“Artık seslerini duyamadığı ama kalbinde konuşmaya devam eden, hayatının bir köşesinde izi olan, bir şeyler paylaştığı, kimisinin hafızasında bir gülüş bıraktığı, iyiliğini gördüğü” şimdi sonsuzluğa göç etmiş “kıymetlilerini”, 322 sayfayla anlatmaya çalışmış M.Osman Akbaşak…” Bir saygı duruşu’’ niteliğiyle yaklaşmış onların izlerine…

Yazar, “Anısı Güzel İnsanlar”da, “En Yakınlarım”, “Yakınlarım”, “Simge Grubu”, “Şantiye Anılarından”, “Musiki İnsanları”, “Beykozlular”, “Sarıyer Lisesi Öğretmenlerim”, “Üniversite Hocalarım”, “Muhabbet Dostları”, “Edebiyat Sanat İnsanları”, “Basın Emekçileri-Gazeteciler”, “Öğretmenler”, “Siyaset”, “Meslektaşlarım” başlıklarıyla Ali Rıza Ertan’ın ifadesiyle de; “Sevgi Notları” düşmüş bir anlamda...
Kitabı bakın neden yazmış Akbaşak Dostumuz?; “Zaman geçti. Sandalyeler, masalar boşaldı. Telefonlar sustu ama anılar…Anılar hiç gitmedi. Okuyacaklarınız sadece geçmişe ait öyküler değil, sevmenin, anımsamanın ve vefanın öyküleri. İnsan ne zaman gerçekten ölür biliyor musunuz? Adı son kez anıldığında…
'O son hiç gelmesin' diye yazdım…”
M.Osman Akbaşak’ın Kalbinde Yer Edinmiş
137 İnsan’ı Anlattığı “Bir Saygı Duruşu” Son Kitabı;
“ANISI GÜZEL İNSANLAR”

Boyu kadar kitap yazmış Dünya çapındaki Mizah Devimiz Aziz Nesin’in “portre anı biyografi” türü bir kitabıdır “Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim”.
2006’da oğlu Ali Nesin tarafından derlenmiştir. Sait Faik’ten, Yaşar Kemâl’den Attilâ İlhan’a, Yusuf Ziya Ortaç’tan Yannis Ritsos’a, Çetin Altan’dan Cahit Külebi’ye, Ruhi Su’ya, Uğur Mumcu’ya, Theodorakis’ten, Cemal Süreyâ’dan Orhan Kemâl’e, Yılmaz Güney’den Müjdat Gezen’e kadar isimlerle olan hatıralarına, tespitlerine yer vermiştir Aziz Nesin.
Sunuşu da şöyledir; “Ölen için yazmanın daha bir rahatlığı var açıkçası. Bunu söylemek zorundayım. Ama şunu da eklemek isterim ki, öldükten sonra yazdıklarımı, sağlıklarında yazamazdım, yüzlerine söyleyemezdim anlamına gelmez, ki yazdıklarımın pek çoğunu ve ağırını yüzlerine de söylemişimdir. Ama ben bu insanları hemen hemen hepsi diyebileceğim kertede çoğunu seviyordum, çok seviyordum. Sevdiğim insanların sevmediğim ve bana olumsuz gelen yanlarını, ölümlerinden sonra (bir bakıma arkalarından) yazmak, hem kolay değil hem güzel değil. İşte ben hem kolay, hem güzel olmayan bu işi yapıyorum bu kitabımda. Peki neden? Başka türlüsünü yapamam, elimden gelmez de ondan(...) Her neyse, onu yazacağım. Bir de, yaşamakta olan yakınları var. Yazan elimi oldukça tutan (tek tutan) budur. Onları incitmek, beni de incitir. Çünkü yakınları, ünlü ve değerli ölülerinin eleştirilmesine, olumsuz yanlarının belirlenmesine hiç dayanamazlar, ki onlara hak vermemek elde değildir.
