Zorunlu göç mübadele

Kim doğup büyüdüğü, yaşadığı yerin kendi isteği dışında değiştirilmesini ister? Zaten kendi isteğimiz dışında neyin değiştirilmesini isteriz ki? Bir de bu değişimin karşılığında yıllarca ailenizle ikamet ettiğiniz evinizin, yaptığınız mesleğinizin, komşularınızın, arkadaş, dostlarınızın da değiştiğini görmek ne zordur değil mi?

Zorunlu göç mübadele

Hazırlayan/ Neslihan Perşembe

"Hoşça kal Eleni! Bir daha görüşemeyiz belki!" diye komşusuna veda eden ne çok vatandaşımız olmuştur değil mi? Anlamışsınızdır zorunlu bir göçten; mübadeleden söz ettiğimi. Mübadele sonucu günlerce süren yolculukta çocuklar, yaşlılardan vefat edenlere tanıklık, yaşanan dramı daha da artırır. Vefat edenler denize gömülür. Gömülen bir parçanızdır. Hep eksik kalacak bir parça.

Müdabedele sözleşmesi

Lozan Ahali Mübadelesi Sözleşmesi resmi adıyla Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukavelename Ve Protokol, 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunanistan arasında imzalanır. İmzalanan bu sözleşmeyle Yunanistan’daki Müslümanlar ile Türkiye’deki Rum Ortodokslar, karşılıklı yer değiştirir. Bu yer değiştirmeye maruz kalan kişiler, taşıyabildikleri eşyalarını da yanlarında götürürler. Götüremedikleri mallarının dökümü yetkililer gözetiminde yapılır. Gittikleri yerin uyruğunu alırlar. Mübadeleyle ilgili değişiklikler Lozan Antlaşması’yla 6 Ağustos 1924’e kadar sürer, bazı işlerin tamamlanması 1933 yılına kadar uzar. Türkiye’de İstanbul oturan Rumlar, Yunanistan’da da Batı Trakya Türkleri mübadeleden muaf tutulurlar.

Var olduğun toprak sönmeyen hasret

Karşıyaka’da yaşayan emekli öğretmen ve yazar Firdevs Tunçay için Büyük Mübadele, büyük kopuş, büyük acı, büyük hasret demektir. Büyük Mübadele’de altı yüz bin kadar Müslüman ile bir buçuk milyon kadar Anadolu Rum Ortodoks’u karşılıklı olarak mecburi sürgüne tabi tutmuştur. Rakamlar kurudur, gözyaşlarını, yürek acılarını, vatan hasretini ifade etmemektedir!

Firdevs Tunçay, mübadele fırtınasında Selanik Bölgesi’nin Kavala liman kentinden koparılarak getirilmiş mübadil bir ailenin çocuğu olarak İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğar. Ailesinin yaşadığı büyük acıya ve büyük hasrete tanık olarak büyür. Mübadelenin insan ruhunda yarattığı sarsıntıyı onlarda görür. Mübadillerin gözyaşlarının dilini, bizzat yaşamış gibi öğrenir. Yaşanan gerçekler, acılar Firdevs Tunçay’ın kimliğinin temellerini atar. Onun dünyası, mübadelenin dünü ve bugünü içinde şekillenir. Toprak çeker insanı! Görmese de Kavala, Firdevs Tunçay’ın hayalinde yaşar! Baba tarafından ise mübadele dışı bırakılan Batı Trakya'nın İskeçe şehrindendir. Onlar da Yunan jandarmasının baskılarına ve amansız çete baskınlarına dayanamayarak her şeylerini geride bırakıp kaçarak Türkiye'ye gelmişlerdir.

