SEMİ TEKTAŞ/Türkiye ekonomisinde aylardır değişmeyen tablo, enflasyon tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ağustos 2025’ten bu yana yüzde 30-33 bandında sıkışan enflasyon, Merkez Bankası’nın hedefleriyle piyasa gerçekleri arasındaki farkı daha görünür hale getirdi. İlk dört ayda yüzde 14’ü aşan enflasyon karşısında yıl başında açıklanan yüzde 16’lık hedefin büyük ölçüde boşa düştüğüne dikkat çeken ekonomistler, özellikle İran merkezli jeopolitik risklerin, gıda fiyatlarının ve yaklaşan seçim sürecinin enflasyon üzerindeki baskıyı daha da artıracağı görüşünde. Son süreçte ise yüzde 16’lık hedef yüzde 24’e yükseltildi. Ekonomist Ayhan Bülent Toptaş, enflasyonun tek haneye inme konusunda hükümetin samimi olmadığını söyledi.

“Çok büyük bir sapma”

Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 16’dan yüzde 24’e çıkarmasını ‘büyük sapma’ olarak nitelendiren Toptaş, “Şimdi şöyle biraz geçmişe, nereden nereye geldiğimize bakalım. Geçtiğimiz ağustos ayından itibaren enflasyon otuzlu seviyelerde dolaşıyor. Ağustos 2025’ten bu yana enflasyon neredeyse düz bir çizgi halinde ilerliyor diyebiliriz. Otuzun biraz üstünde, otuz ile otuz üç arasında gidip geliyor. “Enflasyon görünümü” deniyor ya, bu görünüm aylardır değişmiyor. Neredeyse dokuz aydır otuzlu rakamları konuşuyoruz. Elimizdeki temel verilerden biri bu. Şimdi ne görüyoruz? Yılbaşı’nda enflasyon hedefi yüzde 16 olarak açıklandı. Ancak nisan ayı sonu itibarıyla ilk dört aylık enflasyon yüzde 14’ü geçti. Yani yılın yarısı bile dolmadan yüzde 14’ü aşmış durumdayız. Muhtemelen mayıs ayı enflasyonuyla birlikte bu ilk hedefe tamamen ulaşılmış olacak. Yani artık “yıl sonunda ucu ucuna tutar mı?” tartışmasını bile geçtik. Yılın yarısı gelmeden hedefe ulaşmış olacağız. Bu çok büyük bir sapma. Enflasyon tahminine baktığımız zaman da 2026 hedefinin yüzde 26’ya, 2027 hedefinin ise yüzde 15’e çekildiğini görüyoruz. Bunlar ciddi sapmalar” diye konuştu.

İslam Memiş'ten yatırımcılara mayıs sonu uyarısı
İslam Memiş'ten yatırımcılara mayıs sonu uyarısı
İçeriği Görüntüle

“Yeterince arzulanmıyor”

8 puanlık sapmayı enflasyon ile yeterince mücadele edilmediğini ifade eden Toptaş, “Bu iş yeterince arzulanmıyor. Dünyada bize göre sosyal ve ekonomik olarak daha geri durumda olan ülkeler bile enflasyonu yüzde 3-5 seviyelerinde tutabiliyor. Savaş halinde olan ülkelerin bile bizim kadar yüksek enflasyonu yok. Ben burada ciddi bir samimiyet sorunu olduğunu düşünüyorum. Bazı tedbirler alınmış gibi görünüyor ama bunların büyük kısmı görüntüden ibaret kalıyor. Çünkü bu seviyedeki bir enflasyonla mücadele etmek için gerçekten frene basmanız gerekir. Frene bastığınızda da arabanın içindekiler sarsılır. Ekonomide de aynı şey olur. İnsanların konforu bozulur, piyasada sıkışma yaşanır, siyasi maliyet ortaya çıkar. Bunu yapmak istemiyorlar. Çünkü bunun politik sonuçları var, sosyal sonuçları var. İnsanlar bundan kaçınıyor. Merkez Bankası yönetimi de bunu bir şekilde kabul etmiş görünüyor” diye konuştu.

