Hayata tuttuğu aynalardan yansıyanları sinema diline başarıyla aktaran büyük bir 'düşünür yönetmen'di Andrey Tarkovski. Eserleriyle sinema tarihine derin izler bırakan Tarkovski, ülkesinin rejimiyle yıllar boyunca yaşadığı sessiz çekişmeyle eleştirildiği de oldu, alkışlandığı da. "İyilik edilgendir, kötülük etken" diyen Tarkovski'nin uzun yıllar sonra yeniden yayımlanan günlükleri ise, onu kendi aynasında görüntülüyor.

Dünya sinema tarihinin ve SSCB'nin gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerindendi Andery Tarkovski. Rus yönetmenin eserlerine ve düşüncelerine sinen kendine özgü ruhsallığı, Sovyet yönetimiyle olan dalgalı ilişkileri, nihayetinde ömrünü kapitalist Batıda sürdürme kararı alması hep tartışmalı bir konu oldu.

İkinci Dünya Savaşı ve sonrası çocuğuydu. Bu yüzden hayata ve ölüme bakışı çok farklıydı. Ve insanın manevi potansiyelini filmlerinde yoğun bir biçimde işledi.

Varoluşun yıkıcı gücü insanı, onun gördüğü yerde kabul etmek zor. İnsanın vaktiyle çok masum olduğunu ve son zamanlarda yozlaştığını savunur. Ama mümkün olsa kendisine sormak isterdim, eski çağların insanları, Romalılar, Persler ya da Cengiz Hanın orduları, taş taş üzerinde bırakır mıydı? Kötülüğe yeterince güç yetiremeyen, çok az şeyin bilinir olduğu dünyada insanın iyi olup olmadığını neye göre ölçeceksiniz?..

Mesleğini, sanatını ustalıkla icra etti ama Sovyet rejiminin has evlatlarından değildi. Hiç suçlanmadığında bile 'bireyci' addedildi, Batıya sevdalı görüldü. Şimdi her biri başyapıt olan filmleri yazılırken, çekilirken ve gösterilirken türlü engellerle karşılaştı. Bu nahoş durum, onun ödüller almasına, 1982'ye kadar yine de kendi ülkesinin imkanlarıyla, fimlerini çekmesine mani olamadı. Soğuk savaş döneminin son yıllarında Sovyetler Birliği'nin dozu giderek artan statükocu ve sansürcü tavrı, yaklaşan sonun varlığını eni konu hissettirmesine -duvarın yıkılmasına kaç yıl kalmıştı ki-, panik ve çaresizliğine yorulabilir.

1.Manset Tarkovski2 Internet2

KENDİ İÇİNE TUTTUĞU AYNA

1982'de Nosthalgia'yı çekmek üzere İtalya'ya gitmişti. Sonrasını, yani ülkesine dönmeme kararını hangi koşullar altında aldığını ve içini sızlatan vatan özlemini bu filmde anlattı. 1986 yılında hayata veda ettiğinde 'bir son duygusu'nu başarıyla yansıtması sebebiyle Nosthalgia hep çok özel bir yerde durdu.

1975 yılında çektiği 'Ayna / Zerkalo' filminde kendi ruhunun ve hatıralarının izdüşümlerini etkili, hassas ve oldukça muğlak bir dille yansıtmıştı. Şair babasının şiirerine de yer verdiği filmde 'zaman'ı ruhsal bir deneyim olarak ele aldı. Bu film, Tarkovski ruhunun bir iç kılavuzu olarak hala ilk günkü önemini korumakta.

SANSÜRSÜZ YANSIMALAR

Tarkovski düşünce dünyasını sadece filmlerine değil kitaplarında da anlatmıştı. "Hayat mutlu olmak ve hep kazanmak için değil, var olmak ve bir ruh geliştirmesi için insana tanınmış bir süreden başka bir şey değildir" diye yazmıştı ünlü kitabı "Mühürlenmiş Zaman"da.

Geçtiğimiz günlerde Erdem Erinç'in Rusça orijinalinden çevirdiği 'Zaman Zaman İçinde' başlığıyla yayınlanan günlüklerinde ise iç dünyasının sansürsüz yansımalarını kayda aldı. 1970'den 1986'ya on sekiz yıl boyunca aralıklarla tuttuğu günlükler, onun ruhundaki fırtınaları, düşüncelerindeki ivmelenmeleri, hayata dair vardığı sonuçları anlamak için ilk elden bir kaynak. Günlüklerin insan hayatında yavaş değişimleri, küçük çelişkileri, dalgalanmaları, hayatın en dolaysız anlarına ayna tutması, bir kurgu içermediği için yazarının ruhuna dair en dolaysız metinler olduğunu hatırlatmaya bilmem gerek var mı?

