Devletler ve uluslar var oluşları sürecinde birçok olumlu, olumsuz olaylarla karşılaşırlar. Bunların bir kısmı sel, yangın, deprem gibi doğal afetler, kimisi de insanların kendi uygulamaları ile oluşan olaylardır.
Doğal afetleri önlemek için tarih boyunca çeşitli yöntemler denenmiş ve geliştirilmiştir. Sel ve tsunami gibi olaylara karşı bentler, barajlar yapılmış, göl ve deniz kıyıları tahkim edilmiş, suyun akış yönünü değiştirmek için arazi değişiklikleri yapılmıştır.

Depreme karşı erken uyarı sistemlerinin yanı sıra yerleşim birimleri güçlendirilmiş, kullanılan malzemeler değiştirilmiş, insanların sağ kalabilmeleri için ne yapmaları gerektiği öğretilmeye çalışılmış ve hala çalışılmaktadır. Yangınlara karşı dönemin en etkin araç, gereçleri kullanılmış, insanların buna neden olmaması için tonlarca laf edilmiştir. Tüm bunlara karşın doğa olaylarının verdiği zararlar ortadan kalkmamıştır.
***

Bunların yanı sıra bir de insan eliyle yapılan yıkımlar vardır. Savaşlar, göçler, ekonomik krizler, insanlarım yaşamlarını ve var oluşlarını sürdürebilmeleri açısından doğal afetler gibi etkili olmuştur.

İnsanlık, bunlara karşı aldığı önlemlerle, yeni yöntem ve buluşlarla varlığını korumuştur. Bunu başaramayan ulus ve devletler tarih sahnesinden silinme sürecine girmişlerdir. Bu konularda başarı çizgisinin temelinde sosyal yapı ve dayanışma yatar. Asırlardır birlikte yaşayarak oluşturulan sosyal yapının bozulmasının ise onarımı hemen hemen olanaksızdır. İç ve dış etkenlere karşı bu yapının korunamaması halinde ulusların varlıklarını sürdürmesi olanaksızdır. Onun için “Sosyal Çöküş”e meydan vermemek gerekir.