-YAZARIN İŞİ; İNSANI VERMEK-
Aziz Nesin devam eder; “Ben yazar olarak birlikte yaşayıp birlikte öldüklerimin kişiliklerini ortaya koyacağım. Ve bunu yapmakla da yaptıklarının, yapıp ettiklerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağım.
Romancı, öykücü ve oyun yazarı olarak, bir yazarın işi budur: İnsanı vermek.
İnsanı vermek, her yanıyla ‘insanın kişiliğini vermek’ demektir.
Dileyenler, yazacaklar çıkarsa beni de böyle yazmalarını isterim.
Böyle isterim derken, benim yaşamımda olumsuzluklar, kötü yanlar yoktur diye meydan okuyor değilim. Vardır. Onlar da yazılsın…”

-TANIDIKLARI YAZMAK-
Bence de zor iştir anı, portre yazmak. Tanıdıkları yazmak zordur.
Sevdiğiniz ve değer kıymet verdiğiniz kişileri yazarken kırmamaya özen göstermek, incitmemek kolay değildir.
Öyle ya, yaşamın akışı içinde yaşayıp gitmiş/ giden değişik meslek ve kesimlerden adeta cımbızla çekilmiş özel kişilikleri, değerleri albüme dönüştürmek; zordur.
Çetin Altan bir yazısında şöyle yazmıştır:
“Elbette ki Dünya sadece ne gündem kahramanlarınındır, ne de adları manşetlerle afiş ve kitapçı vitrininde dolaşanların…
Bu Dünya’nın kuytu labirentlerinde de milyonlar, hatta milyarlar kendi öykülerini kendilerinde dokuya dokuya geçip giderler…”
Kısaca; hayattan bize kalanlar, anıya dönüşebilenlerdir…
-SEKİZİNCİ KİTAP-
SİMGE’nin hazırladığı “Şantiye Öyküleri”, “Mühendisçe Sanat”, “Yaza Çize” adlı ortak kitaplarda öykü ve denemeleriyle yer alan M.Osman Akbaşak Dostumuz, “Milli Mücadele’de Beykoz” üçlemesi olarak da adlandırdığı “Ağababa”, “Şafak Baskını” ve “Güneşe Doğru” romanlarını yazdı. Kırk yılı aşkın bir süredir yaşadığı İzmir için kaleme aldığı “Arkeopark İzmir’den Düş Yolculukları” üçlemesinden 2016’da “8500” ve 2018’de “Aristonikos- Güneşe Çağrı” romanlarını yazdı. Üçüncü kitap, yazılacağı günü bekliyor.
2020’de de Kıbrıs’ta barış olsun diye “Barışın Renkleri” romanını, 2022’de de “kuraklık ve kuruyan göller” konulu “Sular Çekilirken” romanını kaleme aldı.
Akbaşak’ın uzun ve soluklu çalışmasının ürünü sekizinci ve son kitabı; “Anısı Güzel İnsanlar” , “Mask Yayınları” etiketiyle raflarda yerini aldı. 322 sayfalık kitap, yazarın kendi ifadesiyle “artık seslerini duymasa da kalbinde konuşmaya devam eden” insanları anlatıyor.

-NEDEN BÖYLE BİR KİTAP?-
Sevgili Osman “Beni Ben Yapan” dediği “insanlar”ı bakın neden yazmış? Noktasına, virgülüne dokunmadan; “Yaşam bir döngüden ibaret… Doğuyoruz, yaşıyoruz ve ölüyoruz. Bana 'öldü' demek çok basit bir kavram gibi geliyor. Ölünce her şey bitmiyor ki. Birikmiş onca deneyim, birlikte yaşanmış onca anı hepsi duruyor bir yerlerde, çoğu zaman belleğimizde. Bazen yazılarda, kitaplarda, öykülerde…
Bazen bir müzik anımsatır gidenleri, bazen bir sokağın köşesi. Bazen de bir kez yaşanıp belki de bir daha karşılaşılamayacak mekânların anıları. Anlar vardır belleğimizde yer eden fotoğraf karesi gibi, önünde arkasında başka hiçbir iz yoktur da o bir kare yaşam boyu aklımızdan çıkmaz. İşte an gelir o fotoğraf karesi peşinden bir yaşamı sürükler.