'Zaman Zaman İçinde'de, sinemaya hayatın ve insanın ruhsallığını taşımış bir filozof yönetmenin Seneca'dan Hesse'ye, Lao Tzu'dan Dostoyevski'ye önemli düşünür ve yazarlardan okuduğu kitapları, yaptığı alıntı ve yorumları okumak bambaşka bir entelektüel beslenme.

Bir başucu kitabı olarak birçok okurun etajerinde uzun süre kalacağına inandığım günlükler, özellikle sinema tarihine, özelinde Tarkovski ve düşüncesine, SSCB'nin gri yıllarına, 70 ve 80'lerin sinema, sanat ve edebiyattaki yansımalarına ilgi gösterenlere de hitap ediyor.

RUHUN BÜYÜKLÜĞÜNE ERİŞEMEYEN İNSAN

İşte 766 sayfalık kitaptan altı çizilesi birkaç alıntı....

* HAKİKAT... Bir kavram olarak hakikat nedir? Daha çok nesnel, insan ötesi ve mutlak açıdan dengi olmayan ve bir o kadar da insani bir şey... Ruhun büyüklüğüne erişmeyen insan hiçten ibarettir.

*AHLAK... İnsan için başkalarına çile çektirmeden yaşamını sürsün diye bir ülkü gerekir... Ahlak içindedir insanın. Ahlak kuralları ise dışında, ahlakın yerine geçsin diye uydurulmuş şeylerdir.

* İYİLİK... KÖTÜLÜK... İyilik edilgen, kötülük etkendir.

* FELSEFE... Felsefeyi idealist ve materyalist diye insan uydurması nesne veya bilinç önceliğiyle problemlere ayırmak saçma, hatta anlamsızdır.

Zaman Zaman İçinde / Andrey Tarkovski / Alfa Yayınları

2. Dunyanın Merkezi Internet Icin

Uygarlıklar köprüsü olarak Basra Körfezi

Basra Körfezi, şu günlerde Amerika'nın 11 bin kilometre uzaktan gelip dizginleyemediği emperyalist emellerine ulaşmak istediği bir bölge olarak haber gündemlerinin ilk konusu. Amerika - İsrail haramiliğinin yarattığı yıkım, dikkatlerimizden uzak tutulsa da savaş, körfezin kadersiz sularında batırılan her gemi, düşen her bomba ve füze, yerleştirilen her mayınla birlikte biraz daha yara alıyor.

İşgal harekatının en stratajeik bölgesi olan Basra Körfezi aslında tarihin her döneminde çok önemliydi.

Binlerce yıldır eski dünyanın Doğuya açılan en önemli su yoluydu ve en az şimdiki kadar stratejik bir öneme sahipti. Binlerce yıl, gemiler için güvenilir bir sığınak ve Hint Okyanusu'na açılmak için ikmal ve soluklanma yeriydi.

Sadece ticaret ve ulaşım imkanları açısından uygarlığa etki etmedi Basra Körfezi. Bu körfeze ulaşan kervanlar sadece ticari mal taşımadı. Dinlerin mesajlarını, farklı öğretilerin ilkelerini, düşünürlerin birikimlerini bu coğrafyadan karşılıklı götürüp getirerek farklı füzyonlar ve kozmopolit toplumlar yarattı. Çin'in ipeği, kağıdı ve barutu Avrupa'ya taşınırken, Avrupa'nın gümüşü asırlarca Çin'e ihraç edildi ve Çin ekonomisini gümüşle yürüttü.

Orta Doğu ve Akdeniz tarihi uzmanı olan bir ara Katar Üniversitesi'nde de görev yapan Amerikalı akademisyen Allen James Fromherz, kitabında Basra Körfezi’ni ilk çağlardan bugüne bir uygarlıklar körfezi olarak ele alıyor.

Vaktiyle Mezopotamya-İndus Vadisi Uygarlığı arasındaki ticari yolda kurulmuş yarı düş yarı gerçek bir ülke olan Dilmun’dan (Telmun diye de bilinir) Basra’ya, İran'daki Bender Siraf’tan Hürmüz’e, Umman'a başkentlik yapan Maskat’tan Dubai’ye uzanan bu popüler tarih çalışması; bölgede çağlar boyunca ticaretin nasıl yürütüldüğünü, limanların parlayan yıldızları olan ünlü şehirlerin yükseliş ve çöküşlerinin hikayesini anlatıyor.

Allen James Fromherz, 'Dünyanın Merkezi' adlı kitabında, okurunu Basra Körfez’ini Arap–Pers, Doğu–Batı ya da Sünni–Şii gibi karşıtlıklara hapsetmeden; Hint dünyasına açılan bir kapı, özgür ticaretin ve kültürel etkileşimin tarihsel merkezi olarak kavranması gerektiğini vurguluyor.

