İçinde yaşadığın yüz yıl insanlığın var olma savaşı yaptığı bir arenaya dönüşüyor. Ulusallaşma, insan hakları, demokrasi, yöreselleşme, ekonomi, çevre ve iklim değişikliği, adalet, adil gelir dağılımı, yeraltı ve üstü kaynakların kullanılması, uzay gibi insanların ana hedeflerini bir tarafa iten siyasal güçler, bunlara sahip olmak ve yönetmek için görülmedik bir rekabet içerisine girmişler, başta ekolojik dengeler olmak üzere, kültür, sanat, tarım, su kaynakları olmak üzere insanı insan yapan değerleri kendi hırslarını gerçekleştirmek uğruna yok etmeye çalışmaktadırlar.

Etik değerlerin bir tarafa bırakıldığı bu rekabette “RADİKAL SAĞ” görüşü benimseyen siyasetçilerin dünyanın her tarafında kendi yaklaşımlarını benimseyen hükümetlerle dünya üzerinde hegemonik bir güç olabilmek için yerküreyi adeta yaşanamaz bir yer yapma yarışı içerisindedirler.

Çağdaş bir yönetim anlayışından uzak, bireyin gelişmesini her alanda kısıtlayan bu yaklaşımlara karşı direnen, çağdaş üretim, eğitim, ekonomik yapılanma uğraşı verenlere otoriter bir yaklaşım gösteren bu anlayışın dünyayı nereye savuracağı yönündeki soru işaretleri ile dolu geleceğe götüreceğini söylemek kehanet sayılmaz.
Nükleer savaş tehditlerinin gündeme geldiği, yapay zekanın her alanda kendini gösterdiği bir zamanda, ‘ROBOTLARA’ teslim olmamak ve bu kısır döngüyü kırmak için yeni bir “HİKAYE” yazmaya, bir umut ışığı yakmaya gerek vardır. Yoksa bu anlayış dünyayı yok etmeye giden yolun taşlarını ağır ağır döşeyecektir.