Öncelikle, 2019’da “Hasan Tahsin” kitabımı basarak, binlerce kişiye ulaştıran, bu devrimci yiğit insanı daha güçlü savunmama yol açan Kırmızı Kedi Yayınevi’ne, Haluk Hepkon, Mehmet Ali Güller ve tüm Kırmızı Kedi emekçilerine teşekkürü bir vicdan borcu bilirim..
Bu gün, dünyamızı sömüren Baş patron Amerikan Emperyalizminin, İngiltere isimli muavini ile birlikte, Yunan Emperyalizmini kışkırtarak İzmir’e muazzam bir donanma ile saldırdığı 15 Mayıs 1919 faciasının yıldönümü..
Bu tarih, aynı zamanda rahmetli Sabri Süphandağlı başkanlığındaki İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin, benim de içinde bulunduğum kahramanca bir ulusal kampanya ile Türk milletini tümüyle arkasına alarak, İzmir Konak Meydanına “İlk Kurşun (Hasan Tahsin) Anıtı’nı diktiği 15 Mayıs 1974 tarihinin de tam 52.Yıldönümü.. Oradaydım, anıt dikilirken.. Rahmetli Akın Simav, Özden Alpdağ, Hikmet Çetinkaya, Güngör Mengi, Çetin Gürel dostlarımla birlikte Sabri Süphandağlı büyüğümüzün yanı başındaydık..
Merhum Sabri Süphandağlı’nın gelini gazeteci Aylin Süphandağlı ve ailesine, rahmetli Can Süphandağlı kardeşime, yine bu anıt dikme onurlu mücadelesinde cemiyetimizin yönetim kurullarında çalışmış ve halen hayatta olan Çetin Gürel, Tayfur Göçmenoğlu, Levent Bimen, Türkmen Parlak gibi meslek büyüklerimize, bu vesile ile derin saygılarımı ve selamlarımı sunarım.. (Unuttuklarım varsa affetsinler..)
Bu yüzden yazımızın başına bu muazzam savaş donanmasının en önünde ilerleyen Amerikan Amirallik Gemisi Arizona zırhlısının New York limanından çıkışını gösteren fotoğrafını koyduk..
Bugün bu uzun yazımı yazmanın esas sebebi, 15 Mayıs 1974 tarihi öncesi ve sonrasında çalıştığım Demokrat İzmir, Yeni Asır, Hürriyet, Dokuz Eylül gibi gazetelerde ve kalem oynattığım Cumhuriyet gazetesinde belki yüzlerce yazı yazarak, Hasan Tahsin kahramanımıza alçakça, direkt veya sinsice arkadan dolanarak saldıran nice milliyetsiz ve art niyetli kişiye tek başıma karşı çıkarak, Anıt Adam’ın savunmasını, ısrarla ve cesurca belgelere dayanarak yapmış olmamdır.

Bakın, içinde bulunduğumuz şu günlerde bile, hem de Ege Üniversitesi’nde görevli, devletten maaş alan Mehmet Akif Erdoğdu isimli bir tarih profesörü, Hasan Tahsin idealini bayraklaştıran yurtsever gazetecileri nasıl suçluyor? Belgesi yan sütunlarımızda.
Suçumuz Tahsin’i her ortamda savunmak!..
Hasan Tahsin’e, İngiliz yetiştirmesi Kadir Mısıroğlu’nun fitilini ateşlediği saldırılar, iftiralar, haksız eleştiriler kervanına böylece bu tarih profesörü de katılmış oldu.. oldu.
Tümüne birden, alayına bu yazımla şimdilik bu kadar yanıt vereceğim.
Biraz uzun olacak ama, tarih meraklılarına sunulur.
Bakalım “Keşke Yunan galip gelseydi, böylece saltanat hilafet, şeriat kaldırılmamış olurdu!..” diyen fesli Kadir Mısıroğlu’ndan art niyetli tarihçilere kadar nice art niyetli elalem ne haltlar yemişler?..
Tek tek, satır satır yanıt vereceğiz..
