Mizah çift taraflı bir kıskaç altında

Mizahı sadece yazar-çizer olarak yapmayıp, onun teorisine, tarihine, sosyolojisine de kafa yoran komple bir mizahçı olan Cihan Demirci, “Ne yazık ki, günümüzün 'akla ziyan' ülkesinde çok zor durumda olan mizahçı, mizahın gerçeğinden her geçen gün biraz daha uzaklaşmakta” diyor

Mizah çift taraflı bir kıskaç altında

Röportaj/ Sinan KESKİN

Türkiye'de mizahın kilometre taşı Gırgır'ın kurucusu, onlarca mizahçının ve mizahımızın ustası Oğuz Aral onun için şöyle diyor: “Onun ustası olsam da, mizah yazarı Cihan Demirci’nin hayranlarından biriyim...” Ustasının bile hayranlıkla takip ettiği Türkiye'de 'gerçek' mizahın yüzakı Cihan Demirci meslekte 42. yılını kutluyor. “O güzelim günler çok gerilerde kaldı!.. Mizahın ne olduğu bile unutuldu” diyen Demirci, başta geyik muhabbetleri olmak üzere dilimize ve argomuza espirin, laforizma, zombilirkişi, kataraktkulli, volitika, kelektif, cukkabaz, beterist, melankoli basili, üleştirmen, üvertürk, kıronder, megazori, medyazori ve parodisyen gibi pek çok kelime ve deyim kazandırdı.

Günümüzde herkesin, sanki yüzlerce yıldır dilimizde varmış gibi kullandığı 'Geyik Muhabbeti'nin mucidi Cihan Demirci ile mizahımızın ve mizahçının hal-i pürmelalini konuştuk.
 

Bir röportajınızda, "Mizahçının kaderidir bu, bir sözcük, bir deyim, bir terim uydurursunuz, aslında kullanım amacınız bambaşkadır ama toplum zaman içinde o sözcükleri alır, çekiştirir, çekiştirir, çekiştirir ve gerçek anlamının içini boşaltır” diyorsunuz. Sizin için geyik muhabbeti neydi? Şimdiki nesil bunu nasıl algılıyor?
“Geyik Muhabbeti”nin hikayesi aslında 40 yıla yaklaşan bir süreç. Bu sözcükleri 80’li yıllarda mizahımıza ve dilimize yeni bir mizah tarzı olarak kazandırmaya çalıştım. “Geyik Muhabbetleri” başlığı altında başlattığım mizah köşesi benim için öncelikle, karşılıklı olarak diyalog değil de “monolog” yapabilen, çok konuşan ama hep boş konuşan, birbirini asla dinlemeyen ve bu nedenle bir yere varamayan bir toplumun keskin eleştirisiydi!.. Kısa ve vurucuydu, özdeyiş, gag, duvar yazısı karışımından oluşan bir türdü. Zamanın ritmine ve hızına uygundu. Hatta şunu da diyebilirim; “Geyik Muhabbetleri” bir yerde “twit”in de atası gibidir!.. Henüz internetin olmadığı, daktilolu, tuşlu ev telefonu günlerinde başlattığım bu tarz günümüzün “twit”leri kadar kısa ve etkili bir dil içerir!.. Ancak zaman içersinde toplum, çok tutan bu sözcükleri benim kullandığım anlamın dışına taşıdı ve içini boşaltarak, bir eleştiri tarzından çok “içi boş konuşma” haline getirdi!.. Özellikle 2000’li yıllarla birlikte bambaşka bir boyuta geçti, zaten ben de bu arada başka sözcükler üreterek onları kullanmaya başladım.

Günümüz Türkiye'sinde mizahçının gerçek mizah üretebildiğine inanıyor musunuz?