O karelerden yola çıktım, neler getireceğini, beni nerelere götüreceğinin hesabını yapmadan. Çoğu zaman birbirlerinin izlerini sürdüler, kendilerine yeni yollar açtılar. Ben sadece o izlerin peşinden gittim.
Aramızdan ayrılan dostlarımız için kolay kolay ‘rahmetli’ demem, sevmem bu sözcüğü… Yıllar önce Yunus Bekir Yurdakul dostumdan ‘Anısı güzel’ sözcüğünü duymuştum. Nasıl da hoşuma gitmişti. Sormuştum o günlerde ‘Senin mi bu söz?’ diye ‘Hayır’ demişti. ‘Ragıp Gelencik’ adıyla yazan Öner Ünalan ilk kez ‘Dil Günlüğü’nde kullanmış ‘Rahmetli, merhum’ yerine…
Sonra kimin söylediği, kimden duyulduğu unutulmuş anonimleşmiş ama hakkını vermek gerekli, ‘Anısı güzel’ sözcüğü Öner Ünalan’a ait…
O günden sonra ben de kullanmaya başladım ve bu kitapta çokça kullanıyorum.
İnsanlar nasıl unutulur? Herhalde ardından kimse anmazsa, adını bir yerlerde geçirmezse yavaş yavaş silinir, yavaş yavaş da unutulur. Bununla ilgili çok söz/ tümce okudum. Bunlar beni çok etkiledi.
-Bir insan onu hatırlayan son kişi öldüğünde ölür.
-Öldüğünde doğmadan önce neysen o olacaksın. Ve adını hatırlayan son kişi öldüğünde hiç
doğmamış olacaksın.”
-Seni tanıyanlar yaşadıkça sen de yaşayacaksın. Hiçbiri kalmayınca da öleceksin.
-Adını bilen ne çok kişi olursa o denli geç ölürsün…
-Bizi tanıyan her insanın dünyadan çekilmesiyle biraz daha azalıyormuşuz.
İstedim ki benim anılarımda yaşamaya devam eden insanlar, dostlarım, arkadaşlarım, yakınlarım benim unutmadığım gibi başkalarının da belleğinde yer bulsun. Bu kitap böyle ortaya çıktı.
Sevgili okurlarım, bu kitabı okurken isimlerin bir kısmı tanıdık gelecek ama bir kısmını hiç duymamış olacaklar. Olsun varsın, duymadıklarını yerine göre öykü gibi, yerine göre masal gibi okusunlar. Onlar bir zamanlar yaşadılar. Bu dünyada iz bıraktılar. En azından benimle bir şeyler paylaştılar. Ben de okurlarımla bir kez daha birlikte yaşamak istedim. Siz de onların yaşadıklarını bilin, bıraktıkları izleri kısacık da olsa görün istedim.
Bir de bu isimlerin hepsi, en azından bir ‘merhabam’ olan insanlar. Birkaç kişi dışında eli elime dokunmayan, gözü gözüme değmeyen hiç kimse yok bu kitapta, o kişilerden biriyle uzun uğraşılardan sonra telefonla sohbet ettim, diğeriyle de karşılaştım, konuşmadım ancak bende derin bir mesleki anı bıraktı. Uzaktan sadece anısı olan çok insan vardı ama onları almaya kalksaydım ansiklopedi gibi olurdu. Bazı dostlarıma çok az yer ayırabildim ama isimleri var. Anısı güzel insanları seveceğinize inanıyorum.”
