İlişki yaşamak aynaya bakmak gibi bir şey

Astrolog Gülden Bulut'un dördüncü kitabı Aşkın Simyası yayımlandı. Aşk hakkında bugüne kadar yazılan ve söylenenleri sentezlediğini anlatan Gülden Bulut, kitabının "Ben kimim?" sorusuna hizmet etiğini söylüyor

İlişki yaşamak aynaya  bakmak gibi bir şey

Röportaj/ Gökmen KÜÇÜKTAŞDEMİR

Psikolojik astroloji eğitmeni ve danışmanı Gülden Bulut, daha önce yazdığı üç kitap ve verdiği eğitimlerle pek çok astrolog arasından sıyrılıyor. Yeni çıkan kitabı Aşkın Simyası ile Bulut, okuyucuyu öyküler eşliğinde çeşit çeşit kadın ve erkek tiplerinde kendilerini bulmalarını sağlıyor. Öykülerin psikolojik, biyolojik ve evrimsel yorumlarında benliklere bir ışık yakıyor. "Benim sentezim" dediği kitapta aşkı ve onun getirilerini yalın bir dil kullanarak, es geçtiklerimizi, unuttuklarımızı hatırlatarak güzel bir şekilde anlatıyor.

Bundan önce yazdığın kitaplarda astroloji ve psikoloji bilgin öne çıkıyordu. Son kitabın Aşk üzerine. Neden böyle bir konuyu seçtin? Çok mu satar diye düşündün?

Antik Yunan filozofu Herakleitos ‘Kendimi aradım ve araştırdım’ demiş. Ben de her kitabımda kendimden yola çıktım. ‘Mitolojik Astroloji ve Psikoloji’ ve ‘Külkedisi Pinokyo’yu Seviyor’ adlı kitaplarımda, masallar mitoslar ve astroloji üzerinden ben kimim sorusunu sordum. Astronomi üzerine yazdığım ‘Gökyüzünün Söyledikleri’nde bile bilim ışığında insanı aradım. Fakat bu sefer ‘Aşkın Simya’sında kadın erkek ilişkilerini seçtim. Çünkü ilişkiyi yaşamak aslında kişinin aynaya bakması gibi bir şey. Seçtiğimiz eşimiz bizden bağımsız biri değil. Sonuç olarak da ‘Aşkın Simyası’ da ben kimim sorusuna hizmet ediyor. Bunun yanında özellikle popüler kültürde aşkın sattığı da bir gerçek. Fakat ben bu konuyu yazmaya yaklaşık 2011’de karar verdim, hatta o zamanlar yüksek lisans projemi özellikle kadın ve erkek ilişkileri üzerine hazırladım.

Okuyucuya ışık yakmak

Aşkın Simyası'nda daha önce anlatılmayan ve vurgulamak istediğin şeyler nelerdi?

Aşk üzerine çokça yazılmış çizilmiş bir konu. Tarih mutsuz aşk hikayeleriyle dolu. Kavuşamayan aşıklar, sonu hayal kırıklığı ile biten romansların mahpus sonu geçmişten günümüze hiç değişmedi. Değişmeyen bir diğer şey de aşkın anlaşılmaya çalışması. Ben de bu kitabımda sadece aşkı değil, kadını ve erkeği, yaşadıkları türlü türlü ilişkileri anlamaya anlamlandırmaya çalıştım. Aşkın Simyası’ndaki amacım okuyucuyu öyküler eşliğinde çeşit çeşit kadın ve erkek tiplerinde kendilerini bulmaları sağlamak, öykülerin psikolojik, biyolojik ve evrimsel yorumlarında benliklerine bir ışık yakmak. Sanırım bu kitabın farkı benim sentezim olması. Yoksa her söz söylendi, her bilgi kullanmadığımız tozlu raflarda duruyor. Bu kitapta hepsini birleştirerek okuyucuya hatırlattım es geçtiklerimizi, ama her zamanki gibi çuvaldızı kendimize batırarak.

Çiftlerin uyumluluğunu haritalarına bakarak görebiliyorsak, insan evlenmeden ya da bir ilişki kurmadan önce size mi gelmeli?

