Ölmeyeceksin bu hayatta...

Bir nefeslik, insan hayatı kağıt üstünde…

Ya nefes alır yaşarsın ya kesersin akışı ölürsün…

Öyle basit, öyle sıradan “Yaşamak” diyorsan eğer…

Bir de “onur”, “gurur” var…

Seni kocaman insan yapan…

Açken bile dik tutan…

“İntihar” dedikleri; yaşam denen mucize, hediye ise eğer hediyeyi iade…

***

Dört kişi intihar etti İstanbul’da…

Sonra evlatlarını ve eşini öldürdü biri Antalya’da, ardından kendini…

Toplumsal histeri başlangıcı…

Bir de ölmeyen var…

Karabağlar’da Kemal Kaya diye bir genç kardeş…

Boynuna ipi taktı kendini astı. Bir arkadaşı koştu yetişti, çırpınıyordu… İpten aldı.

30 saniye daha geç kalsa o da veda etmişti hayata…

Üç vakada da sebeplendirme aynı “ekonomik.” Türkçeye çeviriyorum “Açız aç.”

***

Bu vakalar yaşanırken, yandaş basın SGK kayıtlarına daldı.

Kurtaracak yer aramaya başladı…

“Bunların ki ekonomik krizden, açlıktan değil, psikolojileri bozuk. Zaten anti depresan alıyorlarmış. Bir de üstüne kaymakamlığa başvurmamışlar, valiliğe de…”

***

Özre bak hizaya gel…

Sen hiç kaymakamlığın önüne, açken gittin mi?

Sen hiç cebinde 5 kuruş yokken sokağa çıkamamanın ne demek olduğunu biliyor musun?

Sen hiç elektriğin suyun kesildiğinde evlatlarının gözünün içine baktın mı?

Sen hiç açken, canınla onurun arasında seçim yapmak zorunda kaldın mı?

“Onur” dediğin nefes, “şeref” dediğin damarlarına kan, “gurur” dediğin hayat diploman…

Sonradan kazanılmıyor işte…

Onur, şeref, haysiyet, gurur…

O ölen 4 kardeşin adı…

Allah olmayana da versin…

Böyle bir utanç varken bahane arayan da, “insan” kod adlı yaratık…

***

İntihar kötü bir durum…

Hayat o kadar güzel bir armağan ki, hele yenildiğin şerefsizler bunlar ise…

Hayat ve aldığın nefes, tabancana koyacağın kurşun…

Seni hayatta tutacak değer ve güç nefes almak…

Günaydın deyip ağaca kuşa, doğaya…

***

Bırakmayacaksın hayatı…

İzlemeyeceksin tribünden…

Düzen ise seni ölüme götüren, düzene karşı, yönetense seni aç bırakan, yönetene karşı…

Tek kaldıysan tek başına, kalabalıksan topluca…

Ölmeyeceksin hayatta…

Bak öldün…

Onur makinenin ürettiği utancın sebep…

Utanmazlar sabah yine kravatını taktı…

Utanırlar belki dedik de; o duyguyu bilmeyenler seni “Utanmaz vatan haini” yaptı…

Ölmeyeceksin bu hayatta…

Utanacak adamlar gelene kadar…

Utanacak adamlar çoğalana kadar…

Utanacak adamlar galip gelene kadar…

Ölmeyeceksin bu hayatta…

***

Çılgın takip

Vergi dairelerinin çılgın takibini biliyoruz…

Yıllardır arayıp sormadıklarına, öğrencilere, ev hanımlarına, esnafa, batmışa batacağa, daha önce ödemiş olsa da, olmasa da iki elle bisiklet kullanmayana, (Gerçektir belgelidir) araba kullanırken poposunu hafif sağa kaydırana, araç içinde yellenme hazırlığında olana, her yere ceza, her yere ihtarname, bankalara haciz…

Belli ki devlette para yok. Anladık…

Bir okurumdan geldi… Urla Belediyesi, 8 yıl önce kestiği ceza karşılığını bankaya haciz yollayarak istemiş. 770 TL tamamı… Vay arkadaş… Tamam paranız yok, dibe vurdunuz da 8 yıldır neredeydiniz be birader… Hadi adam unuttu… Ki, yıla bakınca faizleriyle bu para olduğuna göre unutulmuş olduğu anlaşılıyor…

Unutmasa bile; bir kere ihtarname yollamadan, uyarı yapmadan, adamın 200 TL’lik banka hesabını hacizlemek. Kanunun verdiği yetkiyi vandallığa çevirmektir…

Hani her şey güzel oluyordu baba?

***

Neyimiz yok?

Kordon’u basmış balıkçı teknelerimiz yok… Kokusu, kuyruğu, yer kavgası yok..

Rahatız… Denizde deniz taksimiz yok. Taksi metreyle, iskeleyle uğraşmıyoruz…

Rahatız… Köprümüz yok, geçiş parası derdimiz yok…

Rahatız… Halk otobüsümüz yok,

En azından kafalarına göre duraklara dalan yok.

Rahatız… Sokak aralarında hoperlörlü overlokçumuz, kalaycımız, mobil manavımız, tüpçümüz yok… Bari Pazar günü kafa dinleniyor. Rahatız…

Kordon da çimlerde iki bira içeni kovalayan yok, gene rahatız…

Daha ne yapsın yönetenlerimiz…

Biraz olumlu olmak lazım…

Rahatız, rahatız…

***

Özdemir Hocanın ardından

Özdemir Nutku…

Güzel Sanatlar Fakültesi’nin babasıydı…

Bir dönem, piposuyla koridorlarda dolanır, onlarca öğrencisine yol gösterirdi…

İzmir, bir sanat adamını, dev bir ismi kaybetti…

İstanbul’da yaşamış olsaydı bugün TV’ler gazeteler, dergiler ayaktaydı…

Olsun… O bizim Özdemir Hocamızdı…

Ben dahil birçok öğrencisine dokundu...

Ama 1 dakika ama 4 yıl, 5 yıl…

Bu kentin değerlerinden biriydi…

Güle güle hocam, saygıyla…

***

DELİ ZİYA; “Dünyanın en güzel kadınını değil, dünyanı güzelleştiren kadını sev…”

YORUM EKLE