Dünyanın Merkezi / Allen James Fromherz / Timaş Yayınları

3. Niyebilebiliriz Internet

Bir şiirin gölgesine saklanan gizemli gerçeklerin peşinde

Yüksek lisans öğrencisiyken Malcolm Bradbury'den yaratıcı yazarlık dersleri alan İngiliz romancı Ian McEwan'ın, aralarında 'Sahilde', 'Beton Bahçe', 'Yabancı Kucak', 'Sonsuz Aşk', 'Kefaret', 'Amsterdam'da Düello - bu kitabıyla Booker Ödülü'nü kazanmıştı', 'Çocuk Yasası' ve 'Fındık Kabuğu'nun da bulunduğu yirmiye yakın Türkçeye çevrilmiş kitabı var. Bu da yazarın Türkiye'de ne kadar çok sevildiğinin basit bir göstergesi.

Aşk, dedektiflik ve bilim kurgu gibi tarz ve unsurları bir araya getiren 'Neyi Bilebiliriz', bizi yitip gitmiş bir şiir, sevilen bir kadın ve onu seven bir şair, eskinin güzelliğinin peşine düşmüş bir gence dair serüven ve duygu yüklü bir roman...

SAYFADA KALAN ŞİİR

Yıl 2014'tür. Francis Blundy, eşi Vivien’in doğum günü için kaleme aldığı şiiri, evinde verdiği bir davette konuklara okur. Ardından şiirin yazılı olduğu o tek sayfayı Vivien’a verir. Şiiri hiçbir yerde yayımlatmaz ve kağıtta kalan o tek şiir, yıllar boyunca üzerine yapılan türlü spekülasyonlar sonucu bir şehir efsanesine dönüşür.

Aradan beş yıl geçmiştir... İklim felaketi ve nükleer çatışmalarla sarsılmıştır gezegen. Hayalperest bir akademisyen olan Tom Metcalfe, tutkuyla bağlandığı o şiirin -ki o dönem hakkında edebi bir araştırma yapmada bu şiirin de etkisi büyüktür- peşine düşer. Metcalfe'in takıntı haline getirdiği araştırmasında kaldırdığı ilk sis perdesi Vivien'in gizli kalmış trajedisi olacaktır.

Neyi Bilebiliriz? / Ian McEwan / Yapı Kredi Yayınları

4. Deliler Ve Doktorları Internet

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e deliliğimizin halleri

Osmanlı ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına dair tematik başlıklı araştırma kitaplarıyla tanınan ve araştırmalarını ağırlıklı olarak Türk psikiyatri ve psikoloji tarihine dayalı olarak sürdüren Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü ögretim üyesi Prof. Dr. Rüya Kılıç, bu kitabında deliliğimizin yakın tarihine eğiliyor.

Rüya Kılıç, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına, deliliğin ve delilerin nasıl algılandığına odaklanıyor, tıbbın ve hükümetlerin bu konulara yönelik yaklaşımlarını irdeliyor. Kılıç'ın Süleymaniye Bimarhanesi’nde başlayan araştırması Toptaşı Bimarhanesi’ne, oradan da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastenesi’ne kadar uzanıyor. Bütün bunları okurken genç cumhuriyetimizin toplum sağlığına, nüfus planlamasına ve yetiştirilmesine dair çok ilginç bilgiler de ediniyoruz.

Deliler ve Doktorları / Rüya Kılıç / Alfa Yayınları

5. Dunyayı Seven Cocuk Internet

Her yaştan okura büyülü gerçekçi enfes bir roman

Okuma ritminiz bozulduğunda ilk gençlik romanları ilaç gibi gelir. Eski okuma hızı ve ilgisine kavuşmak isteyenler ve ruhunda hep bir çocuğu büyütmekte ısrar edenler için Hollandalı yazar Tjibbe Veldkamp'ın büyülü gerçekçi hikâyesi 'Dünyayı Seven Çocuk', harika bir seçim olacaktır... Her yaştan okurlar için lezzetli bir okuma vaad eden romanın konusu şöyle...

Bir "muhtemel çocuk" olan Adem'in anne babası eski bir Doğu Avrupa şehrinde karşılaştıklarında bir kıvılcım çakıverir ve Adem canlanır. Oysa daha nice olası çocuk vardır ve onlar bu şansa sahip değildir. Çünkü

anne babası, ilk tanışmalarının ardından birbirleriyle temaslarını kaybetme tehlikesiyle karşılaştıklarında, Adem'e 'bir hayatlık' avans verilir. Böylece anne babasını yeniden bir araya getirebilecek kendi hayatını da güvence altına alabilecektir. Zaman kısıtlıdır, tehlikeler büyüktür ama Adem'in dünya sevgisi, hayatta kalma arzusu içinde çağıltılı bir şelale gibi akmaktadır.

Dünyayı Seven Çocuk / Tjibbe Veldkamp / Can Çocuk