banner112

Mutlu olmak öğrenilebilir mi?

Mutluluk öğrenilebilir mi? Hayal kurarak mı yoksa hedef koyarak mı mutlu oluruz? Mutluluk genetik midir? Heyecan duymak, sevinmek, neşelenmek mutluluk mudur? 'Mutluluk Kulübü' , 'Mutluluk İle İlişkisi Var' ve 'Mutluluk Kulübü / Gelişim' kitaplarının yazarı Müge Çevik ile mutluluk üzerine konuştuk.

Mutlu olmak öğrenilebilir mi?

Röportaj/ SİNAN KESKİN

“2011’den bu yana mutluluğu öğreniyorum, öğrendikçe anlatıyor ve yazıyorum” diyor, 'Mutluluk Kulübü' , 'Mutluluk İle İlişkisi Var' ve 'Mutluluk Kulübü Gelişim' kitaplarının yazarı Müge Çevik. Yazar, konuşmacı, koç ve danışman kimliklerinin yanı sıra girişimci şapkası da taşıyan Müge Çevik, mutluluğu şöyle anlatıyor; “Benim mutluluk tanımım, en genel geçer hali ile insanın dünyayı ve yaşamı karşılama şekillerinden biri. Bir duygu olmaktan çok, duygu durumu. Bu nedenle de bir kısmı genetik, ama en az bir o kadar kısmı da öğrenilebilen bir duygu, düşünce seti toplamı.”

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki mutlu olmak birçok insan için uzak bir hayal gibi. Ama Müge Çevik bu duruma farklı bir bakış açısı getiriyor. “Aslında mutluluk sadece iyi şeyler olduğunda değil, başımıza kötü, olumsuz, sevmediğimiz şeyler geldiğinde de toparlanabilme gücü, tekrar kaldığımız yerden mutluluk seviyesini yakalayabilme gücü ve ne yaşarsak yaşayalım yılmazlığımızı kaybetmeme gücüdür” diyen Müge Çevik ile mutluluğu konuştuk.

Öncelikle kısaca sizi tanıyabilir miyiz? Müge Çevik kimdir? Ve sizin için mutluluk nedir?

Kurumsal dünyadan gelen, koçluk metodolojisi ekseninde odağına insanı koyarak bireysel ve kurumsal gelişimde yol arkadaşlığı yapan mutluluğu iş edinmiş bir öğrencidir diye tanımlayabilirim. 2011’den bu yana mutluluğu öğreniyorum, öğrendikçe anlatıyor ve yazıyorum. 'Mutluluk Kulübü' , 'Mutluluk İle İlişkisi Var' ve 'Mutluluk Kulübü Gelişim' adında üç kitabım var.

Yazar, konuşmacı, koç ve danışman kimliklerimin yanı sıra, satış kökenli olduğum için ayrıca girişimci şapkası da taşıyorum.

Benim mutluluk tanımım, en genel geçer hali ile insanın dünyayı ve yaşamı karşılama şekillerinden biri. Bir duygu olmaktan çok, duygu durumu. Bu nedenle de bir kısmı genetik, ama en az bir o kadar kısmı da öğrenilebilen bir duygu, düşünce seti toplamı.

Bir kez öğrenildi mi zorluklar karşısında yıkılmamayı, hızla toparlamayı, hayatın içinde olan bitene anlam vermeyi mümkün kılan bir beceri. İçinde olgunluk, duygusal yılmazlık, kişisel liderlik, bilinç boyutunda büyümeyi de barındıran çok geniş bir kavram. Öğrenilmesi gereken adımları olan bir yolculuk.

Mutluluk sizin için neden bu kadar önemli?

