Cannes’dan söz açmıştık son yazımızda. Yalnızca Avrupa’nın değil, dünyanın en önemli sinema kentlerinden biri olan Cannes’dan… Bu küçük taşra kenti, her yıl on binlerce sinema profesyoneline ev sahipliği yapıyor. Yalnızca profesyoneller değil Cannes’a akın edenler (yaklaşık 40 bin kişiden söz ediyoruz). Mayıs ayında Cannes’a gelen turist sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Bir festivalin, bir kenti nasıl dönüştürebileceğinin bundan daha iyi bir örneği olabilir mi?
Elbette, yalnızca sinemaya dayanmıyor kentin ekonomisi. Tüm sanat dalları, Cannes’ın görkemli Festival Sarayı’nda kendisine yer buluyor. Dünyanın en önemli TV pazarlarından biri de bu kentte kuruluyor. Film Festivali’nin ‘Pazar’ (Film Market) bölümünde binlerce film görücüye çıkıyor. Film Pazarı, Festival Sarayı’nın alt katından, Sarayın hemen yanı başındaki ‘Uluslararası Köy’e (International Village) uzanıyor. Pazar’a katılan yüzün üzerindeki ülkeden 58’inin ‘Uluslararası Köy’de ‘stand’ları var. Türkiye de onlardan biri…
Giderleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca karşılanan, yönetimi - siyasi iktidara yakınlığı ile bilinen - Boğaziçi Sinema Derneği’ne bırakılan standımızda, içki ikramı yoktu bu yıl; dergilere reklam vermekten de kaçınılmıştı. Oysa, önceki yıllarda festival yöneticileri, alıcılar, eleştirmenler akşamları Türkiye standına uğrayıp -sponsorlar tarafından sağlanan- rakılarını yudumlayarak, sinemacılarımızla sohbet etme imkanını buluyordu. Bu kez Bakanlık uygun bulmamıştı içki ikramını.
Boğaziçi Sinema Derneği’ni, düzenledikleri Boğaziçi Film Festivali’nden ve İstanbul’da açtıkları ‘Medya Akademisi’nden bileceksiniz... Anlayacağınız, siyasal iktidarın ‘Yürü Ya Kulum’ dediği kurumlardan biri bu dernek. Stand’da dağıtılan “Turkish Cinema 2018” broşürlerini de onlar hazırlamış. 43 film ile 35 proje (çekim aşamasında olan film) var, kurmaca yapımların (feature films) yer aldığı broşürde. Oysa, 150’ye yakın film yapıldığını biliyoruz bu yıl. Hangi ölçütle seçildi bu filmler diye sorduğumda, dernek - ve stand- yöneticisinden şöyle bir yanıt alıyorum: “Biz herkesten bilgilerini göndermeklerini istedik, göndermeyenleri koymadık”. Yeni projeleri Bakanlıkça desteklenmeye değer bulunmayan ödüllü yönetmenlerimiz Tolga Karaçelik ve Emin Alper ‘in Bakanlığın broşüründe yer almayı istememiş olmalı şaşırtıcı değil. Sorun, bu seçkinin düzenlenme biçiminde yatıyor. Ya, pek çok ülkenin yaptığı gibi, yılın tüm yapımlarını ve projelerini bir arada sunacaksınız, ya da sinema yazarlarının (SİYAD’ın) seçtiği ‘yılın en iyi filmleri’ne yer vereceksiniz broşürde.
‘Film Pazar’ında gösterilen filmlerin seçiminde de durum farksız . Önceki yıllarda, daha hakkaniyetli bir uygulama yapılıyor, yılın önemli filmlerinin Cannes’a gönderilme giderleri ve gösterim ücreti Bakanlıkça karşılanıyordu (Bakanlık Danışmanı olarak çalıştığım yıllarda başlatmıştık bu uygulamayı). Bazı yıllarda ise, Bakanlık hiçbir filme katkı vermiyor, giderler yapımcılarca karşılanıyordu. Bu yıl, keyfi bir tutumla iki filmin giderleri Bakanlıkça karşılanmış. Hangileri bunlar, derseniz: “What a Crush!” adıyla sunulan “Ailecek Şaşkınız” ve “Discoverer of New Worlds” (yapımcısı, Bakanlığın Destek Komisyonu üyesi olan bir animasyon). Şaşırmadık tabi ki… Ama, üzülmemek elde değildi. Standımızda, Nuri Bilge Ceylan’ın yarışmaya seçilen “Ahlat Ağacı” filminin afişlerine yer verilmişti, buna da şükür (Bu vesile ile, filmin gösterimde olduğunu hatırlatalım. Yılın en önemli filmini beyaz perdede izlemeyi ihmal etmeyin derim).
Festivalin “Atölye” bölümüne seçilerek, uluslararası yapımcıların ilgisine sunulan Aslı Özge’nin yeni projesi “Black Box” ve ‘Short Film Corner’da dünya kısa film alıcılarının dikkatine sunulan Türkiye yapımı 48 kısa film ise kendi çabaları ile festivalde varlık gösteriyordu. Bu filmlerin bir bölümünün Kısa Kes Film Festivali’nin seçkisi olarak sunulduğunun altını çizelim.
Dünyanın en önemli film festivalini yaratmanın sırrı, sanatın özgürlüğüne ve özerkliğine saygı duyan tutarlı bir kültür politikasında yatmaktaydı hiç kuşkusuz. Belki biz de, günün birinde (belki de çok yakında!) bu sırra erişiriz.