Bu savunmayı, daha da genişleterek avukatlarım olası bir hukuki süreç için yasal bir savunma haline getirdiler.. Biz hazırız..

HASAN TAHSİN KENDİNİ SAVUNUYOR
Saldırı ve iftiraların fitilini Fesli Kadir Mısıroğlu, sahibi olduğu Sebil dergisinde başlatmıştır.
Cumhuriyet gazetesinin 8.5.2024 tarihli sayısında Zülal Kalkandelen, bu Cumhuriyet düşmanı için bakın ne yazıyor:
“.. Bilal Erdoğan, ölümünün 5. yılında Kadir Mısıroğlu için düzenlenen sempozyuma atılıp ona övgüler yağdırmış. Kimdir Mısıroğlu?.. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkında yaptığı hakaretler ile tanınan Fesli Kadir.. Laikliğe, Cumhuriyet Devrimi’ne, Atatürk’e nefret saçan bir şahıs..”
Fesli’nin ardından kalpaklı sahte ulusalcı Yalçın Küçük gelmiştir..
Örneğin Prof.Yalçın Küçük ısrarla, “Hasan Tahsin, işbirlikçi bir Yahudi’dir..”diyor.. Yine Türkiyemiz çok büyük bir emperyalist ittifak tarafından kuşatılmış bir ortamda iken, üstelik Türk askeri Irak, Suriye ve Ortadoğu’da, Mavi Vatan’da büyük tehlikelerle karşı karşıya görev başında iken, terörle canla başla mücadele ederken; tam da 31 Aralık 2019 tarihinde “2020’yi Kemalizmle mücadele senesi ilan edelim mi? 2020 Kemalizmin sonu..” cümlesi ile bir twitt atan Mustafa Armağan yönetimindeki “Derin Tarih” dergisi de, Aralık 2019 tarihli sayısında Hasan Tahsin’i bir düşman portresi gibi sunmakta. Böylece “Derin Tarih” dergisindeki iftiralara yanıt vermek farz oldu..
Şimdi bir kördüğüm haline getirilmiş olan “İlk Kurşun” olayını çözelim.
Öncelikle şunları tespit edelim: Selanik doğumlu “Anıt Adam” Hasan Tahsin’e saldıran, iftira edenler ; yani, gerçekte Selanik doğumlu Atatürk ile Cumhuriyet Tarihi’ni çamura bulamak isteyenlerin tümü geniş bir cephe halindedirler. Yalçın Küçük’ün, Hasan Tahsin hakkında devamlı olarak yazdıkları ve söyledikleri Kara Dedikodu’dur. Kara Dedikodu, Emperyalizmi hedef almamakta, tam tersine Emperyalizme hizmet etmektedir.

İftira ve eleştirilere yanıt veriyoruz
“Hasan Tahsin’e iftira etmek ve devamlı suçlama yapmak, İlk Kurşun Anıtı’nın 1974’te İzmir Konak Meydanına İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen muhteşem bir kampanya ile dikilmesinden itibaren yani, tam 45 yıldır gafil kalemler tarafından moda haline getirilmiştir. Hatta sol (!) aydın (!) etiketli Prof.Yalçın Küçük, milli mücadele kahramanı olan gazeteci Hasan Tahsin’e “kuvayı milliye düşmanı, işbirlikçi, gizli Yahudi” diye sürekli yazabilmiş ve konuşmuştur. Hangi Yalçın Küçük?..”
Arşivimde bulunan ve içindekileri dehşetle okuduğum 1993 yılında Zağros Yayınevi’nin yayınladığı “Dirilişin Öyküsü” isimli, kapağında Kalaşnikoflu teröristlerle el sıkışan Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının bulunduğu, iki imzalı “Abdullah Öcalan ve Yalçın Küçük” imzası ile yayınlanan kitabın yazarı Yalçın Küçük’ten söz ediyoruz. Yani PKK’nın kuruluşunu diriliş diye takdim eden bu profesör, halkımızın dirilişinde ilk kurşununu atan kahraman gazeteciye devamlı iftira ve hakaret etmiştir. İlk yazımıza böyle başlıyoruz.
