2024 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Güney Koreli yazar Han Kang, onu bir dünya yazarı olmaya götüren ışıklı yolun çocukluk çağı kayıtlarını, tam 47 yıl sonra, koyduğu ayakkabı kutusundan çıkardı. Şiir, günlük deneme ve fotoğraflardan oluşan 'Işık ve İp', bir yazarın çocukluk ve ilk gençliğine duyduğu buram buram şükran ve özlemin ifadesi.

Güney Koreli yazar Han Kang'ı iki yıl önce Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmeden önce de seviyordum. Hatta içten içe o "en popüler edebiyat ödülü"nü günün birinde mutlaka kazanacağını tahmin ediyordum. Bunun kendimce birkaç sebebi vardı...

* Modern zamanların hayatlarını zülfiyare dokunarak kurguya taşıyordu. Bireysel, toplumsal acılar, umutlar, yakın tarihin yarattığı kitlesel travmaları çağının sorumlu bir bireyi olarak dürüstçe ele alması.

* Acı, fiziksel ruhsal örselenmeler, yalnızlık, yabancılaşma, kişinin bedeniyle kurduğu yürüttüğü türlü ilişkilerin su yüzüne çıkardığı psişik sorunlar, hayat ve ölüm karşısında bireyin takındığı tavrı işlemedeki başarısı...

* Tüm bunları yaparken bir yazar kimliğini de güçlü empati duygusuyla okuruna açık etmesi,

*Sadece insan değil tüm canlıların haklarını gür bir sesle savunuyor oluşu.

Ve yine - benim için düşünsel dürüstlüğün zirvesi olan- insana peşinen özel bir vicdan ve ahlak atfediliyorsa sürekli yinelediği o iç acıtan soru:

İnsan, hem kendi içindeki hem de toplumdaki şiddet karşısında nasıl insan kalabilir?

Ben bu soruyu her Han Kang - elbette benzer yazarları- okuduğumda bir istasyon öteye götürürüm:

İnsan, bir başka canlının canı ve kanıyla beslenerek, dahası buna varoluşunun başında mecbur bırakılarak nasıl 'insan' kalmaya devam eder?

Bunca yıl sonunda bulabildiğim cevap da şu:

Besin zincirinin en tepesindeki en zeki varlık insanın doğası kötü olmak, evrimini ve egemenliğini sürdürebilmek için her daim gücünü pekiştirmek zorunda.

BUGÜNLER İÇİN ZAMAN KAPSÜLÜ

Han Kang bizde daha öncelikle Vejateryen'i ile popüler olmuş ve sevilmişti. Benim favorim ise Beyaz Kitap olmuştu. O kısa, incelikli ve yoğun metinler beni benden almıştı. Duyguların, izlenimlerin, belleğin, hayattan süzülüp gelenlerin ve renklerin birbiriyle müthiş bir harmoni içinde bir roman haline getirilmesi benim gönlümün Nobel'ini çoktan kazanmıştı.

Sözü 'Beyaz Kitap'a getirmemin sebebi Han Kang'ın yeni kitabı

'Işık ve İp.' Belki de yazarın kendi kendine oluşturduğu zaman dışı bir 'tribüte' kitap.

Başındaki yazarın Nobel konuşması metnini saymazsak bir ayakkabı kutusuna yerleştirilmiş deneme, şiir, günlük notları ve fotoğrafların bizzat yazarın hevesiyle gün yüzüne çıkarılmasından oluşmuş keyifli toplama kitap "Işık ve İp."

Çocukluk ve ilk gençlik çağında yaratılmış ve bugünlerde açılsın diye oluşturulmuş bir zaman kapsülü. Han Kang hayranları için sayısız hoşluklar barındıran sürpriz bir kitap.

Kitabın başındakı Nobel Konuşması, yazarın romanlarını nasıl yazdığını, yazdıklarının kendisinde an be an nasıl değişimler yarattığını, her şeyden önce "yazar olmak" denilen şeyin yetenek ve yeterlik bir yana nasıl bir irade gösterisi olduğunu anlatan bir metin.

İlerleyen bölümlerde ayakkabı kutusunun içindeki sararmış yapraklardan kopyalanıp bu kitaba konulmuş şiirlerini okudukça bir yazarın hücresinin kabuğunu çatlatıp kozasından çıkmaya çabaladığını ve dünya çapında bir yazar olmak için çıktığı büyük yolculuğun adımlarını hissedebiliyorsunuz.

