Başlık bir şairden ödünç… Söz, benimle özdeş… Söz, şiirden…
İzninizle önce yazımın girişini yapayım.
İnsan olmak bir erdemliliktir. Seçkinlik, saygınlık, sorumluluk, özgünlük gerektirir. Bu bilinçli duruşu sergileyen insana saygı duyarım. Sait Faik’in Alemdağ’da Var Bir Yılan öyküsüne yerleştirdiği şu sözü de başım gözün üstüne yerleştiririm: “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”
Bir insanın eleştireni, sevmeyeni, kırılanı, kızanı, nefret edeni, tepki göstereni, düşmanı olabilir.
Bir insanın yüzüne gülüp arkasından çekiştireni, dedikodu yapanı, çıkarı gereği ikili oynayanı, alay edeni, küçük göreni de olabilir.
Oysa bir insanın seveni, inananı, duygu yakınlığı içinde olanı, saygı duyulanı, içtenlikli davrananı, özleneni, arayanı, kin tutmayanı olmasını yeğ tutarım her zaman.
Ben, böylesine doğru, düzgün dostluktan, içten sevgiden, insanca yaklaşımdan yanayım. Benim de böyle dostlarım eksik olmasın diye geçer içimden. Ben de bu inancımı yitirmeyeyim; sevgimin sınırsızlığı, insan olmanın sorumluluğu, bilinciyle gerçek dost olayım sevdiğim insanlarla…
İzmir’de olup bunca dost, bunca güzel anları, anıları biriktirmişsem, beni de seven, şiirine katan bir dost bulunurmuş meğer!
Bu dostlarımdan biri de şair Atila Er. Kurşun Kalem Dergisi’nde (Ocak-Mart 2017, sayı 47) yer alan şiiriyle hem şaşırttı, hem gönendirdi, duygulandırdı beni.
Bağışlarsanız, bugün biraz bencillik yapayım; bu anlamlı, hüznü de içinde olan, dost şiiri paylaşmak istiyorum sizlerle.

OĞUZ BEY


saçlarımız tül perde arkasında savrulan sisli bir bulvar
yıllara rehin bıraktığımız gençliğimiz yorgun, Oğuz Bey
ellerimiz kabuğunda titreyen sararmış bezelye taneleri
ayıkla ayıkla bitmiyor hiç yüreğimizdeki devedikenleri
dün uzun uzun çaldırdım telefonunu Oğuz Bey
açılmayınca öyle çok korktum ki, anlatamam sana
kımıl böcekler sardı birden aklımın dik yamaçlarını
toz duman içinde atlar koşturdu beynimde sürekli
ölümü besleyen baykuş sesleri kirletti kulaklarımı
korkudan bir an kalbimin duracağını sandım Oğuz Bey
hayata karşı isyan olarak okudum hep buluşmalarımızı
inadına kitap, dergi; inadına şiir, öykü; inadına okumak
bir çentik daha atmak çınarların yüzyıllık gövdelerine
sonra uzanıp gölgesine varsıl hayaller kurmak düne dair
ömrümüze yazılı acıların şiiriyle yürümek ölümün üstüne

işte böyle Oğuz Bey! telefonun çalınca açmayı ihmal etme
giderek eksilen serçeler, kumrular ve güvercinler acıtıyor
yağmurlar eskisi gibi ıslatmıyor elden düşme pardösümü
ayaklarımda yılların ağırlığı, kolayına taşımıyor onca yükü
zamanla çoğalıyor yalnızlığımız kalabalıkların uçuk dilinde
imrenerek bakıyorum el ele tutuşup konuşan gençlere
ben de anılarımın kollarına girip yürüyorum yavaş yavaş
baston kullanmayı kendime yediremiyorum her nedense
harman çiçekleri büyüyor gamzelerimde döndükçe kirman
derman uzak bir yanılsama, çaresizlik yoksulluk nişanesi
son bir kez daha dolaşalım gençliğimizden kalma yerleri
amatör balıkçılara uğrayıp, denizden de söz edelim, e mi?
nafakasını bekleyen kedilerin sabrıyla demleyelim geceyi
gün batımı yakın, hava ha karardı ha kararacak Oğuz Bey
kalemlerimizi iyice açalım, gittikçe daralıyor ışık zamanlar

Şair duyarlığına, duygu varsıllığına, dostluğuna sessiz ve içten bir gülümsemeyle…