Gün gelir, ailesinin ve atalarının hatıralarından yola çıkarak gözyaşlarını sildiği eskimeyen mendil üstüne ilk mübadele öykülerini yazar. Bu anı öyküleri, ‘Sardunya Kokan Toprak Öyküleri- Kalbim Rumeli’de Kaldı’ adlı kitabında yayımlar. Bu kitabı çok insanı ağlatır, birçok mübadilin dert ortağı olur. Çok ilgi görür. 2019 yılında 4. baskısı çıkar. Bu ilk kitabında Rumeli’den koparılan insanları yazar. Oysa “mübadele para gibi ikiyüzlüdür.” Anadolu’dan koparılan insanlar da Rumeli’den koparılan insanlar gibi çok acılar, çok ateşli hasretler yaşarlar.

Mübadele, para gibi bir bütündür. Bu bütünlüğü tanımak ve “Mübadelenin Öteki Yüzü: Anadolu Rumları”nı yazmak için, 19 Eylül 2016’da İzmir’den kalkıp Atina’ya gider. Atina’da yaşayan sekiz Anadolu Rum’u ile yüz yüze çalışmalar yapar. Yaşayanlar hatırladıklarını, çocukları ise atalarından dinlediklerini anlatırlar. Yüreğini, onların yüreğine dayayarak dinler. Hikâyeleri acı ve özlem doludur. Yurduna döndüğümde, yüreği ses verir, kalemi yazar. ‘Gerçek Mübadele Öyküleri-Kalbim Anadolu’da Kaldı’ adını verdiği ikinci kitabını, 2019 yılında kendi olanaklarıyla yayınlar.

'Kalbim Rumeli’de Kaldı’ ve ‘Kalbim Anadolu’da Kaldı’, birbirini tamamlayan iki kitaptır. Bu kitapları, mikro tarih belgesel edebiyat türünün örneğidir. Kitapları büyük acının, hasretin, vefanın, dostluğun, barışın, umudun ve insan sevgisinin romanıdır.

Yaşadığı kent İzmir, İstanbul’dan sonra en büyük mübadil kenttir. İstanbul, 2010 yılında ‘Avrupa Kültür Başkenti’ seçilir. Üyesi olduğu Lozan Mübadilleri Vakfı tarafından, Türkiye’nin ilk göç temalı müzesi olan ‘Çatalca Mübadele Müzesi’, 20 Aralık 2010’da İstanbul- Çatalca’da açılır. İzmir’de böyle bir müze olmayışına hep üzülür. Nihayet 10 Ekim 2017 tarihinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından ‘Buca Göç ve Mübadele Anı Evi’ açılınca çok sevinir. Anı Evi açılmadan önce APİKAM (Ahmet Piriştina İzmir Kent Arşivi Müzesi) görevlileri, Karşıyaka’daki evine birçok kez gelerek onunla röportaj yaparlar, filmini çekerler. Onlara, mübadil ailesinin hikâyesini anlatır. Arşivindeki bütün fotoğrafları ve ailesinin gelirken getirdikleri anı eşyaları bağışlar. Onlar, artık nesiller boyu ‘Buca Göç ve Mübadele Anı Evi’nde yaşayacaklardır.

Firdevs Tunçay’ın bütün çabası, mübadelenin unutulmaması ve mübadele kültürünün yok olmaması içindir. Bağlar, kültürler, diller, kimlikler kaybolmasın diyedir. "Mübadele denilen kocaman okyanusa birkaç damla katkım olduysa ne mutlu bana…" diyecek kadar da alçakgönüllüdür.

Hiçbir ülkede Girit gibi duygulanmadım

Emekli ziraat mühendisi Nurten Gönülşen, Karşıyaka’da yaşamaktadır. Annesi Nebahat, Girit Adası, Kandiya’dan iki, üç yaşlarında çok küçükken mübadeleyle gelir. Ancak Mefaret ve anneanne dediği İsmet teyzesi geldiklerinde daha büyüklerdir. İsmet teyzesi 20’li yaşlarda, Mefaret teyzesi de 13 yaşındadır. Anneannesi Fatma, dedesi Demir, iki dayısı da gelirler. Teyzesi, Girit’te gymnasiuma (lise ayarında eğitim kurumu) gittiğinden bahseder. Dedesi Girit’te gıda alanında esnaftır.