Mesela şu şiiri:

Aşk nerededir ki?

Pıt pıt atan şu kalbimin içinde tabii ki.

Aşk nedir ki?

Kalplerimizi birbirine bağlayan altın ip tabii ki.

Yazarın daha çocuk yaşta bir ucundan tuttuğu ve diğer ucunu bize uzattığı ip o işte: Edebiyatın ışıklı ipi. Onu bir şiire nakşettiği gibi bir kitabının adına yüklediği aynı anlam.

Edebiyat elbette bir miktar da aşktır ve aşkın dışında kaldığı an bile bizi birbirimize bağlar. Okudukça, yazdıkça ondan bunu ummamız çok şey sayılmamalı.

Misal, yazının bulunduğu çağlardan beri yazıya kaydedilmiş her sözün insanları birbirine bağladığını biliriz. Bir an düş gücümüzün menzilini binlerce kilometreye yayalım. Ve huş ağacının altında, prangalı ayaklarını uzatmış, gözlerini kucağındaki kitabından ayırıp bir an için buz kesmiş Sibirya göğüne bakan Çar sürgünü, Dostoyevski'nin koğuş arkadaşı muhalif genci gözümüzün önüne getirelim. Sonra düş menzilimizi dokuz bin kilometreye çıkarıp Seine Nehri kenarındaki bankta, sağ elinde tuttuğu kitabın kaldığı sayfaya başparmağını koymuş bir 1920'lerin derbeder bohemine verelim dikkatimizi. İkisinin elinde de Shakespeare'nin farklı dillere çevrilmiş Soneler'i var. Bu iki genci farklı imkansız uzaklıklarda ve neredeyse yetmiş yıl farkla, üstelik bambaşka dillerde bir araya getiren şey, Shakespeare'nin sonesi vasıtasıyla Han Kang'ın ipidir.

Bir şiir, zamandan ve mekandan münezzeh bir biçimde insanları, duyguları, hedefleri ve umutları bir araya getirebiliriyorsa edebiyat aşkın ışıklı ipi de olur, aşkın kendisi de.

'Işık ve İp'e, tasavvura, tasarıma sığmayan spontan bir varoluş ürünü kitaplar, tıka basa sürprizle doludur.

1. Manset2 Han Kang

ZAMANINI BEKLEYEN YAZILAR

İşte yazarının ağzından 'Işık ve İp'in gün ışığı yolculuğu...

"... taşınmak için depoyu düzenlerken karşıma eski bir ayakkabı kutusu çıktı. Açıp bakınca ergenlik çağında yazdığım birkaç günlük olduğunu gördüm. O dağınık günlüklerin arasında, kapağında kurşunkalemle

"Şiir Derlemesi" yazan, ikiye katlanmış kağıtları ortadan zımbalayarak

yapılmış ince bir defter de vardı. A5 boyutunda beş teksir kağıdı ortadan katlanıp zımbalanarak yapılmış ufacık kitapçık. Başlığın altında eciş bücüş çizilmiş iki çizgi vardı. Sol taraftan itibaren yukarıya doğru çıkan altı basamak biçiminde bir çizgi ile aşağı doğru inen yedi basamak biçiminde bir çizgi. Bu bir tür kapak tasarımı mıydı acaba? Yoksa öylesine bir karalamadan mı ibaretti? Kitapçığın arka kapağında kurşunkalemle adım ve 1979 tarihi yazılıydı. İç sayfalarda aynı kurşunkalemle tane tane yazılmış sekiz şiir vardı. Her sayfanın altında ayrı ayrı tarihler kronolojik olarak yazıyordu (...)

Şimdiki zaman geçmişe yardım edebilir mi?

Yaşayanlar ölenleri kurtarabilir mi?

"... Tepesine dolma kalem kapağı takılmış kısacık bir kurşunkalem, silgi kırıntıları ve babamın odasından gizlice aldığım büyük, metal zımba. Yakında Seule taşınacağımızı öğrenmemin ardından, o güne kadar artık kağıtlara, defterlere, soru bankalarının kenar boşluklarına ve günlüğümün orasına burasına karaladığım şiirleri ayıklayıp bir araya getirmek fikri aklıma geldi. Bir de o "Şiir Derlemesi"ni tamamen bitirdikten sonra, nedense onu kimseye göstermek istemediğimi hissettim. Günlükleri ve o kitapçığı olduğu gibi ayakkabı kutusuna

geri yerleştirip kapatmadan önce, telefonumla o şiirin yazılı olduğu sayfanın fotoğrafını çektim. Sekiz yaşındaki o çocuğun kullandığı birkaç sözcüğün şimdiki benle bağlantılı olduğunu düşündüğüm için. Göğsümün içinde küt küt atan kalbim. Bizim kalplerimiz arasında. Onları bağlayan altın bir ip, parlayan bir ip..."