Mutluluk, mutlu olmak evet önemli ama hep iyi duygular üretebilmek, hep iyi durumda kalmak, hep başımıza iyi şeyler gelsin diye önemli değil. Yaşamın içinde başımıza olumsuz şeyler gelebileceğini kabul edebilmek ve bu durumlarla karşılaştığımızda yıkılmamak, acı bir şey yaşadıysak oralarda uzun süre kalmamak, hızla toparlanabilmek ve benzer acılar yaşayan etrafımızdaki kişilere ilham olabilmek için önemli. Yaşamda doygun ilişkiler kurabilmek, fiziksel olarak daha sağlıklı olabilmek, aldığımız her nefesin tadına derinlemesine varabilmek, yaşamdaki acının da yaşamın bir parçası olduğunu kabul edebilmek ve daha fazla olumlu duygularda kalabilmek için önemli.

Formülü var mı?

Muhtemelen size en çok sorulan soru ile başlayalım, mutluluğun bir formülü var mı?

Çok isterdim mutluluğun kesin ve net formülünü tanımlayabilmeyi. Bunca yıllık deneyimle ve öğrendiklerimle bir formül söyleyebilirim ama bu kişiye, duruma, yaşamın getirdiklerine göre kişinin yeniden şekillendirmesi gereken bir formül olacaktır. İlk adım bir mutsuzluk, bir sıkıntı, bir rahatsızlıktan hareket etmek, sonra bunu bir şey ile değiştirmeye yani kendi içinde bir şeyle değiştirmeye niyet etmek, bu niyetin peşine rıza ve irade koymak, iradeyi umutla beslemek, sonra da eyleme geçmek. Bu formüldeki en temel çıkış noktası, önce yaşadığın sıkıntıya sahip çıkmak, o sıkıntının içindeki öğrenmeleri cebine koymaktır. Aslında bu bir gelişim formülüdür. Kendini geliştirme, yaşamın getirdiklerini değil onları ele alış şeklini ve bakış açısını değiştirme yolculuğudur. Dolayısıyla, bir mutsuzlukla, sıkıntıyla, kaygıyla, endişeyle başlayan formülün içinde umut ve iradeden sonra eylem ve bu eylemden gelen öğrenme vardır. Duraklar herkes için aynı olsa da hangi durakta ne kadar zaman geçireceğimiz ne kadar etrafı seyredeceğimiz, cebimize neler koyacağımız kişiye özeldir. Bu yüzden kesin, köşeli, net, matematik denklemi gibi sabit bir şeyle, olumlamalar, totemler, ritüeller ile ilerleyebilecek bir süreç değildir. Her yolculuk aynı yere çıksa da her yolcunun kendi karar vereceği bir ritim, süreç ve öğrenmeler içermektedir.

Herkes için mutluluk, terim anlamında olduğu şekliyle 'mutlu' olmak mıdır? Arabesk kültürlerde bazı insanlar 'acı' çekmekten haz alıyor olabilir mi?

Acı çekmenin iyi bir şey olduğu inancına sahip kültürler var tabii. Bu yaşamda ne kadar mutsuz olurlarsa bir sonraki yaşamda o kadar iyi durumda olacağına veya cennete gideceğine inanan kültürler var.

Bunların dışında ise, bizimki gibi arabesk meyilli yüksek kültürlerde acının ve mağduriyetin sempati toplaması var. Batıda ise mutluluk bir başarı kriteri adeta.

Ancak benim anlatmaya çalıştığım bunların tümünden bağımsız, insanın yaşamda başına ne gelirse gelsin, kendini bilmesi ve geliştirmesine dayanan bir bilinç seviyesi. Bu nedenle herkes için mutluluğun bu anlamda tanımı, yaşamı daha yüksek bir bilinç ile iyisi kötüsü ile bir bütün olarak karşılayabilmektir.

Gerçekçi iyimserlik

Özellikle son bir yılda koronavirüs salgını ve buna bağlı ekonomik sorunlar nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de karamsar bir hava var. İnsanlar çaresini henüz tam olarak bilmedikleri bir virüsle mücadele ederken bir taraftan da işlerini kaybetmemeye, kaybettilerse yeni iş bulmaya çalışıyorlar. Böyle bir ortamda kendimizi nasıl mutlu hissedebiliriz?

