2025 yazı ülkemiz adına ormanlarımızın cayır cayır yandığı yıl olarak hatırlanacak. Uydu verilerine göre şu ana kadar yazın çıkan orman yangınlarında 80.000 hektar civarında ormanımız yandı. Felaketin büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için şöyle de diyebiliriz; 110 binin üzerinde standart futbol sahası büyüklüğünde alanımız kül oldu gitti.

Yangınları söndürmeye çalışırken 17 vatandaşımızı kaybettik.

Bu ormanlarda yaşayan binlerce hayvan yaşamını yitirdi; bir kısmı ise canını yangından zor kurtardı.

Yangınlardan sonra STK’ların önemli bir çağrısı vardı: Bari yangınlardan kurtulan yaban hayvanlarını bu sezon koruma altına alalım ve avcılığı yasaklayalım.

Tarım ve Orman Bakanlığı da Türkiye genelinde olmasa da en azından yangından etkilenen alanlarda 2025-2026 döneminde avcılığı yasakladı.

*

Yeterli olmasa da önemli bir karardı.

Ama avcılar yüzsüzce, utanmadan bu karara karşı ses yükseltti. Bursa’da bir grup avcı, av yasağını protesto ederek kararın değişmesini istedi.

Bu kadarına da pes doğrusu!

Avcılık konusunda fikrim net: Avcılık spor değil cinayettir! Avcılık yaşam hakkını direkt olarak ihmal eden, ilkel, saçma, gereksiz, vahşi bir eylemdir ve tüm dünyada yasaklanmalıdır.

Avcılığı elle tutulmaz bazı gerekçelerle savunmaya kalkanlara da en ufak saygım yok. Kimse kusura bakmasın!

Doğa zaten kendi içinde kendi seleksiyonunu yapıyor. Doğada hayvanların denge ve ahenk içinde yaşaması için tek gereken şey; insan müdahalesinin olmaması. Et yemek isteyen de gider marketten, kasaptan alır yer.

21. yüzyılda avcılık savunulacak bir şey değildir. Bir de üstüne zaten binlerce hayvanın orman yangınlarında öldüğü ve yaban hayvanı nüfusunun azaldığı bir ortamda kalkmışlar avcılık yasağına karşı çıkıyorlar. Akıl alır gibi değil.

Yaşam hakkına zerre saygısı olmayan bu kafayı anlayabilmek, bu kafayla ortak bir noktada buluşabilmek mümkün mü?

*

Öte yandan ülkemizde avcılığın para karşılığı, izinle, yasal olarak yapılabiliyor olması kabul edilemez. Zaten Türkiye doğal zenginliklerini bir bir yitiriyor. Ormansızlaşmadan su kaynaklarının azalmasına kadar doğal varlıklarımız tehdit altında. Bir de avcılığa izin vererek yaban hayvanlarımızın neslinin daha hızlı tükenmesine çanak tutuluyor.

Yaban hayvanlarının yaşam hakları da Anayasa ile güvence altına alınmalı; avcılık artık yasaklanmalıdır.

Candostlar Kotugunler Dunyadanbihaber (1)

Kötü günler onun için geride kaldı

Aydın Karpuzlu’da sahibinin ayağından bağlı şekilde günlerce dışarıda bıraktığı eşeğin görüntüleri sosyal medyada hayvan severleri ayağa kaldırdı.

İpin ayağına dolanması sonucu, bacağı kopma noktasına kadar zarar gören ve durumu günler sonra fark edilen eşeğin sahibi hayvanı sokağa terk etti.

Karpuzlu Belediyesi kontrolünde eşeğe ilk müdahale Aydın Adnan Menderes ÜniversitesiVeterinerlik Fakültesi’nde yapıldı. Kötü şartlarda bakılan, bunun sonucunda yaralandığı için de terk edilen zavallı eşeğe Hayvan Hakları Federasyonu - HAYTAP sahip çıktı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntü ve haberler sonrası harekete geçen HAYTAP eşeğikoruma altına aldı. Müjdeyi sosyal medya hesabından paylaşan Federasyon “Belediyenin nakil desteğiyle, kalan tedavilerini HAYTAP Bergama Emekli Hayvanlar Çiftliği’nde sürdüreceğiz ve onun kalan hayatını sömürülmeden mutlu şekilde yaşamasını sağlayacağız.Kötü günler onun için geride kaldı” ifadelerini kullandı.

Candostlar W W F G O L L E R Bizimgezegen

WWF’den “göllerimiz çöl olmasın” çağrısı

Türkiye Tabiatını Koruma Derneği’nin (TTKD) 2021 yılında paylaştığı verilere göre son 60 yılda Türkiye’deki doğal göllerin 240’ından 186’sı tamamen kurudu; geriye kalan göller ise kirlilik ve kuraklık tehdidi altında. Aradan geçen 4 yılda ise kuraklık daha da arttı.

Birleşmiş Milletler tarafından göllerin korunmasının önemine dikkat çekmek amacıyla kutlanan 27 Ağustos Dünya Göl Günü’nde WWF Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ülkemizdeki duruma dikkat çekti.

WWF Türkiye sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada şu önemli verileri paylaştı: “Avrupa ve Orta Doğu arasında ekolojik köprü olan ülkemizde sulak alanlar hızla kuruyor. Barajlar boşalıyor, göller ve bataklıklar kayboluyor, birçok şehirde su kesintileri yaşanıyor. İklim krizi ve aşırı su tüketimi, özellikle Batı Akdeniz ve Konya Kapalı Havzası’ndaki gölleri küçültüyor.

Sulak alanlar; biyoçeşitlilik, su döngüsü, taşkın kontrolü ve karbon depolama açısından hayati öneme sahip. Fakat aşırı su kullanımı, verimsiz sulama, kurutma ve kirlilik nedeniyle yok oluyor. Türkiye’de suyun %77’si tarımda tüketiliyor, büyük kısmı boşa gidiyor.

Bafa Gölü, 100 binden fazla kişinin geçim kaynağı ve nesli tehlike altındaki Avrupa yılan balığı için kritik bir yaşam alanı. Ancak göl, su seviyesinin azalması ve kirlilik baskısı altında.

Türkiye’nin tarımsal sulama altyapısını hızla modernleştirmesi gerekiyor. Bu adım, hem tarımsal verimliliği artırmak hem de göllerin yaşaması için kritik. Sulama için kullanılan suyun bir kısmının göllere “can suyu” olarak bırakılması, ekosistemlerin devamı açısından şart.

Doğamızın nabzı sulak alanlar kuruyorsa, doğa alarm veriyor demektir. Kuruyan değil, yeniden canlanan göllerin hikâyesini yazmak için çalışıyoruz.”

Candostlar Kulagimizakupe (1)

KULAĞIMIZA KÜPE OLSUN

"Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık."

— Kızılderili Atasözü