Işık ve İp / Han Kang / April Kitap

Pediatri uzmanının gözünden aşk ve hayat

Alman yazar Katja Oskamp, edebi kariyerine Rostock Halk Tiyatrosu'nda oyun yazarlığı yaparak başlamıştı. Milenyumun başında "Rolf und Mucki und So Weiter" adlı öyküsüyle ödül kazanan Katja Oskamp, 2003 yılında Duvar'ın öte yakasında, Doğu Almanya'da geçen çocukluk ve gençliğinden izler taşıyan "Halbschwimmer" adlı kısa öykü derlemesi yayımlamış ve bu kitabıyla Rauris Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Ardından bir başka başarı ilk romanı "Die Staubfängerin" ile gelmiş ve bu roman yazara Anna Seghers Ödülü'nü kazandırmıştı.

Edebiyat alanında başarıları sürerken ani bir kararla değişiklik yapmaya karar veren yazar, başarılı edebi kariyerine inat Marzahn semtinde pediatri uzmanı olarak yaşamaya başladı. Ancak edebi başarıları ve yeteneği kendisini yalnız bırakmamıştı. Bu mesleğindeki başarılarıyla "Marzahn, Sevgilim - Bir Ayak Bakım Uzmanından Hikâyeler"i yayımladı.

2. Marzahn Katja Internet Icin

TEŞEKKÜR ROMANI

İngilizceye çevrilen ve 2023 yılında yazara Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü'nü kazandıran bu romanda olaylar, Katja Oskamp'ın Doğu tarafının bir zamanlar en büyük prefabrik yerleşimlerinden Marzahn banliyösünde da ayak bakım uzmanlığı yaptığı zamanlarda yaşanır. Kısa sürede mesleğinin pratiklerine ayak uyduran ve ortama uyum sağlayan yazar, müşterilerini ve iş arkadaşlarını gözlemler, onların itiraflarını, kişisel sırlarını açtıkları hikâyeleri gözlemci bir yazar açlığıyla zihnine kazır.

Ve bu esin dolu sürecin sonunda yazar, Marzahn sakinlerine bu kısmen anı, kısmen kolektif tarih niteliğindeki aşk mektubunu yazar.

Bir şükran mektubu niteliğindeki bu romanda kimler yoktur ki!..

Hiçbir şeyin ve hiç kimsenin ruh halini bozmasına izin vermeyen nüktedan Bayan Frenzel... depresif Herr Hübner, sekseninde ama her işini kendi gören Gerlinde Bonkat... Kendi cenazesi töreni için müzik seçen Frau Guse...

Marzahn, aşka ve hayata dair sıcacık bir roman.

Marzahn, Sevgilim - Bir Ayak Bakım Uzmanından Hikâyeler / Katja Oskamp / Can Yayınları

3. Kuzen Pons Balzac Internet Icin

Balzac'tan kara komedi

Fransız yazar Honoré de Balzac'ın 'İnsanlık Komedyası', doksandan fazla romandan oluşur. Bazıları gerçek bir başyapıt olan yapıtlardan her biri Fransa'nın 19. yüzyılının toplumsal yapısına, farklı sosyal katmanlardaki insanlarının yaşayışına ve ruhuna ayna tutar.

Balzac'ın burjuva dünyasındaki acımasız insan ilişkilerini işlediği romanının konusu şöyle...

Pons bir müzisyendir. Geliriyle kıt kanaat geçinebilmesine rağmen tüm parasını yıllar boyunca değerli tablolara ve antika eşyalara harcamıştır. Bu durum Pons'u hatırı sayılır bir koleksiyonun sahibi yapar. Artık hem entelektüel hem de varlıklı bir insan olarak yüksek sosyetede kendine önemli bir yer edinir. Kurduğu ilişkilerle nüfuzu artan Pons, günün birinde amansız bir hastalığa kapılır. Büyük sağlık sorunlarıyla boğuşan Pons'un etrafı, servetini ve sanatsal hazinesini ele geçirmek için gözünü karartmış sahtekar ve düzenbazlarla çevrilidir.

Kuzen Pons / Honore de Balzac / Alfa Yayınları