Aslında mutluluk sadece iyi şeyler olduğunda değil, başımıza kötü, olumsuz, sevmediğimiz şeyler geldiğinde de toparlanabilme gücü, tekrar kaldığımız yerden mutluluk seviyesini yakalayabilme gücü ve ne yaşarsak yaşayalım yılmazlığımızı kaybetmeme gücüdür. Karşımızı çıkan bu engeller, sorunlar, olumsuz durumlar aslında bize gelişim alanını işaret eder. Bu durumda içimize dönüp, en çok tehditi nereden algılıyoruz, sinirimizi ne bozuyor, bu bir duygu mu ya da zihinsel bir şey mi, her şey yolundayken gözünüze batmayan ama halının altına süpürdüğünüz, razı olmadığınız ilişki durumları gibi nerelerde rahatsız olduğumuza bakmak gerekiyor. Tüm bunlar aslında sebebi, tetikleyicisi ne olursa olsun, kendi kendimize kaldığımızda bakmaktan kaçtığımız, yüzleşmediğimiz konularımızdır. Ve bizi büyümeye davet eden konularımızdır. Bu süreçte her ne yaşıyor olursak olalım, içinde mutlaka bir büyüme, gelişme fırsatı bulunduruyor. Bu gelişim ise, bir daha hayat bizi benzer bir yerden sıkıştırdığında, benzer bir yerden zorlandığımızda daha güçlü, daha yılmaz olabilmeyi sağlayacak. O nedenle bu süreci doğru kullanmak lazım. Oflamak, şikayet etmek, moralimizi bozmak yerine kendimizle nerelerde temas edebiliriz, nerelerde yüzleşebiliriz, bu süreci kendimize yaklaşmak için nasıl fırsata çevirebiliriz, bunlara odaklanmamız lazım.

Tam da bu içinden geçtiğimiz günler için gerçekçi iyimserliği öğrenmek ve duygusal yılmazlık kazanmış olmak gerek. O nedenle yıllardır mutluluk anlatıyorum.

Yılmaz Erdoğan, Sevebilme İhtimali şiirinde şöyle der: “Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.” Bir 'şeyin' olması mı olma ihtimali mi bizi mutlu eder?

Bizi dışarıdan gelen veya bizden bağımsız bir şey ne mutlu ne de mutsuz edebilmeli. Olması hayali coşku verebilir, heyecan verebilir, bizi enerjik tutabilir ama bu duygu mutluluk değildir. Olması ise bizi sevindirebilir, neşelendirebilir ama bu da mutluluk değildir. Dolayısıyla yolda olmayı da yolun kendisini de her ne getirirse getirsin büyüme ve gelişme fırsatı olarak görebilme bilincidir mutluluk.

Birine bir derdinizi anlattığınızda, "boşver takma kafana, geçer der". Bu mümkün mü? Kafaya takmamak öğrenilebilir bir şey mi?

Günümüzde çok popüler olan bir söylem var. Takma kafana, üstünde durma, boşver gitsin, hoşuna gitmeyen insanları hayatından çıkar. Sanki mümkün, sanki her zaman kolaymış gibi. Bu durumda ben hep öyle şöyle derim. Eğer takmayabilsem zaten takar mıyım, boş verebilsem zaten üstünde durur muyum? Oysa ben tam tersini söylüyorum. Kafaya takmak kıymetli bir şey. Çünkü o kafaya taktıklarımız üzerinde çalışarak, o kafaya taktıklarımızı abartarak, içine bir sürü bilinç, yeni bakış açıları ekleyerek yeni bir 'ben'e doğru büyümek mümkün. Kafaya takmamanın içinde büyüme fırsatı yok, günlük dertleri yok sayarak sadece pansuman etmek var. Oysaki gelişim yolculuğu ya da mutlululuğun öğrenilebilir dediğimiz şeyde kafaya taka taka neden kafaya takmayabilirizi öğreniyoruz. Kafaya taktığımız şeylerin içinde 'ben'le ilgili kısmı görebilme, 'ben'le ilgili kısmın sorumluluğunu alabilme ve yaşamda neyi farklı yaparsam daha az dertlenen, daha çok olumlu duygu üretebilen tarafta olabilirim; ilişkilerimi değiştiremediğim ve hayatımdan eleyemediğim kişileri daha olumlu tarafa nasıl çekebilirim bunu öğrenmek mümkün. Bazı şeyleri kafaya çokça takmamız ve kafaya taktığımız şeylerin içindeki sorumluluğumuza odaklanmamız gerek.