GENİŞ BİR İFTİRA CEPHESİ
Hasan Tahsin’e saldıran, iftira edenler yani, gerçekte Cumhuriyet Tarihi’ni çamura bulamak isteyenlerin tümü geniş bir cephe halindedirler.
Kurtuluş Savaşımızın 100.yılı olan 2019 yılında, “Toplumsal Tarih” dergisinin Ağustos 2019 tarihli sayısında “Türkiye’de Dünü İnşa Etmek - Hasan Tahsin ve İlk Kurşun Anıtı” isimli yazısıyla şehit gazetecinin ilk kurşunu atmadığı iddiasını kıvır kıvır eski yalan söylentilerden hareketle yeniden yazan, devlet memuru, hem de Dokuz Eylül Üniversitesi akademisyeni Mithat K.Vural ve daha da vahimi “Derin Tarih” dergisinin Aralık 2109 tarihli sayısında yine Hasan Tahsin’e bir çok kalem ile birlikte iftiraları sıralayan kıdemli Hasan Tahsin düşmanı Mustafa Armağan da bu kafilenin içindedirler ne yazık ki..
Biz, Türkiye her yönden gelen terörle savaşırken, Hasan Tahsin’e namlusu doğrultan mevcut iktidarın gözde tarihçisi Mustafa Armağan tarafından yayınlanan “Derin Tarih” dergisinin Aralık 2019 tarihli sayısında yayınlanan iftiralara, Hasan Tahsin’i bayrak edinmiş Dokuz Eylül gazetesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti olarak korkusuzca yanıt vermek zorundayız. Yalçın Küçük’ten başlayarak tüm iftiracıların yüzlerine gerçekleri çarpacağız.

HASAN TAHSİN İŞBİRLİKÇİDİR
Yalçın Küçük, “Derin Tarih” dergisinde eski yazılarından alıntı yapılarak şunları yazdı:
“Elimizdeki bilgiler şunlardır: Hasan Tahsin’in kuvayı milliyeci olduğunu gösteren hiçbir işarete sahip bulunmuyoruz. Bütün bilgiler, Hasan Tahsin’in işgale mukavemet düşüncesine karşı, bir işbirlikçi olduğu yönündedir. Hasan Tahsin’in nasıl öldüğü ve öldürüldüğü konusunda hiçbir kanıt yoktur. İşgal günü ne yapmakta olduğu noktasında ise güvendirici bir tanıklık bulunmamaktadır.
Asıl adı “Osman Nevres” olan ve “Dönme (Gizli Yahudi, Sebatayist)” olduğu ileri sürülen Hasan Tahsin’in bütün yaşamında açıklanamayan kuşkulu noktalar bulunmaktadır. (Bilgesu Erenus ve Yalçın Küçük, Aydınlık Zindan, Kaynak Yayınları, 2000,s.146- 147)
İzmir’in Helen kuvvetleri tarafından işgali, Türkiye kurtuluş hareketinin başlangıcı değildir; bu, ciddiyetten son derece uzak bir iddia olarak ortada duruyor. Daha da ciddiyetsiz bir iddia ise, ilk kurşunun İzmir’de atılması oluyor; İzmir’de bir “ilk kurşun” anıtının olmasını bir tarih tuluatı olarak görüyorum. Türkiye’nin modern kurtuluş savaşında ilk kurşun İskenderun çevresinde ve yine Ermeni tehditi karşısında atılıyor. Bezmi Nusret Kaygusuz, anılarında, Hasan Tahsin’in her türlü direnişe karşı olduğunu, İngiliz yanlısı “Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti” üyesi olduğunu, İzmir’de başyazarlığını yaptığı Hukuk-u Beşer gazetesinin de aynı rengi taşıdığını ortaya koyuyor; “bu gazete, Cemiyeti, tamamen Prens Sabahattin’e bağlamaktadır” diyor.