Ne yazık ki, günümüzün “akla ziyan” ülkesinde çok zor durumda olan mizahçı, mizahın gerçeğinden her geçen gün biraz daha uzaklaşmaktadır!.. Acı gerçek budur!.. Bunun nedenini mizahı sadece yazar-çizer olarak yapmayıp, onun teorisine, tarihine, sosyolojisine de kafa yoran komple bir mizahçı olarak kısaca şöyle açıklayabilirim; 90’lı yılların ortalarından başlayarak hayatın gerçekleri mizahçının hayal dünyasını geçmeye başladı. 2020’ye gelindiğinde gerçek hayat öylesine absürt ve öylesine abuk bir hale geldi ki, ülkede yaşanan abuklukların ötesine geçip mizah yapabilmek neredeyse olanaksız ama, özeleştiri yapmak gerekirse; bunu asla dert etmeyen ve hala eski sistem mizah yapmayı sürdüren bir mizahçı kitlemiz var. Ama onların yaptığı mizahın kat kat ötesi hayatın gerçeğinde olduğu için mizahçı yayan kalmıştır. Ben 90’lı yılların ortasından beri “Hayat mizahı kaç geçiyor?” başlığı altında yazdığım yazılarla, gerçekleştirdiğim söyleşilerle bu sorunlu duruma, mizahçının hayat karşısında nasıl yenik düştüğüne ve çaresiz kaldığına dikkat çekmeye çalışıyorum ama zaten gücü kalmamış günümüz mizahının ve mizahçısının bunu dert ettiğini de pek göremiyorum ne yazık ki!..

Tren epeyce kaçtı

Yeniden gerçek mizah ile tanışmamızın bir yolu var mı?

Yeniden gerçek bir mizah ile tanışmamızın yolu öncelikle gerçekten “Normal” bir yaşama dönebilmekten geçiyor ama şu sıralar “Yeni Normal”le kendini kandıran bu topraklar için sanırım bu anlamda tren epeyce kaçtı ama biz hala tren geçiyor sanarak bakmaya devam ediyoruz!.. Gerçek mizah günümüz Türkiye’sinde çift taraflı bir kıskaç altında, bir taraftan hayatın abuk gerçekleri mizahı sollamış ve ona tur üstüne tur bindirmişken, diğer taraftan da siyasal-sosyal ve toplumsal eleştiriler taşıyan bir mizaha izin verilmiyor!.. Bu vaziyet karşısında mizahçı toplumun ve mizahın gerçeklerinden giderek uzaklaşarak soyut ve absürt bir mizah yapmaya çalışıyor ama bizim köklü geleneğimize epeyce uzak olan bu türler de pek başarılı olunamıyor. Zira bu tür mizah, sorunsuz ve gelişmiş ülkelerde daha cazip ve keyiflidir!..

Eski mizah dergilerini, karikatürleri, tiyatro oyunlarını hatırlıyorum. Ülkeyi yöneten hemen hemen herkesin mizahını yapmak çok olağandı. Siyasi mizahı kimse yadırgamazdı, hatta mizahın öznesi olanlar bile. Bu hoşgörü ne zaman yok olmaya başladı, kırılma anı neresidir?

1978 yılının hemen başında başlayan mizah yazarlığı ve karikatürcülük serüvenimde 2020’de 42. yılı geride bıraktım. Üstelik yazarlık serüvenine de, şair kimliğimle; oldukça keskin üslup taşıyan hiciv-taşlama şiirleri yazarak adım atmıştım. 12 Eylül 1980 darbesi olduktan sonraki süreçte bile siyasetçileri, toplumda öne çıkan tüm figürleri mizahın gücüyle rahatça eleştirebildik. 42 yıllık bu süreçte çalışmadığım gazete, dergi, ek azdır, radyo programcılığı, TV’lere metin yazarlığı da yaptım ancak 2000’li yıllarla birlikte işin tadı kaçtı, çember daralmaya başladı. 2002 sonlarındaki iktidar değişiminin üzerinden sadece birkaç yıl geçtikten sonra özgürce yazıp-çizememeye başladık. Ben bu süreçte zaten kendimi ağırlıklı olarak çocuklara ve çocuk kitaplarına verdim, iyi ki öyle yapmışım, bu sayede azıcık soluk alabildim!.. Kırılma anı özellikle son 15 yılda doruğa çıktı!.. Bu anlamda ben de sosyal medyada yazıp-çizdiklerimden ve paylaştıklarımdan ötürü 14 ayı bulan bir yargı süreci yaşadım ve beraat ettim. Oysa çokça eleştirdiğim bir Cumhurbaşkanı'ndan (Ki bu isim Süleyman Demirel’dir!) 90’lı yıllarda evime gelen bir “teşekkür mektubu” bile vardır!.. Ülke olumsuz anlamda büyük bir değişim gösterdi. Şu anda ülkemizde siyasi mizah yapılamıyor!..

