğsümüzü kabarttılar. Ve elbet ki, madalyaya ulaşan ve oyunlarda ezilmeden mücadele eden tüm sporcularımız…

Akdeniz Oyunları, Temmuz’un 6’sında, kapanış seremonisi ile son bulacak. Ve umuyorum ki, sporcularımız alacakları başarılı sonuçlarla, bol sayıda madalya ile yurdumuza dönecekler.

Dipnot; “Hayatımda defalarca başarısız oldum ve bu yüzden başarılı oldum." Michael Jordan.