Türkiye kurtuluş mücadelesinde ilk kurşunu attığı ileri sürüyen kimsenin, kurtuluşa ve direnmeye karşı olması gibi bir tarihin cilvesi üzerinde durmak gereğini duyuyorum. Hasan Tahsin gözü dönmüş bir ihbarcıdır gizli direniş yuvalarını, işgal kuvvetleri delegelerine açıklamayı açıkça savunabiliyor. Böyle bir insanın bir derinişçi veya kurtuluşçu olmasını imkan dahilinde göremiyorum (Türkiye üzerine Tezler 5, Tekin yayınları, 1992, s.343)
“Derin Tarih”te Yalçın Küçük imzası ile yayınlanan bu yazıdaki iddiaların tümü yalan ve iftiradır. Hasan Tahsin’in nasıl bir direnişçi olduğu Emperyalizme karşı halkını nasıl uyardığını belgeleyen tüm direniş yazılarının toplu basımı olan “Hukuk-u Beşer” (tıpkı basım, APİKAM Yayını) gazetesi yazılarında ve 14 Mayıs gecesi Maşatlık Mitingi’nde yaptığı konuşmaya tanık olmuş kişilerin, Yaşar Aksoy ve TRT arşivinde bulunan görüntülerinde ve sayısız tarih kitabında sabittir. Bir dönem Osmanlı Sulh ve Selamet Fırkası çizgisinde kalem oynatması ise, millici faaliyetlerini perdelemek içindir (Belgeleri için bakınız, Yaşar Aksoy’un Hasan Tahsin - Yürekler Selanik kitabı)..
Gelelim gizli Yahudi iddiasına..
HASAN TAHSİN, GİZLİ YAHUDİ’DİR
Şimdi, Göktürk Fırat imzası ile 17.4.2005 tarihinde yayınlanmış Trabzon İHA kaynaklı birkaç medya haberi okuyalım..
Başlık: Yalçın Küçük,Hasan Tahsin’in düşmana ilk kurşunu atmadığı ve kendisinin İbrani (Yahudi) olduğunu ortaya çıkardı:
“Trabzon Dünya Ticaret Merkezi'ndeki Doğu Karadeniz 1. Kitap ve Kültür Sanat Fuarı'na katılan araştırmacı-yazar Prof. Dr. Yalçın Küçük, okurları ile buluştu. Prof. Dr. Yalçın Küçük, okurlarına hitaben yaptığı söyleşide yakın tarihimizde yer alan birçok olayın gerçek olmadığını ileri sürerek, kurtuluş mücadelesinde ilk kurşunu attığı söylenen Hasan Tahsin'in 'İbrani' olduğunu iddia etti. "Hiçbir ülke tarihinde ve savaş tarihinde ilk kurşun diye bir olay yoktur" diyen Küçük, "Kurtuluş mücadelesinde Hasan Tahsin'in ilk kurşunu attığı doğru değildir. Yaptığım araştırmada Hasan Tahsin'in 'İbrani' olduğunu öğrendim" diye konuştu.
Murat Aydın imzası ile Haber 7com’da 29.4.2005 tarihinde yayınlanan bir başka medya haberi:
Başlık: İlk kurşun İzmir’e atıldı palavrası
Gazi Üniversitesi’nde profesör olan yazar Yalçın Küçük İsyan 2 isimli yeni kitabında gündemin üstüne yerleşiyor. Kitapta şunlar yazılı: “ İlk kurşun İzmir’de atıldı palavrası.. Hep söylerler. İlk Kurşun’u İzmir’de Hasan Tahsin atmıştır. Hayır. İlk Kurşun, İskenderun Dörtyol’da atılmıştır. Ve atılan köy ise Ermenilerin yaşadığı bir köydür. İlk Kurşun’u attığı söylenen kişi olan Hasan Tahsin’in adının ise Osman Nevres olduğunu artık biliyoruz. Nevres ise Yahudidir. Yahudiler ve kripto Yahudiler ise, İlk Kurşun masalını hep kendilerine mal ediyorlar...”