Cahiliye dönemi yaşıyoruz

Geçmişte öğrenciler arasında elden ele gezen mizah dergileri vardı. Bir hafta boyunca o dergilerdeki espriler konuşulurdu. Şimdilerde ise kendini komik sanan, başkalarının felaketleriyle dalga geçmeyi espri yeteneği olarak gören 'fenomenler' var. Az sayıda çizilen karikatürlerde sığ esprilerle dolu. Yeniden gerçek mizahçılar yetiştireceğimiz günler çok mu uzak sizce?

O güzelim günler çok gerilerde kaldı!.. Mizahın ne olduğu bile unutuldu. Ortalık cahil ve arsız sosyal medya fenomeni kaynıyor!.. Toplum var olan düzende 500-600 yıl kadar geri gittiği ve ağır bir “Cahiliye” dönemi yaşadığı için bu içi boş fenomenler maddi olarak altın bir dönem yaşıyor, zaten düşmüş olan kaliteyi ve zekayı daha da aşağı çekiyorlar. Dediğim gibi yaşadığımız ve en ağır şekilde devam etmekte olan süreç ne yazık ki, bu fırtınaya, bu doluya donanımsız ve altyapısız yakalanan günümüz mizahçısının da yenilgisiyle sürüyor!.. Sosyal medyada bile eleştirel bir mizah yapılamaz hale gelmişse geçmiş olsun bizlere!.. Ortada mizah adına ağır bir hezimet var ama günümüzün gücünü ve etkisini yitirmiş mizah dünyası (böyle bir dünya olduğu da şüphelidir ama!) bunu pek de dert edecek durumda değil. İçine düştüğümüz bu süreçte özellikle 90’lı yılların ikinci yarısından sonra mizah dergilerinin de ciddi strateji hataları oldu. Başta Leman dergisi olmak üzere mizahçıya ve mizaha yatırımdan vazgeçildi ve kazanılan paralarla Leman-Kültür gibi ticari mekanlara yatırım yapıldı. Dergi sahibi olan karikatürcü arkadaşlar ülke gerçeğinden koptular!.. Bugün kala kala iki tane mizah dergisi kaldı. Daha genç bir kadroya sahip olan “Uykusuz” dergisini ve ekibini bu eleştirimden ayrı tutuyorum, onlar tüm zorluklara ve baskılara rağmen mizah dışındaki alanlara yani cafe zincirine yatırım yapmadan sadece “mizah” alanında üretim yaparak sürdürmeye çabalıyorlar ama işleri çok zor. Evet mizah adına durum hiç parlak değil ama biz rüzgara göre yön çizen bir toplum olduğumuz için ters yöne doğru esecek bir rüzgar çıktığı anda birden bire pek çok şey değişebilir, bu anlamda hala yazıp-çiziyorsam, umudum da son nefese dek sürecektir.
Mizah yapmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde mizah kitaplarına ilgi nasıl? En çok ilgi gören kitabınız hangisi?

