Şiir dalında “Yeni Bütüncü Şiir” bildirisi ya da manifestosu. Tiyatro için Devlet Tiyatroları’nın “yeniden yapılanması” için harcanan çabalar sürecinde, bildiri ya da manifesto niteliği taşıyan sayısız yazı… Haydi, haklarını yemeyelim Dünya Şiir, Öykü, Tiyatro, Dans vb. günleri için yazılanların içinde, “manifesto” değeri taşıyan az sayıdaki bildiri… Başka? Yok.

Sanatın özü, sözü, yönelişi, işlevi, duruşu konusunda, “teklif, temenni, öngörü” ağırlığı taşıyan, meseleye düşünsel ve estetik öngörüler, rotalar, yollar, yöntemler sunan, bu bağlamdaki örgütlenmelerin muştusunu bildiren, en azından son 20-30 yıldır gözümüze değen, kulağımıza çarpan iki satır söz, üç tümcelik kelam işiten ya da okuyan var mı?

Oysa bireysel, toplumsal, bölgesel, ülkesel ve nihayet evrensel ya da küresel korkunç kıyımların, yabancılaşmaların yaşandığı, Neo Ortaçağ hortlakları ile emperyalizmin uşağı gerici faşist zombilerin hayatı cehenneme çevirdiği bir zaman diliminde sanat “söz ve duruş” göstermeyecek de ne zaman gösterecek? Kuşkusuz gösterecek ve korkarım bunu bize rağmen, hatta hedefine önce bizi koyarak yapacak. Tarih boyunca olduğu ve yaptığı gibi.

****

Sanatı “hayata düşünsel ve estetik müdahale etme eylemi” olarak tanımlayan ve gören herkes bilir ki, ekonomik, bilimsel, teknolojik ve toplumsal değişimlerin, dönüşümlerin, yenilerine karar vermelerin yoldaşı sanattır. Sanat bir yandan işaret fişekleri çakarak iyiye dair muştu, kötüye dair uyarı işlevi üstlenirken, bir yandan da bu değişimin dayattığı sanat algısı, biçimi, yöntemi konusunda kendi hikâyesini yazmıştır. Yeni sanat akımlarının, ekollerinin, yönelişlerinin, kopuşlarının, toplaşmalarının nedeni, bir önceki tümcemizin ikinci bölümünün gereğidir.

Yani sanat akımları, ekolleri ve bunlara dair öz-biçim manifestoları, yaşanan süreçlerin, toplumsal ve evrensel diyalektiğin gereğince yazılmıştır, ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle, biz bugün sanattaki bunca çeşitliliğe, yönelişe, farklılığa, çatışmaya, estetik ve düşünsel kopuşa ya da buluşmaya; hayatı ve sanatı aynı anda okuma, tanımlama ve konumlandırma yeteneği gösterenler sayesinde ulaştık.

****

Fecr-i Ati’den Hececiler’e, “Putları yıkıyoruz!” diyerek hayatı ve sanatı bambaşka meselelerle başbaşa bırakan Nazım Hikmet’ten İkinci Yenicilere… Bu işlerle “geç buldum, bari yitirmesem” misali buluşan bir ülkede, bunca arayış ve yöneliş nedendir acaba?

Bakınız, yalnızca edebiyattan, edebiyatın şiir cenahından minicik bir anımsatma yaptım. Tiyatrodan resime, müzikten sinemaya, heykelden operaya, “az zamanda çok işler” sayesinde geçirdiğimiz baş döndürücü yolculuk, “özentiler” kadar, bu işin anlatmaya çalıştığım yanlarını dert edinen yiğit öncülerimiz sayesindedir. Hepsine selam olsun. Onlar sanatsal açıdan çöl ikliminde anlaşılmazlık ve aşağılanma eziyetinden, bir aydın ve sanatçı olmanın bedelini kahredici biçimde ödemelere kadar, alayına direnerek bize şimdi bulunduğumuz yerleri armağan ettiler. Bunun için ürettikleri kavramsal, kuramsal, düşünsel değerdeki ürünlerle de, neyi neden yaptıklarını, yapılması gereğini anlattılar. Onların bu çabası olmasaydı, mesela üniversitelerimizin kütüphaneleri kupkuru kalırdı. Öyle ya, dışardan çeviri, adaptasyon, özenti, kopyala yapıştır ucuzluğu ve kolaycılığı, bir ülkenin sanatına neyi ne kadar kazandırabilirdi?

****

Lafı dağıtmak istemem ama bu toprakların on binlerce yıllık birikiminden bihaber yaşayanların, “Harput’ta Bir Amerikalı” gibi saçmalamalarının, bu topraklara verdiği zararları da unutamayız. Batının kültür emperyalizmi ile doğunun dinsel inanç aparatıyla dayattığı kültür emperyalizmi arasında sıkışmanın hazin neticelerini nasıl göremeyiz? Biz sahip çıkmazsak, bütün güzellikler çirkinlerin eline düşer, çünkü hayat boşluğu kabul etmez ilkesini hala nasıl umursamayız?

Bu yazılık özetle: hayat kadar onun en büyük yoldaşı sanatı da doğru okumak zorundayız. Sanat, bu ülkede acilen bir bahçe temizliği istiyor. Bu temizliği onurlandıracak “manifesto”lar ve ardından tüm sanatsal oluşumları kendine getirecek örgütlenme modelleri istiyor. Ki böylece, mesela İzmir’deki sanat algısına, duruşuna, işlerine dair de söz etme hakkımız ve başta yerel yönetimler olmak üzere ilgili herkesi hizaya çekme hakkımız olsun.

Bahçesi tarumar olanın, kimseyi hizaya çekme hakkı olamaz. Ne hayatta, ne sanatta!