O kadar hızlı bir dönemde yaşıyoruz ki, her şey olsun ve hemen olsun istiyoruz. Peki bu bize ne getiriyor? Sonuca mı yoksa sürece mi odaklanmalıyız?

Evet, günümüzde her şey olsun ve hemen olsun istiyoruz. Bu durum iki tane şey getiriyor. Birincisi, elimizde olanları ve anı ıskalıyoruz, ikincisi, hedef koyduğumuz şeylere gidene kadar yaşadıklarımızdan elde edebileceğimiz öğrenmeyi yok ediyoruz. Süreç, sonuç demek değildir. Biliyoruz ki, elde ettiğimiz pozitif bir duruma uyumlanmamız 3 ile 6 ay sürüyor. Hedonik uyum dediğimiz bu durumda, başımıza iyi bir şey geldiğinde 3 ile 6 ay arasında etkisini, coşkusunu kaybetmiş oluyoruz. Süreçteki öğrenme ise, genelde olumsuz, acı bir durumdan sonra oluyor. Bu olayı sindirme şeklimiz, aldığımız dersler, anlamlandırmamız, yeniden çerçevelememiz, sorgu, inkar gibi aşamalardan sonra bunun içindeki öğrenmeyi görebilmemiz gerçek gelişimi sağlıyor. Gelişim yolculuğu dediğimiz şey, bir öncekinden daha geniş bir değer yargısına varabilmek, o acıyı yaşamış kişiden bir tık öne geçebilmek ise, bu bir hedef olamaz zaten. En sonunda kabul ve bu kabul etmeyi seçtiğim şeyle mücadele etmeyi ve öğrenmeyi barındıran, sonunda da ödülü benim mutluluk tanımım olan eylemler ve seçimlerden oluşan, kişinin yaşam kalitesini artıran bir bakış açısı.

Sizin en mutlu olduğunuz an ne zamandır?

Benim en şükür dolu anlarım demeyi tercih ederim, yeni bir şey öğrendiğim, yeni bir yer gezdiğim, yeni bir şey okuduğum, yeni bir şey tattığım anlar. Öğrendikçe ne çok şey bilmiyorum demek yaşamın içinde beni de bana ait olanı da küçültüyor. Sanırım en çok bu anları seviyorum.

Hayaller mi hedefler mi?

Hayal kurarak mı, hedef koyarak mı daha mutlu olabiliriz? Kurduğumuz hayale ya da koyduğumuz hedefe ulaşabilirsek gerçekten mutlu olabilir miyiz?

Tek başına ne hayal kurarak ne de hedef koyarak mutlu olabiliriz. Her iki durumda da ancak eyleme dökersek yani gitmek istediğimiz yöne doğru kaynaklarımızı kullanarak harekete geçersek, adım atarsak mutluluğa yaklaşabiliriz. Ancak her zaman altını çiziyorum. Mutluluk ne sadece hayalleri gerçekleştirmek ne de sadece hedefleri tamamlamaktır. Mutluluk tüm bunlara giderken, yani olduğumuz yer ile olmak istediğimiz yer arasındaki farkı kapatırken öğrendiklerimiz, kendimize kattıklarımız, kendimizdeki gelişim, engelleri aşma becerimizdir. Burada kendimizde bulduğumuz güven, saygımız, onurumuz, yaşamı kabulümüzde büyüttüğümüz gücümüzdür. Ne zamanki olmak istediğimiz yeri belirler, o yöne doğru adım atmaya başlar, engeller karşısında yılmazlıkla hareket eder ve sonuca hükmetmeden yol alırız; bu yolcuklukta kendimize şahitlik ederiz işte o gün mutlu oluruz.

YORUM EKLE

banner97

banner96