Mizah yapmanın çok zor hale geldiği günümüzde elbette günümüzün genç okurları mizah kitaplarına artık eski ilgiyi göstermiyorlar!.. Öncelikle bu kitapları karşılarında pek bulamaz haldeler bu bir, ikincisi yetiştikleri ve büyüdükleri dönemde “nitelikli” ve “zekaya” seslenen bir mizah ortalarda pek gözükemiyor!.. 42 yıllık yazar-çizerlik serüvenimde yaptığım en akıllıca iş, iyi bir öngörüyle kitaplara ağırlık veren biri olmamdı. Bu uzun süreçte 54 kitabım yayınlandı. Mizah ağır bir dönem yaşamasaydı inanın bu sayı 80-90’lara rahatlıkla ulaşabilirdi. Benim en fazla okura ulaşmış kitabım hala “Geyik Muhabbetleri”…1990’da ilk basımı yapılan ve 60 bin civarında bir satışa ulaşmış bu kitabın uzun yıllar sonra bu yıl 30. basımı yapıldı. Bu kitap özellikle mizahta yeni arayışlara meraklı olan genç okurdan zamanında ciddi bir ilgi görüp de baskı üstüne baskı yapınca 3 kitaplık bir diziye dönüşmüş ve 3 kitabın toplam satışı 125 bine yaklaşmıştı. Kitabı 2020’de ilk kez okuyacaklar ülkede hiçbir şeyin eskimediğini hayretle görecekler. 30. yılda yapılan bu özel basımın son bölümüne argoya ve dilimize kazandırdığım bu sözcüklerin listesini de ilk kez koydum. Bunun en önemli nedeni ürettiğim sözcüklere sahip çıkmaktır zira çoğu ne yazık ki, başta köşe yazarları, gazeteciler, radyocular ve çeşitli sanatçılar, hatta internet ortamında mizah yaptığını sananlar tarafından yıllardır isim bile belirtilmeden kullanılmaktadır!.. Bizim alanımızda ne yazık ki emek sömürüsü dayanılmaz düzeydedir!..

Bu yıl birkaç kitabınız toplu halde çıktı, yakın zamanda yeni bir kitap çıkarma düşünceniz var mı?

Kitaplar uzun yıllardır benim düzenli olarak ürettiğim ilk işim… Yukarıda da belirttiğim gibi başta uzun yıllardır basımı olmayan, en çok satmış kitabım “Geyik Muhabbetleri”nin 30. yılına denk gelen 30. basımı olmak üzere, Yağmur Yayın Grubu’nun yayınevleri olan Mizah Postası Yayınları ile Parmak Çocuk Yayınları'ndan geçtiğimiz aylarda 6 kitabım birden yayınlandı. “Geyik Muhabbetleri” gibi özellikle genç okurdan ilgi görmüş ama basımı olmayan iki kara mizah denemem; “Deli Gömleği Ütü İstemez”in 12. basımıyla, “İyiler Cinnete Gider”in 8. basımı yapıldı. Bu iki kitap “Kendi Kendimle Konuşmalar” adını verdiğim bir dizinin ilk iki kitabıdır. Biri 1994’te, diğeri 1995’te ilk basımı yapmış olsa da bugünlere çok daha fazla yakışan, ta 25 yıl önceden bugünleri anlatan kitaplardır. Ben 90’lı yılların ortalarına doğru etkinlikler için okullara gitmeye başladım. 25 yılı aşkın bir süredir okullarda öğrencilerle buluşur söyleşiler, imza günleri, atölyeler yapıyorum. Bu yıl yayınlanan diğer 3 kitabım da çocuklar için yazılmış kitaplar. “Çocukluk Hiç Bitmese” mizahi çocuk şiirlerimden, “Fıkır Fıkır Fıkralar” çocuklar için yazılmış özgün fıkralardan, “Sinirnaz’ın Sözlüğü” de 12 yaşındaki bir kız çocuğunun yazdığı ve kendi dünyasını mizahi dille anlattığı bir sözlükten oluşuyor. Ne yazık ki şu anda bir virüs yüzünden Mart ayından beri hayatlarımız durduğu için, yayıneviyle yapmayı planladığımız etkinlikleri yapamadık. Kitaplarımızı da yeterince tanıtamadık!.. Kitaplarımızla henüz yüz yüze hiçbir buluşma olmadı. Kısacası mizah son darbesini de Kovid-19’dan yedi!.. Umarım bu durum önümüzdeki yılı da yemez ve tüketmez, zira tüm röportaj boyunca değindiğim gibi uygar insanın en gerekli yaşam vitamini olan zavallı “mizah”ın zaten yeterince derdi ve sıkıntısı var, hiç olmazsa virüssüz günlere geri dönüp, yeniden çocuklarla ve gençlerle buluşalım, zira tarihinin en gergin dönemini yaşayan bu toplumun en fazla ihtiyacı olan şey; akla seslenen, organik özelliklerini olan bir mizahtır!..

YORUM EKLE