Ortak acılarla geçen bir seneyi geride bıraktık. Koskoca bir geldi geçti. Zor çok zor bir yıldı geçen yıl. Öncesini de unutmak ne mümkün! Pandemi, ekonomik kriz, haksızlık hukuksuzluk adaletsizlik, doğal afetler... Hepimizi yıkan 6 Şubat depremi... Sel baskınları, yangın felaketleri... Makus talihimizin bir parçası katliam gibi trafik kazaları... Cezaevinde gazeteci dostlar... Sansür, otosansür... Anayasa Mahkemesi’nin tanınmayan kararları... Elbette küresel sorunlar; iklimsel ve çevresel olarak batan dünyamız!

***

Bugün takvimsel yılın ikinci günü! Düşünüyorum cehennem gibi ‘Ortadoğu bataklığı’nı... Gazze… Filistin... Soykırımcı İsrail’in kitlesel imhacılığı. Sınır ötesi operasyonları…

Hep sorduk; “Neden hala oradayız?” diye. Her gün şehit haberleriyle dağlanan yürekler…

Ay-yıldızlı tabutlarda yitirdiğimiz genç canlar… İşte en son 12 şehit; geride gözü yaşlı bebeleri, eşleri, anneleri, babaları…

***

“Fikirleriyle hala canlı” Türkiye’nin “En Büyük Değeri”: ‘Akıl-özgürlük-bilim’ demek Mustafa Kemâl Atatürk! Belleklerden silinmeye unutturulmaya çalışılıyor. Yok edilmeye çalışılan Cumhuriyet felsefesi kurucu değerler. İşte Suudi Arabistan’daki skandal! Pazarlık masasına yatırılan Atatürk. Ortadoğu’nun en baskıcı rejimine sahip dinci faşistlerin, laiklik düşmanlarının  Atatürk posterlerini, tişörtlerini engellemesi. Sahaya çıkmayan, yerinde kararla dönen güzidelerimiz Galatasaray ve Fenerbahçe. Zavallı Türkiye Futbol Federasyonu. Ama hafızalarda o skandaldan, o süper rezaletten kalan söz; “Atatürk yoksa biz de yokuz!”

Ve şık benzetme; ”Suudlar’a Yüzyılın Golü”

Ve o soru hep sorulacak: “Neden bu maçı şeriatçı Suudlar’a sattınız?”

O, Büyük Önder Atatürk; asla ölmüyor! Toplumumuzda Mustafa Kemâl coşkusu -gittikçe- artıyor. O bizi birleştiren tartışılmaz en büyük güç…

***

2023’te kaygılarımız, gerilim; tavandı. Buruktu geçen yıl. Kutuplaşmadan, kör siyasetten nasibi almış koyu karanlıktı 2023. Hiç sevmedik, sevemedik bir türlü. “Yeni, yenilik heyecan verir” derler. Beklentimiz; huzur ve barışlı, yılgınlıktan uzak 2024... Geçmiş yıla benzememesini arzuladığımız! Rahmetli Şadan Gökovalı hocam,    “İnsana en yakışan şiirdir! Bir de yaşamdaki renklerin içimizde açmasının simgesi Umut” derdi bizlere!

Ölümleri yenecek yolun olduğuna mutlak inançla ayakta tutmalı umudu! İnsanoğlu umutsuz adaletsiz yaşayamaz. Her şeye karşın ‘adaletli’ iyi seneler…

***

Her yılın ilk yazısını şiirle bitiririm. Bu yıl da öyle olsun; Brecht’ten “Halkın Ekmeği” ile...

“Bilin: Halkın ekmeğidir adalet./ bakarsınız bol olur bu ekmek,/ bakarsınız kıt,/ bakarsınız doyum olmaz tadına,/ bakarsınız berbat./ Azaldımı ekmek, başlar açlık, /bozuldumu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya./ Bozuk adalet yeter artık!/ Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!/ Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!/ Dura dura bayatlayan adalet yeter!/ Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,/ gözler öbür yiyeceklere yumulsa da olur./ Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire.../ Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:/ Adaletin ekmeğiyle beslene beslene./ Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,/ adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli./ Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlencede,/ hele çalışırken canla başla,/ kederliyken, sevinçliyken,/ halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,/ günlük, has ekmeğine adaletin./ madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,/ onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?/ Öteki ekmeği kim pişiren?/ Adaletin ekmeğini de/ kendisi pişirmeli halkın,/ gündelik ekmek gibi./ Bol, pişkin, verimli.