Mutlu oldukları Girit’ten üzgün ayrılırlar. Mübadeleyle Türkiye’ye geleceklerden Girit’ten ayrılmadan fotoğraf çekmeleri istenir. Aile boyu fotoğraf çektirirler. Fotoğraftaki en yaşlı kişi olarak annesinin babaannesi yer alır ancak ona Türkiye’ye gelmek nasip olmaz. Girit’te vefat eder. Bir vapura bindirilirler. Nereye çıkarsa bahtları oraya gideceklerdir. Nereye gittiklerini bilmezler. Yanlarına yetecek kadar bir şeyler alır ve her şeylerini bırakırlar. Çeşme merkezde iskan edilirler. Annesinin hala kızları, vapurdan Adana’ya indirilir. Nurten Gönülşen’in anne, babası ve diğer yakınları da Çeşme’de vapurdan indirilir. Çeşme’de kendilerine ev verilir. Evin olduğu sokağa şimdilerde Uzun Sokak denilmektedir. Yine merkezde, şimdiki çevre yolu civarında zeytinlik de verilir. Ilıcalar’da da bağ verilir. Oysaki tarım geleneğinden gelen, bilen insanlar değildirler.

Geldiklerinde lisan açısından sıkıntı çekerler. Kendilerini ifade edemezler. Yerli halkla iletişimde zorlanırlar. Kendilerine Gençer soyadı olarak verilir.

Nurten Gönülşen’in büyük dayısı Hüseyin, başarılı, zeki bir çocuktur. Şimdiki adı Konak Mithatpaşa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olan, o zamanki adıyla Mithatpaşa Erkek Sanat Enstitüsü’ne yazdırılır. Yatılı okuduğu okulda yatağı, pencere kenarındadır. Üşütür, verem olur. O dönemde veremin ölümcül de olması nedeniyle erken yaşta vefat eder. Oğullarını kaybettikten altı ay sonra dedesi, anneannesi de vefat eder. Anneannesi ve dedesi ölünce annesi ve üç kardeşi öksüz kalır. İzmir’de Ali Reis Mahallesi’ne yakın oturan teyzeleri onlara sahip çıkar. Teyzelerinin evlerinin yanında ufak bir ev alırlar. Hepsi gelip buraya yerleşir. Annesi Nebahat, babası Mustafa ile evlendiğinde Gönülşen soyadını alır.

90’ların sonunda Lozan Mübadilleri Vakfı’nın düzenlediği geziyle Girit’e giden Nurten Gönülşen, annesinin evini arar. Evleri Kandiya’da Vâlide Turhan Sultan Camisi civarındadır. Ancak caminin günümüzde sadece şadırvanı kalmıştır. Nurten Gönülşen bu geziye dair, "Çok ülke dolaştım ancak hiçbir ülkede Girit gibi duygulanmadım. Girit’in birçok şehrini dolaştım ancak annemin ve atalarımın geldiği Kandiya’yı pek beğenmedim. Nedeni de II. Dünya Savaşı bombalanmasından dolayı orijinalliğini kaybetmesidir. Özgün binaları yıkılmış ve betonarme binalar yapılmış. Bu nedenle çok etkileyici bir yer değil. Örneğin Hanya, dokusunu muhafaza etmiş" diyor.