KARA DEDİKODUNUN TERÖRE KATKISI
Yalçın Küçük’ten bu yönde daha bir çok örnekler verebiliriz.. Önce şunu vurgulayalım.. Yalçın Küçük’ün Hasan Tahsin hakkında yıllarca devamlı olarak yazdıkları ve söyledikleri Kara Dedikodu’dur.
Hiçbir bilimsel kritere uymayan, kara dedikodu şeklindeki bu deli saçması iddiaların tarihin çöp tenekesinde yer alacağı şüphesizdir, ancak saf ve meraklı genç beyinlerde oluşturduğu tahribat bilinmelidir.
Hele muhafazakar - sağ radikal kesimin militanlarını bu tür yayınların tahrik ettiği ve tetikçiliğe sevk ettiği unutulmamalıdır. Hatırlayalım, Malatya Tren İstasyonu’nda gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı vuran genç Hüseyin Üzmez ile gazeteci Abdi İpekçi’yi şehit eden genç Mehmet Ali Ağca, bu eylemlerini, gizli Yahudi portrelere (Sabetaycılara) karşı yaptıklarını belirtmişlerdi. Konumuz vahim ve mühimdir
ATATÜRK’E BUNLARI DİYEN,
HASAN TAHSİN’E AZ BİLE HAKARET ETMİŞTİR
Şimdi, devamlı olarak Hasan Tahsin’e, “İşbirlikçi, kuvayı milliye düşmanı, gizli Yahudi” diye hakaret eden Prof. Yalçın Küçük’ün, Atatürk hakkındaki yazdıklarını da okuyalım:
“Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez; Mütareke’de İstanbul’da annesi ile değil Perapalas’ta kalmayı tercih ediyor. Annesinin cenazesine gitmiyor. Latife’yi de sevdiğini gösteren hiçbir işaret yok. Üstelik kendisinin Latife’yi seçtiğini sanmıyorum. İzmir’in komprador burjuvazisi olan Uşakizadeler, İsviçre’de okuyup yaşayan kızlarını Mustafa Kemal’e vererek, Kemal’i burjuvaziye damat alıyorlar.
Mustafa Kemal de hep, “sosyete kadınlarına” yatkınlık sergiliyor. Sofya’da, Şam’da, İstanbul’da hep zengin ve güzel hanımların bulunduğu salonlara girmeye çalışıyor. Bu alanda çok başarısız kalıyor. Kemal, asker yürüyüşü ile dans ediyor. Sevimli olamaz.
Sevgisiz ve acımasızdır. Kendisine İzmir’de suikast düzenlediği iddiası ile yargılanan Maliye Nazırı Cavit Bey’i astırdığı akşam, bir balo düzenlemeye dikkat ediyor.
Mustafa Kemal, geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Korkunç İvan veya Sekizinci Henry’dir. İkincisini Shakespeare yazdı ve birincisini Eisenstein filme aldı. Korkunç İvan, Rus Boyarları yok etti, Mustafa Kemal de beraber yola çıktığı, ya da kendisinden önce yola çıkan tüm liderleri temizledi. Mustafa Kemal’i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film Korkunç İvan’ın başarısız bir kopyası olabilir.
Kemalizm, şiddetle kitlelere kakılmak istenmiştir. Mustafa Kemal’in ufku, 2.Abdülhamit’ten de, Enver Paşa’dan da daha sınırlıdır, yetersizdir. (Emperyalist Türkiye, Başak Yayınları, İstanbul 1992, s.94)
(Yaşar Aksoy’un Notu: 1- Korkunç İvan (1533 – 1584), tarihte kötülüğün vücut bulmuş hali olarak tarif edilen, toplu katliamlar yapan, işkenceci ve vahşi Rus Çarı.
2- Sekizinci Henry (1509 – 1547), Eşlerini idam etmesi ile tanınan, gördüğü her kadına asılan, ırz düşmanı, zalim ve acımasız İngiltere Kralı.)