Evet benim bir şapkam da astroloji. Yıllardır verdiğim psikolojik astroloji eğitim ve danışmanlıklarıyla kişinin kendi ‘ben’ine yakınlaşmasına ışık tutmaya çalışıyorum. Astrolojiyle kişilerini nevrozunu besleyen gelecekten haber vermekten ziyade şimdiye odaklandığında inanılmaz faydalı. İlişkiler astrolojisi de öyle. Evlenmeden önce gelen danışanlarım oldu nadir de olsa. Psikoloji gözüyle bakıldığında iki kişinin hangi alanlarda çatışma yaşayabileceği, ahengi nerede yakalayacakları, aklınıza gelecek hemen hemen her soruyu cevaplıyor astroloji. Hatta kişilerden bağımsız farklı bir enerjisi olan ilişkinin dinamiğini bile. Ama hiçbir astrolog, 'Sen şu kişiyle uyumsuzsun ilişki kurmamalısın' diyemez. Kim bizi nerede parlatıyor nerede karanlığa sokuyor asıl kıymetli bilgi bu. Ve şu bir gerçek ki en uyumsuz haritalara sahip insanlar en uzun evlilikleri yapabiliyorlar, çünkü burada işe en önemli unsur karışıyor: Sevgi.

Kitabınızda kadınlar ve erkekler hakkında bir takım bilgiler veriyorsunuz. Bu bilgiler sizce ilişkileri olumlu bir yöne doğru iter mi?

Kadınların ve erkeklerin mekaniği diye iki bölüm yazdım. Aslında kadın ve erkeğe dair diye bellediğimiz çoğu unsur öğrenilmiş bir davranış kalıbı, toplumun diktesi ve pek tabii biyoloji de çoğu şeyi önceden belirliyor. Ama asıl anlatmak istediğim kadın ve erkeğin bastırdıkları yanları. Kadın ve erkek aynı hamurdan yaratılmış olsa da birbirleri vasıtasıyla gizli benlikleriyle tanışıyorlar. Eğer kadın ve erkek bu şekilde birbirlerine bakabildiklerinde, birbirlerini suçlamayı bırakacaktır. Ve kesinlikle ilişkide daha fazla anlayış hakim olacaktır.

Anlamak için bölmek

Erkekleri ve kadınlara sınıflara ayırmışsın kitapta. Issız Adamlar, Kraliçe Kadınlar gibi... Bu iş bu sınıfları yaratmadan olmuyor mu?

Aslında öyle kısımlara ayırmamın nedeni, çeşitli ilişkilerdeki kadın ve erkeği arketipsel olarak incelemek istemem. Kolektif hafızanın ürünleri arketipler hepimizde yaşıyor. Kimi kadın içindeki dişiliği femme fatale olarak, kimisi manik serçe diye isimlendirdiğim histerik kadın olarak yaşıyor. Erkeklerinde Peter Pan ruhlu olanından tutun ıssız olanına kadar hepsi farklı şekilde yaşıyor erilliklerini. Tabii ki kimse tek bir tipolojiye benzemez. İçimizde hepsinden unsurlar taşırız. Ama anlamak için bölmek çok işe yarar ki sonra yapılacak olan birleştirip birliğe ulaşmak olacaktır.

Kitapta kadınlara seslendiğin bir bölüm var. Gücüne uyan diyorsun. Burada ne demek istiyorsun?

Gerçekten o kelimeler özellikle vurguladığım yerler. Erk dünyasında eril rolü üzerine kolayca giyinmiş kadınlar da gücüne uyanmalı. Çünkü onlar dişil olmanın gücünü unutmuşlar. İlişkilerde bir türlü kendini ortaya koyamayan kadınlar da aynı şekilde onlar eril yönleriyle karşılaşmadıklarından güçsüz olarak addediyorlar. Kadın, en güçlü yanı olan dişiliğine uyandıktan sonra erili içine katarak gücüne uyanmalı.

Bir kadın olarak bu kitapta kadınları biraz kayırmış olabilir misin?

Olabilirim, sonuçta bir kadın gözüyle yazıldı tüm cümleler. Ama sonuçta kadının acı dolu bir tarihi olmuştur. İlk kadın Lilith, Adem ile münakaşasından sonra cennet bahçesine bir daha girememiştir, Roma döneminde köle olarak satılmıştır kadın, cadı avında peşine düşülmüştür, kadın her zaman eksik ve kusurlu olarak görülmüştür. Uygarlıklar ve savaşların erkek ürünü olarak kadını geri plana ittiği de bir gerçek. Bu noktada ben de belki sezarın hakkını sezara vermiş olabilirim.

