Geleneksel psikiyatride depresyon teşhisi, büyük ölçüde hastanın klinik görüşmelerdeki anlatımlarına ve belirti listelerine dayanıyor. Ancak bilim dünyası, bu süreci daha nesnel ve ölçülebilir bir zemine oturtmak için uzun süredir biyolojik belirteçlerin (biyobelirteç) peşindeydi. The Journals of Gerontology’de yayımlanan yeni bir çalışma, bağışıklık sistemimizdeki hücrelerin "yaşlanma hızının" depresyonun şifrelerini taşıyor olabileceğini ortaya koydu.

Monosit hücreleri ve "Epigenetik Saat" yöntemi

Araştırmanın odak noktasında, vücudun savunma sisteminde kritik rol oynayan monosit adlı bağışıklık hücreleri yer alıyor. Bilim insanları, bu hücrelerin biyolojik yaşını ölçmek için MonoDNAmAge adı verilen bir "epigenetik saat" yöntemi kullandılar.

Bu yöntem, hücrenin takvim yaşından ziyade, DNA üzerindeki kimyasal değişimleri (metilasyon izleri) inceleyerek hücrenin biyolojik olarak ne kadar yıprandığını ölçüyor. Araştırma sonucunda, monositleri takvim yaşından daha hızlı yaşlanan bireylerde, depresyonun belirli semptomlarının çok daha belirgin olduğu saptandı.

Umutsuzluk ve anhedoni kanda görünüyor

Çalışmanın en dikkat çekici bulgusu, hücresel yaşlanma ile depresyonun her belirtisi arasında değil, özellikle fiziksel olmayan (bilişsel) belirtiler arasında güçlü bir ilişki bulunması oldu:

İlginç bir şekilde; uyku bozuklukları, iştah kaybı veya yorgunluk gibi bedensel belirtilerle monosit yaşlanması arasında aynı düzeyde bir bağ bulunamadı. Bu durum, biyolojik yaşlanmanın doğrudan ruh hali ve bilişsel süreçlerle etkileşime girdiğini gösteriyor.

HIV ile yaşayan kadınlar için nesnel teşhis umudu

Araştırma, HIV ile yaşayan kadınlar gibi yüksek riskli gruplar için hayati bir önem taşıyor. HIV pozitif bireylerde görülen yorgunluk ve halsizlik gibi belirtiler, çoğu zaman depresyonla değil, hastalığın fiziksel etkisiyle karıştırılabiliyor. Yeni bulgular sayesinde, fiziksel belirtilerin gölgesinde kalan "ruhsal çöküş", kan tahlillerindeki hücresel verilerle nesnel olarak ayırt edilebilecek.

"Hassas ruh sağlığı hizmeti" hedefi

Bilim insanları, bu gelişmenin henüz her laboratuvarda uygulanabilecek bir "depresyon testi" olmadığı konusunda uyarıyor. Ancak bu çalışma, ruh sağlığı tanısında "hassas tıp" (precision medicine) dönemine geçişin en güçlü kanıtlarından biri olarak kabul ediliyor.

Araştırmacılardan Nicole Beaulieu Perez, bu biyobelirteçlerin gelecekte tedavi süreçlerini kişiselleştirmek ve hastalığı klinik olarak patlak vermeden önce hücresel düzeyde yakalamak için kullanılabileceğini vurguluyor. Depresyonun sadece "zihinsel" değil, aynı zamanda "hücresel" bir süreç olduğunun kanıtlanması, tedavi yöntemlerinde de devrim yaratabilir.

Kaynak: HABER MERKEZİ