Caydırıcılık prensibi, gerek hukukta suç ve ceza arasındaki denge sözkonusu olduğunda yada uluslararası ilişkilerde ülkelerin karşılıklı gövde gösterisi yaptıkları alanlarda sıkça konuşulan bir prensiptir.

Ülkelerin karşılıklı olarak silahlanmalarının, daha etkin, daha vurucu silahlar geliştirmeye çalışmalarının ve tabii ki bu işe bunca zaman, emek ve hepsinden önemlisi para harcamalarının temel nedeni budur. CAYDIRICILIK.

Bana saldırırsan ben de sana saldırırım. Seninkine eşdeğer silahlarım ve mühimmatım var. Ülkeler bunun bilincinde oldukları zaman uslu uslu oturur birbirlerine saldırmazlar. Savaşlarını ekonomi vb. gibi başka alanlarda sürdürürler. Hatta bu alanlarda bile büyük ölçekli denge bozuklukları sonuçta o ülkeleri savaşa sürükleyebilir.

Toplumda şiddetin yükselmesi de benzer nedenlerden doğar. Tabii ki eğitim, yetişme tarzı, siyasi mücadelenin kalitesi, medya, ekonomik koşullar suç ve suçlunun artmasında rol oynamaktadır ama baş aktör olarak Suç ve ceza ilişkisindeki Caydırıcılık dengesinin bozulması gösterilir.

Yıllar önce ABD’de yapılmış bir araştırmayı okumuştum. Bir grup çocuğa bir kısa film seyrettiriliyor. Filmde odaya giren bir grup insan orada buldukları sopaları ellerine alarak yine odaya önceden konulmuş olan bir bez mankene vurmaya başlıyorlar. Film burada durdurulup çocuklar aynı odaya götürülüyor. Çocuklar içeri girer girmez sopaları alıp mankene vurmaya başlıyorlar. Daha sonra Filmin devamı çocuklara izlettiriliyor. İkinci kısımda mankene sopalarla vuran kişilere ceza verildiği gösteriliyor. Film durdurulup çocuklar tekrar odaya alınıyor. Hiçbiri ne sopalara yanaşıyor, nede bez mankene karşı bir harekete girişiyor.

Demek ki ceza görme korkusu Caydırıcılık görevini yerine getirmiş.

Gelelim suç ve Ceza dengesine. Şayet işlediğiniz suça karşı sizi gerçekten caydıracak bir ceza almanız söz konusu değilse o suçu işlemekte pek de sakınca görmezsiniz. “Karımı vurup öldüreyim, aldattı derim, duruşmalarda çekerim gravatı takım elbiseyi, boyun eğip mazlum görüntüsü veririm, tahrik indirimi alırım, iyi hal indirimi alırım yerim 7 yıl. İnfazı ıvırı zıvırı yatarım üç yıl çıkarım.” “Hele hele bir de araya infaz düzenlemesi veya af sıkışırsa onu bile yatmam.” Suç büyük, ceza küçük. Caydırıcılık en alt düzeyde. Oysa ki, bu suçları işleyenlere sağlam cezalar verilse, aftı, infazdı vb. bunlardan yararlanmamaları sağlansa, caniler, katiller cezalarını uzun süreler boyunca bir tamam çekseler belki biraz daha azalır bu cürümler.

Çoluk çocuğun elinde 20 santim bıçak. Öyle meyve bıçağı falan değil ha. Ya iki tarafı da bilenip inceltilip kama haline getirilmiş kasap bıçağı, ya internette veya sokakta her yerde satılan bir tarafı tırtıklı ucu sipsivri Rambo bıçağı. Bu bıçakla yakalanan genç karakolda iki tokat yiyip bırakılıyor. Bunu taşıyan yakalandı mı at içeri yatsın üç beş ay. Bak bakalım koyar mı cebine bıçağı bir daha.

Aileler de önemli. Gerek benim gençliğimde annem ve babam, gerekse çocuklarımın gençliğinde eşim ve ben çocuklarımızın ceplerini, cüzdanlarını onlara belli etmeden kontrol eder, bizim verdiğimizin ötesinde fazla miktarda para, uyuşturucu, çakı bıçak var mı diye yoklardık. Öyle bir şeye rastlasaydık tabii ki anında müdahale edecektik. Çok şükür ki olmadı.

Neyse söylemek istediğim çoluk çocuğun, gençlerin öyle saldım çayıra mevlam kayıra başıboş bırakılmaması gereğidir.

Aslında bu konuda yazılıp söylenecek o kadar çok şey var ki. Ne sayfalar alır nede birilerinin hoşuna gider. Uyuşturucuya ulaşmanın bira almaktan daha kolay ve ucuz olduğu söyleniyor. Yazılı ve görsel Basında her gün bir cinayet, her gün bir şiddet haberi. Ortalık kan revan. Önüme Park ettin kavga, çocuklar kavga etmiş aileler toplanıp birbirine giriyor, hey Allah’ım. Tam bir iptidailik.

Toplum kanıksadı arık şiddeti. Hayatın olağan akışı olarak görmeye başladı. Bu da bir feci durum. Durumlar böyle oldukça daha nice Minguzzi’ler, Atlas’lar sudan sebeplerle can verirler. Onlar ne ilk, işler böyle gittikçe nede son olacaklar.