Babaannesinin en yakın komşusu Rum

Emekli öğretmen, 1951 doğumlu Yusuf Peker, Kuşadası’nda yaşamaktadır. Türkiye’ye mübadeleyle gelen ailesinden üçüncü kuşaktır. Yunanistan’ın Grevena ili doğumlu büyükbabası Nâzım, 20’li yaşlarda evli olarak mübadeleyle Türkiye’ye gelir. Babaannesi Fevziye, gelirken hamiledir. Babası Abdullah, Türkiye’ye geldiklerinde doğar. Babaannesinin annesi Hasibe ve babası Yusuf da onlarla gelir. Grevena’da 13 köy, mübadeleye dahil olur. Mübadiller Türkiye’de Aydın'ın Germencik ilçesine bağlı Mursallı’da ikamet ederler. Mursallı, Yunanlılardan kalma bir köydür. Kilisesi halen durmaktadır. Mübadeleyle geldiklerinde 10 dönüm incir bahçesi verirler. Söke Ovası’nın verimli topraklarıdır. Buraya adapte olur, severler. Zorluk çekseler de mübadil geldikleri yer daha umut vericidir. Atalarının Grevena’daki geçimleriyse hayvancılıktır. Keçi ve koyun ile ilgilenirler. Yusuf Peker, atalarının Yunanistan’da doğduğu bu köye gider, görür. İlk karşılaştığı kişi bir çobandır. Hayat pek değişmese de modernize olmuştur. Balkanların etekleri, engebeli bir arazidir. 50’li yıllarda atalarının yaşadığı yeri deprem vurur, yıkılır. Evler, köyler, kiliseler yenilenir.

Yusuf Peker, atalarından anadillerinin Yunanca olduğunu söylüyor. İlkokulda Yunanca, Arnavutça konuşan öğrenciler olduğunu belirterek, "Beş kişi; dört erkek, bir kız, öğretmen okulunda bir araya geldiğimizde Yunanca konuşurduk. Üç arkadaşın ataları Yunan mübadiliydi. Bizim zamanımızda anlaşma gereği Batı Trakya’dan da okutulan gençler vardı. Öğretmen olarak okutuluyor, yetiştiriliyordu. Onlarla da bir araya geldiğimizde Yunanca konuşuyorduk" diyor.

Yusuf Peker’in anne tarafından da ataları aynı yerden mübadil gelir. Köylerine 3000 mübadil gelir. Oysaki bu köyün şu an nüfusu 1200 bile değildir. Babaannesi, 1912’lerde saldırılar olduğunu söylemiştir. Yunan çetelerine karşı, Makedon çetelerine karşı savaşlar yapılır. Balkan Savaşı sırasında Osmanlı’nın zayıfladığı anlardır. Sınır boylarında itaatsizlikler yaşanır. Köyler basılır. Babaannesi de küçük yaşta tüm bunlara şahit olur. Ablaları koleradan ölür. Babaannesi tek çocuk kalır. Müslümanların daha çok olduğu yakın bir köye giderlerken çaydan geçerler. Babaannesini büyükleri bırakmayı düşünürler. Onunla giderlerse yakalanacaklarını düşünürler. Bırakmazlar ve mübadil olarak Türkiye’ye gelirler.

Babaannesi geçmişi anlatırken en iyi komşusunun Rum olduğunu söyler. Bir yere gittiklerinde evlerini, bağlarını, bahçedeki hayvanlarını teslim ederler. Rum komşuları hepsine bakar. Karışıklık ve mübadele dönemlerinde Rum komşuları yine yardımseverdir. Hatta mübadele döneminde gitmeyen Türklerle oraya gelen Rumlar aynı evde kalırlar. Bir problem yoktur. Problemleri hükümetler çıkarır. Vatandaşlar çıkarmazlar.

Yusuf Peker, bir arkadaşının dedesinin ağa olduğunu ve bahçesinde kazanlarla yemek piştiğinin anlatıldığını söylüyor. Mübadelede Hristiyanların da ağlaya ağlaya Türklerin eşyalarını taşıdıklarının kendisine aktarıldığını belirtiyor. Müslümanlarla Hristiyanların bir arada dostça yaşadıklarına vurgu yapıldığını aktarıyor.

Mübadillerin karaya çıkışı canlandırdı

Türkiye'de tüm Giritlilerin bir çatı altında ortak hareket ettikleri bir birlik olan Giritliler Federasyonun kuruluş amacı Girit derneklerini bir araya getirip Girit kültürünün gelecek kuşaklara aktarılması için ortak hareket etmektir. Girit Araştırmaları Merkezi kurulmasını sağlamaktır. Birbirlerinden kopmuş ve dağılmış insanları bir araya getirmektir. Türkiye'de ve Yunanistan’da yaşayan ortak kültüre sahip iki halk sayesinde Türk Yunan barışına katkıda bulunabilmektir. Giritliler Federasyonu’na bağlı Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgesi’nden 15 Giritli derneği vardır.