“Savaş uzadıkça ekonomi olumsuz etkilenmeye devam edecek”

Ortadoğu’daki gerilimin ülke ekonomisini etkilediğini söyleyen Toptaş, “Şimdi Merkez Bankası Başkanı’nın konuşmalarına baktığımızda İran Savaşı’nın etkilerinin öne çıkarıldığını görüyoruz. Yani savaşın ekonomik etkilerinin belirleyici olacağı söyleniyor. Bu ne demektir? Bu savaş uzadıkça biz bunun olumsuz etkilerini görmeye devam edeceğiz demektir. Zaten elimizdeki en büyük sorunlardan biri gıda enflasyonu. İran’daki gelişmeler de bu baskıyı daha da artırabilir. Çünkü gübre üretiminde kullanılan hammaddelerin ithalatı belirli ticaret yolları üzerinden gerçekleşiyor. İran’daki savaş ortamı bu ticaret hatlarında sıkışıklık yaratıyor. Bu da gübre fiyatlarını artıracak. Belki bu yıl değil ama önümüzdeki yıl gıda enflasyonu üzerinde yeniden büyük bir baskı oluşturacak” değerlendirmesinde bulundu.

Çarşı-pazarda ne olacak?

“Peki bu durum çarşıya pazara nasıl yansıyacak?” sorusuna cevap veren Toptaş, “Siz yıl başında yüzde 16 hedef koyup daha dördüncü ayda yüzde 24’lerden söz etmeye başlarsanız, bu fiyatlama davranışlarını da bozarsınız. Çünkü insanlar artık “Nasıl olsa enflasyon yüzde 16 olacak” diye düşünmüyor. Oysa inandırıcı bir Merkez Bankası piyasaya şu mesajı verir: “Benim hedefim yüzde 16. Sen fiyatını yüzde 30 artırırsan o ürünü satamazsın. Çünkü piyasada o kadar para olmayacak.” Merkez Bankası hedefi bunun için koyar. Piyasayı yönlendirmek için koyar. Ama bugün insanlar yüzde 30 zam yapıyor, yüzde 40 zam yapıyor ve satabiliyor. Siz hâlâ yüzde 16 hedefinden bahsediyorsunuz. İşte burada büyük bir inandırıcılık problemi ortaya çıkıyor. Merkez Bankası’nın kredibilitesi son derece önemlidir. Eğer insanlar sizin hedeflerinize inanmıyorsa, o hedeflerin piyasada hiçbir karşılığı kalmaz” şeklinde konuştu.

“Enflasyon treni kaçtı”

Mehmet Şimşek’in ekonomi politikasının bir noktaya gelmiş olması gerektiğini söyleyen Toptaş, “Şu anki tabloya baktığımızda Merkez Bankası yönetimi mevcut faiz seviyesini yeterli görüyor. Politika faizi yüzde 37 seviyesinde ama fiili uygulamada bankalara yaklaşık yüzde 40 maliyet oluşuyor. Başkanın verdiği mesaj şu: “Şu an bulunduğumuz noktadan memnunuz.” Ancak gerekirse yeniden değerlendirme yapılabileceğini de söylüyorlar. Fakat şöyle bir gerçek var; biz yaklaşık üç yıldır Mehmet Şimşek’in ekonomi politikalarını uyguluyoruz. Bu kadar süre sonunda enflasyonun çok daha farklı bir noktaya gelmiş olması gerekirdi. Ben artık birçok kişinin “enflasyon treninin kaçtığını” düşündüğünü görüyorum. Çünkü Türkiye yavaş yavaş seçim sürecine giriyor. Seçim dönemlerinde de klasik olarak “O ne veriyorsa ben iki katını veriyorum” anlayışı öne çıkıyor. Ekonomik dengeler, bütçe disiplini, mali kurallar ikinci plana itiliyor. Bu nedenle yavaş yavaş yeniden genişleme dönemine giriyoruz. Üstelik İran Savaşı’nın sadece kısa vadeli değil, orta vadeli etkilerini de yaşayacağız. Bugün savaş bitse bile bunun ekonomik etkileri iki-üç yıl boyunca hissedilecek” ifadelerini kullandı.