Kadına yönelik şiddet durmak bilmiyor. Hem böyle bir kitap yazan bir kadın olarak hem bir astrolog olarak bu konuyla ilgili görüşlerin nedir? Yıldızlar bu durumla ilgili bize bir şeyler söylüyorlar mı?

Kadının gücüne uyanması için kitap yazmış bir kadın olarak sadece kelimelerin yeterli olmadığını biliyorum. Toplumun bilinç seviyesinin, ekonomik koşulların bu gücü kazanılmasında ne kadar başat olduğu son derece açık. Yapılacak şey çok net, sivil toplum örgütlerinde fiilen yer almak ve eyleme geçmek. Astrolojik olarak ülkenin haritasında Venüs Akrep burcunda, yani kadınlarımız gölgelerini sahiplenmede pek başarılı değiller. Erkeklerimiz de dişil unsurları öcü gibi gördüğünden dışarıdaki dişiye hoyrat ve zalim davranıyorlar. Sonuçta tek çözüm tek bünyede kadın ve erkeğe dair olanın uzlaşması.

'Aşk, cennete dönüş özlemi'

Sana göre aşk nedir? Aşkın Simyası'nı bulabilecek mi ya da kavrayabilecek mi insanoğlu?

Aşk tehlikeli bir kelime, içinde haz ve hazzın bitme endişesinden dolayı ızdırabı barındırıyor. Ve yanına tutkuyu alıyor. Aşkın Simyası, aşkın erkek ve kadını nasıl mecazi olarak öldürüp yeniden var ettiğini anlatıyor. Cennete dönüş özlemi aşk ve maalesef madde dünyasında yaşarken bu imkansız. O yüzden her aşk biter ve Aragon’un dediği gibi mutlu aşk yoktur. O yüzden sonraki nesiller de aynı soruları soracak ve aşkı anlamaya çalışacak. Ama ben aşkı her ne kadar kadın erkek ilişkileri üzerine yazsam da aşkı yaşamın ta içinde buluyorum. Benim için aşk yazmak, okumak, araştırmak, anlatmak. Tutkunu olduğum bu hallerden geçemiyorum. Bir varoluş biçimi olarak bu hallerin aşktan daha fazla can acıtmadığı kesin.

Aşk dört kişiliktir demişsin. Bunu biraz anlatır mısın?

Kadın ve erkek ilişkilerini yoluna koyamamışken dört kişilik ilişki nereden çıktı diyebilirsiniz. İster kadın olalım ister erkek bilinç dışımızda karşıt cinsimizi barındırırız. Ve seçtiğimiz veya bir şekilde hayatımıza giren eşler bu karanlık yönümüze ışık tutar. Birlikte olduğumuz sevgilimiz, eşimiz bizi bize yansıtır. Fakat kötü haber, hiçbir zaman içimizdeki kadın ve erkeğe tam anlamıyla uyan bir eş bulamayız. Ama tabii ki ilk başlarda bulduğumuzu sanırız. Ne zaman ki bu dörtlü birbirlerinin varlığını görür, kabul eder ve el sıkışır, işte o zaman sağlıklı ilişki için ilk tohum atılmış olur.

Toplumsal ayıplamalar

İnsan gölge yanını nasıl tanır?

Size bir kalem kağıt versem ve başkasında en sevmediğiniz beş özelliği hiç düşünmeden yazın desem. O yazdığını beş madde sizin gölgenizdir. Gölge, toplumsal ayıplamalar ve ebeveynlerin kötü olarak bize yansıttığı özelliklerin bütünüdür. ‘Hanım kız ol’ diyen anne ve baba, oğluna ‘Öfke kötüdür’ diyen baba da gölgeleri çocuklarına kendi elleriyle yaratır. Ve işte bu derinde kalmış özelliklerimiz kader öyküsünü yazar.

Bu aralar neler yapıyorsun, yeni projelerin var mı?

Kendimi biraz nadasa bırakmak istedim ama pek başarılı olduğumu söyleyemem. İki eş zamanlı proje için çalışmalara çoktan başladım. Biri felsefe ve yaşamı birleştiren bir konu diğer tabii ki öğrencilerime yönelik astrolojiye psikolojik olarak yaklaşan bir deneme diyelim. Üretmenin verdiği haz olduğu müddetçe projelerde bitmeyecek sanırım.

Güncelleme Tarihi: 11 Ağustos 2020, 10:37
YORUM EKLE

banner92