Her yangın korkuyu, acıyı, şaşkınlığı, telaşı, kederi içinde barındırır. Yakıcıdır, yıkıcıdır yangınlar. İzi uzun sürer. Yaşamın her alanında duyumsatır kendini.

Ormanlar, evler, eşyalar yanarken duyduğumuz acıyı açıklamak olası mı? En çok da insanların, canlıların yanışını görmek, tanıklık etmek bir başka vurur kişiyi.

Uzun uzun yangınları anlatacak değilim elbette. Bildiğimiz şeyleri yinelemek gibi…

Önümüz Temmuz… Güneşin, kavurucu sıcağın, terin, tuzun harman olduğu yangın yeri gibidir. Ben de yazmıştım Kemeraltı’na sabah sabah adım attığım eski bir Temmuz gününü. Terler nehir olup akmıştı sırtımdan… Unutamam o günü. Şiirime de girmişti o anlar…

Temmuz, Hasan Hüseyin Korkamazgil’in “Temmuz Bildirisi” kitabını, şiirlerini de anımsatır. Yine Hasan Hüseyin’in “Bir Oğlum Olacak Adı Temmuz” şiirinin de adresidir:

bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutup şafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuz bucaksız

***

Haziran, sıkıntısı, derdi, yükü, yoksulluğu, mutsuzluğu ile yerini Temmuz’a devrederken, 2 Temmuz 2022’ye yönelirken, 29 yıldır acısı, kederi yeniden alevlenen Sivas Madımak Oteli yangınını duyumsamamak, anmamak olanaksız.

Kuşkusuz Madımak Yangınına ilişkin bugüne dek çok yazı, şiir, roman yazıldı; toplantılar düzenlendi, anmalar yapıldı, kitaplar yayımlandı. Bundan sonra da yazılacak elbette.

Şiirin, yazının, konuşmanın ustası Bilsen Başaran da o büyük yangını, yakılanları şair ve insan duyarlığıyla araştırıp belgeleriyle kitaplaştırdı. (*)

“Bu kitabı yazmaktaki tek amacım, kinden uzak bir yürekle zalimlerin yüreğine dokunmak! İnsanlığın yüreğindeki acıyı belleklerde hep diri tutarak insanlaşmaya yardımcı olabilmek. Çağlar devrilse de alevlerin üstüne, zamanın belleği alevlere yenik düşse de sevginin belleği hep gerçeği haykırsın” sözlerine katılmamak olası değil.

Bilsen Başaran, tanık ve sanık anlatımlarıyla başlıyor kitabına. Olayların gelişmesini, polis telsizindeki kayıtları, yaşamını yitirenleri, kurtulanları anlatıyor.

Aziz Nesin, Zeki Büyüktanır, Aydoğan Yavaşlı, Hidayet Karakuş, Lütfiye Aydın, Cafer Can Aydın, Arif Sağ, Lütfi Kaleli ağzından yaşananları okurken ürperiyorum, yüreğim yanıyor!

Bilsen Başaran’ın şu sözlerinin de altını çizdim; paylaşmadan geçemem: “Madımak Oteli'nde 35 can, 35 insan; umutlarıyla, gelecek sevinçleriyle, yaşadıkları günün heyecanıyla, arkalarında bıraktıkları sevdiklerinin aşklarıyla, kucaklarındaki bağlamaları ve türküleriyle, kitaplarıyla, yüreklerindeki, dillerindeki semahları, şiirleri, demeleri, deyişleri, cümleleri, haykırışları, sesleri ve sessizlikleriyle YAKILARAK ÖLDÜRÜLDÜLER!”

TAHSİN SARAÇ’I ANARKEN…

Aydınlanmanın, devrimci duruşun şairi Tahsin Saraç’ı 29 Haziran 1989’da yitirdik. Yaşama sevinci, sevgi, özgürlük, kardeşlik, ölüm, çağın acıları, kavga, şiirlerinin belirgin izlekleridir. Türkçe sözcükleri kullanmaktaki özeni, ustalığı, imge varsıllığı, kurgusuyla şiirimizde sağlam bir yeri vardır Saraç’ın.

Adı unutulanlardan bu önemli, değerli şairimizi ölümünün 33. yılında saygıyla anarken, “Ana Öğüdü” şiirini paylaşalım istiyorum:

Çiçekleri ezme yavrum / Çiçekler bir yüreğe benzer / Çiçek ezen, insan ezer.
Sakın sen kuş vurma yavrum / En engin bir kardeşlikte / Uçar kuşlar gökyüzünde.
Tüfekle oynama yavrum / Şakacığı bile çirkin / Bir canlıyı öldürmenin.
Gel bir çiçek ol sen yavrum / Kendi ülkenin renginde / Şu yeryüzü demetinde.

(*) YAK! YAK! YAK!, Araştırma-Belge, Bilsen Başaran, Haziran 2021, Ozan Y., 320 sayfa.