-VEFA YOLCULUĞU –
Şair Yazar NKL’li-Namık Kemal Liseli Ağabeyim Ahmet Günbaş’ın kitaba dair yazısından bazı bölümleri de -izniyle- alıntılıyorum;
“Osman Akbaşak, bu kez ‘Anısı Güzel İnsanlar’ yapıtıyla çıktı okurun karşısına. Yaşar Kemâl’in sözünü ettiği ‘O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler’, içlenmesine koşut bir duyarlıkta çevresini saran insanlık ormanından bir seçki yaratmış kendince, ilişkilerine bağlı kalarak. Kitabın bir özelliği de anı değeri taşıyan insanların tümüyle aramızdan ayrılmış olması! Akbaşak, ‘bir saygı duruşu’ niteliğiyle yaklaşıyor onların izlerine(…)
Akbaşak, tümüyle vefa insanıdır. Oldukça yakın dururuz birbirimize. Onu İzmir çukurunda kime sorsanız, ‘vefakâr’ kimliğinden söz eder öncelikle. Sadece duyumsamak ve yazmaktan ibaret değildir ilgisi. Hemen hemen her türlü kültür ve sanat etkinliğinde gözü kulağı vardır(…) İçindekiler’den anlaşılacağı üzere, ‘Anısı Güzel İnsanlar’; kompartımanları dolu bir insanlık trenini andırır. Hatırı sayılır 137 bakışımlı yolcu vardır içinde. Trenin makinisti Akbaşak’tır kuşkusuz.
Tanımak ve altını çizmek, önemli olduğu kadar ince bir iştir. Hüseyin Yurttaş’ın, Onları Tanıdım (2014) adında doyumsuz bir anı kitabı vardır aynı eksende. Doya doya o kişilerin erdemli ışığında gezinir, onlardan kalanı inceden inceye gözden geçirirsiniz. Yani ölüm son değildir bu konuda. Sonsuzluğa karışanın ‘anı’ değeri varsa, oradan çok şey çıkar yaşama dair. Demem o ki, Akbaşak’ın yakınsayarak, dahası kalbî bir tutumla içtenliğine karıştırarak anlattığı yakın zaman dostları bir bir geçiyor gözlerimizin önümüzden bilinen hâlleriyle(...)
137 kişilik anma ritüeline henüz külleri soğumayan Köy Enstitüsü çıkışlı eğitimci-yazar Mevlüt Kaplan’ı da günü güne yapıtına dahil etmesi beni pek şaşırtmadı bu yüzden.
(…) Dostluk bahsinde yazarak bir albüm oluşturmak ve istenildiğinde o albümün sayfalarını özenle karıştırmak Akbaşak’ın en önemli özelliği olsa gerek. Bu bağlamda her sayfa bir pencere görevini görür. Kısaca ‘Anısı Güzel İnsanlar’ı merak ediyorsanız, herhangi bir pencerede konuşlanabilirsiniz hemen. Bakın bakalım, kimleri/neleri unutmuşsunuz kısa sürede? Sizi bilmem ama ben, 137 kişilik vefa trenine doğru uzun uzun el salladım hüzünle karışık!..”
-SON SÖZ YERİNE-
“Bir Anısı Güzel” Yaşâr Kemal, “Düşünceyi kalple çarptım, sevgi çıktı. Sevgiyi emekle topladım, vefa çıktı. Ekmeği vicdana böldüm, adalet çıktı. Sevgiyi, emeği, vicdanı, vefayı, adaletli topladım; insan çıktı!” der.
Murathan Mungan da ne güzel söyler; “Dünya’yı kaybıyla ıssızlaştıranlar, hatıralar ve emanetleriyle çoğaltırlar.”
İşte M.Osman Akbaşak da anılarıyla çoğalan güzel insanlarını -kendisine çok yakışan vefasıyla- bizimle paylaşmış.
İnsan, anıları olan yaratıktır, asla tükenmez insan…
“Dokunanı da, okuyanı da” çok ve güzel olsun “Anısı Güzel İnsanlar”ın...