“Enflasyon hedefini düşük tutup maaşları ona göre belirliyorsunuz”

Toptaş, “Bir başka problem de şu: Siz enflasyon hedefini düşük tutup maaş artışlarını da buna göre belirliyorsunuz. Emeklilere, ücretlilere verilen zamlar bu hedeflere göre şekilleniyor. “Enflasyon hedefi yüzde 16” diyerek maaşları ona göre artırıyorsunuz. Ama gerçek hayatta insanlar markete gittiğinde bambaşka fiyatlarla karşılaşıyor. Özellikle gıda fiyatları artık insanların gözüne batıyor. Markette, manavda, alışveriş merkezlerinde bazı fiyatlara bakınca insanlar gerçekten şaşırıyor. “Bu nasıl fiyat?” diyorlar. Bu nedenle dar gelirli kesim çok daha ağır bir baskı altında kalacak. Bana göre bu enflasyon raporuyla birlikte artık “enflasyonla mücadele” söylemi de ciddi anlamda zayıflamış durumda. Şimdi yüzde 24 hedefinden söz ediliyor ama yüzde 28 çıkarsa ne olacak? Zaten piyasadaki genel beklenti yüzde 28-30 bandında” değerlendirmesinde bulundu.

“Bence yüzde 28 bandını bulacak”

Toptaş, “Önümüzde yaklaşık altı buçuk aylık bir dönem daha var. Ben yıl sonunda yüzde 24 seviyesine ulaşabileceğimizi düşünmüyorum. Muhtemelen yüzde 28 civarında bir yerde kapanış göreceğiz. Zaten yüzde 16’dan yüzde 28’e çıkmak bile başlı başına çok büyük bir başarısızlık göstergesi. Muhtemelen “Bir anda iki katına çıkarmayalım, daha makul gösterelim” diye düşünüyorlar. Ama o hedefi koyanların bile gerçekten buna inandığını sanmıyorum. Bir de şöyle düşünün; bugün yüzde 24 dediğiniz enflasyon oranı, dünyadaki birçok ülkenin yıllık toplam enflasyonunun kat kat üstünde” dedi.

“Bir sonraki seçime kadar enflasyon tek haneye düşmez”

“Türkiye yeniden tek haneli enflasyona düşebilir mi?” sorusuna cevap veren Toptaş, “Benim görüşüm, bir sonraki seçimden önce bunun mümkün olmadığı yönünde. Çünkü tek haneli enflasyon ciddi fedakârlık ister. Burada politikacı ile devlet adamı arasındaki fark ortaya çıkar. “Ben bu tedbirleri alacağım ama bunun siyasi bedelini de göze alıyorum” diyebilmeniz gerekir. 2001 krizinden sonra uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nı hatırlayın. Kemal Derviş’in hazırladığı o program çok kapsamlıydı. Sadece ekonomi değil; Merkez Bankası bağımsızlığı, ihale yasası, Avrupa Birliği standartları gibi birçok alanı kapsıyordu. Sonuçta enflasyon tek haneye düştü ama dönemin siyasi aktörleri de büyük ölçüde tasfiye oldu. Ecevit hükümeti ciddi siyasi bedel ödedi. Yani bazen ekonomiyi düzeltmek için siyasi olarak kaybetmeyi göze almanız gerekir. Bugün böyle bir fedakârlık iradesi görünmüyor. Bu nedenle tabloyu çok iç açıcı görmüyorum. İnsanların kendi ekonomik direksiyonlarını sıkı tutmaları gereken bir dönemdeyiz. Çünkü sadece para dağıtarak çözüm üretilemez. “Şuna para vereceğiz, buna destek vereceğiz” anlayışıyla ekonomi düzelmez. Verimlilik artmalı, liyakat güçlenmeli, üretim desteklenmeli. Örneğin tarımda ciddi bir verimlilik sorunu var. Köylerde genç çiftçi kalmadı. İnsanlar üretimden kopuyor. Bugün Anadolu’da birçok yerde 60-65 yaşındaki insanlar hâlâ traktörün başında. Çocukları ise şehirlere gitmiş durumda. Tarım politikası konusunda da ciddi eksikler var. İnsanların artık bu tabloya alışması da ayrıca tehlikeli. Çünkü yüksek enflasyon zamanla normalleşiyor ve toplum bunu kanıksamaya başlıyor. Bu da ekonomideki bozulmayı daha kalıcı hale getiriyor” diyerek sözlerini tamamladı.

Muhabir: SEMİ TEKTAŞ