Dünyanın her yerinde tarihi mekanlar insanoğlunun ilgisini çok çeker. Hanlar, hamamlar, saraylar camiler bunların başında gelir… Ülkemde ve dış ülkelere yaptığım iş gezileri arasında mümkün olduğunca buralara uğrarım. Türklerin Orta Asya’dan , Anadolu’ ya ve de Avrupa’ya uzanan tarihi yürüyüşünde gittikleri yerlere Türk-Osmanlı kültürünü de götürdükleri bilinen gerçeklerden biridir. Dolayısı ile bu mekanlarda dünden bugüne uzanan o izleri görmek mümkündür. Bu gerçek her ülke ve insanları için vazgeçilmez bir kültür alışverişidir.

Dünden bugüne uzanan kültür varlıklarımızı müzelerimizde ve de gün geçtikçe sayıları artan Kültür Sanat Merkezlerinde açılan sergilere giderek görür, günümüz sanatçıları ile tanışırız. Uzağa gitmeye gerek yok; Atatürk Kültür Merkezi, Sakıp Sabancı Kültür Merkezi ile Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde son günlerde açılan çeşitli sergiler sanatseverlerin akınına uğramaktadır.

Bu arada İzmir’in önemli tarihi mekanlarından olan 278 yaşındaki Osmanlı mirası Kızlarağası Hanı’nda açılan ve geçmiş yılların önemli sanat dallarından olan minyatür sanatını yaşatan Ayşe Burcu Gezer ile ebru sanatı tutkunu Fatma Sarıbaş’ın açtıkları Levn Sanat atölyesinde onlarca kursiyer yetiştirmeleri ilgi çekici ayrı bir konu. İki bayan sanatçı halen aynı mekanda tezhip minyatür ve ebru dersleri vermekte atölyelerini geleneksel sanat eserlerimizin galerisi olarak da işletmekteler. Kızım Pınar ve üniversite öğrencisi torunum Zeynep Tuna’nın ana-kız olarak birlikte devam ettiği Minyatür Tezhip” kursu gazeteci-yazar olarak benim de ilgimi çekti. Hisar Camisi’nin yanında tarihe tanıklık etmiş Kızlarağası Hanı üst katında faaliyet gösteren LEVN Sanat atölyesine gidip Ayşe Burcu Gezer’le görüştüm.

* * *

1980 Konya doğumlu Ayşe Burcu Gezer, Ankara Başkent Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra, bir süre Türkçe öğretmenliği yapmış. Hobi olarak başladığı resim daha sonra tutku haline gelmiş. Yaklaşık 6 sene resim eğitimi aldıktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Tezhip ana sanat bölümünde okumuş, 2013 yılında İzmir tarihi Kızlarağası Han’ında “Levn Sanat” adıyla, yakın arkadaşı ebru sanatçısı Fatma Sarıbaş ile birlikte atölyelerini açmışlar. Halen aynı mekânda tezhip minyatür ve ebru dersleri vermekte ve atölyelerini geleneksel sanat eserlerimizin galerisi olarak işletmekteler.

Tezhip ve minyatür nedir?” şeklindeki sorumu şöyle cevapladı: “Tezhip Arapça kökenli bir kelime olup manası altınla süslemektir. Kutsal yazma eserler başta olmak üzere hüsn-ü hatların geleneksel Türk ve İslam motifleri kullanılarak kendine has tekniğiyle süslenmesine tezhipleme veya tezyinat denilmektedir. Günümüzde artık tezhiplenmiş eser tek başına levha olma özelliği kazanmıştır. Minyatür sanatı mana olarak kitap resimlemektir. Tarih boyunca savaşlar, düğünler mitolojik hikaye ve günlük hayattan anılar dönem sanatçıları tarafından perspektif kullanmaksızın basitçe, fakat kendi içinde derinliği olacak formda yazınsal anlatıma eşlik edecek şekilde resimlenmiştir. Günümüze doğru modernleşen bu sanat dalı bazen postmodernizme doğru da kaymış sanatçılar tarafından özgün bir anlatı sanatı olmuştur.”

Bu sanata nasıl ilgi duyuşundaki ana unsur, tarihe dair her şeymiş. Tarihi mimari yapılardan tutun da, eskiye dair ne varsa zihnin konu alanı olmuş. O nedenle sanat eğitimini geçmişe köprüleri olan bir koldan sürdürme kararı almış. Tezhip ve minyatür sanatları onun için artık bir yaşam biçimi haline gelmiş. Tezhip ve minyatürün tarihi sürecini de şöyle anlatıyor: İki disiplininde tarihi süreci Osmanlı öncesine dayanıyor. Zaten süslemek, insanlık tarihi kadar eski. Geleneksel Türk ve İslam sanatları, Türk tarihi ve sonrasında İslam tarihinin gelişimi ile paralellik kazanarak varlığını sürdürmüştür. Medeniyetlerin yükselmesi ile sanat zirveye ulaşmış, gerilemeleriyle de sanat zaman zaman deforme olmuş. Yakın yüzyıllarda ise 18'inci yüzyıl sonrası batılılaşmanın etkisiyle yeni motif ve sistemlere dâhil olmuştur. Şimdi modern sanat ve geleneksel sanatlar kol kola yeni söylemler geliştirmekte çağa ayak uydurarak geçmişin de izlerini günümüze taşımaktadır.”

***

Takdir edersiniz ki, atölye için neden Kızlarağası Hanı seçilmiş ve de Levn nedir?” diye sormadan edemedim! İşte açıklaması: “Türkiye’de ve İran’da bu sanatlarla uğraşan hemen her sanatçı, tarihin ruhunu taşıyan mekânlarda atölyelerini açmakta ve bu sanatlara meraklı kitlede tarihi mekânlarda bu sanatların izini sürmektedir. İzmir Kızlarağası Hanı; hem Osmanlı döneminden kalma olması ve tarih ruhunu taşıması hem de İzmir’in merkezinde olması nedeniyle doğru noktadaydı. Levn ise, renk boya manasındadır. Renkle tonun ayırt edici özeliği manasına da gelmekle beraber bir şeyi, bir olayı diğerinden ayıran alamet anlamı da bulunmaktadır.”

Her yıl sonu kursiyer öğrencilerle mutlaka sergi açtıklarını hatırlatan Ayşe Burcu Gezer, pandemi nedeniyle iki yıl dilsiz kaldıklarını belirterek şu müjdeyi verdi: “1 Haziranda İzmir Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde 15 gün sürecek olan sergimizle eserler, izleyicisiyle buluşacak, yaklaşık yetmiş eser sergilenecek.”