Giritliler Federasyonu, 8 Aralık 2019’da ‘Mübadele; Girit’ten İzmir’e Bitmeyen Hasret’ etkinliğini İzmir’de ilk kez düzenlemiştir. İzmir’in merkez ilçesi Konak’taki Cumhuriyet Meydanı’nında Konak Belediyesi işbirliği, Eşrefpaşa Giritliler Derneği ve Bornova Giritliler Derneği desteğiyle gerçekleştirilen etkinlik kapsamında Girit mübadillerinin karaya çıkışı canlandırılır. Bu canlandırmada mübadiller, zeybek oyunuyla karşılanır. Göç yıllarında vefat etmiş mübadillerin hayrına lokma dökülür. Türkiye’nin birçok kentinden Giritliler derneği başkanlarının da katıldığı etkinlik sonunda, mübadiller anısına denize karanfiller atılır.

Etkinlikte konuşan Giritliler Federasyonu Başkanı Yunus Çengel, mübadelenin Yunanistan ve Türkiye’deki birçok insan için derin yaralar açan bir konu olduğuna dikkat çeker. Çünkü bilmedikleri bir yerden, her şeylerini bırakarak gittikleri bir hikayedir. Kötü bir hikayedir.

Ansızın hazırlanın gidiyorsunuz dediler

Yunus Çengel, atalarının anlattıklarını bakın nasıl aktarıyor: "Ansızın, ‘Hazırlanın gidiyorsunuz!’ diyorlar. Nereye gittiğiniz belli değil. Ne yapacağınız belli değil. Nasıl yaşayacağınız belli değil. Bir bilinmezliğe gidiyorsunuz. Bilinmezlik aynı zamanda birçok kültürel öğeyi de arkada bırakmak demektir. Sadece mezarlarını bırakmadılar, sevdiklerini bırakmadılar, evlerini bırakmadılar, aynı zamanda kültürlerini de bırakmak zorunda kaldılar. Çünkü geldikleri yer kendi vatanları değildir. Yeni bir vatandır. Ana vatan olarak kabul ettikleri bir yerdir. Bu nedenle de Girit toplumu, bu vatana sonuna kadar sahip çıkmıştır. Bugün yaptığımız etkinlik de; Giritlilerin mübadil olarak İzmir’de karaya çıkışlarının tarihidir. Giritliler, 1897’deki karışıklıklar sonucu da liman olarak sığındıkları en büyük yerlerden biri olan İzmir’e gelirler. İzmir’den Türkiye’nin her yerine gönderilmişlerdir. Bizler bu etkinlikleri yaparken onların ruhlarına bir Fatiha gönderirken, aynı zamanda onların bize bıraktığı acıyı tekrar yaşıyoruz. Bu bir, iki nesil süren bir acı değildir. Torunlarında da bu acıyı hissediyoruz. Biz istiyoruz ki artık dünyadaki hiçbir toplum bizim ve bizim atalarımızın yaşadığı bu acıları yaşamasın." Giritlilerin Yunanistan ile Türkiye arasındaki barış köprüsünün en önemli ayaklarından biri olmasını dilediklerine dikkat çeken Yunus Çengel, federasyonun çalışmalarının da bu yönde olduğunu söylüyor.

Atatürk’e her zaman bağlılar

‘Mübadele; Girit’ten İzmir’e Bitmeyen Hasret’ etkinliğinde konuşan Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, "İnsanın vatanı gibi yok" diyerek yeni bir vatan anlayışı, ülkesine sahip çıkma noktasında mübadillerin her zaman öncelikle aynı bölgeden gelen kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’e her zaman bağlı kaldıklarına vurgu yapmıştır. Etkinliğe daha çok kadınların sahip çıktığına değinen Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, "Kadınlarımız bu olaylara sahip çıkıyor ve geçmişimize de sahip çıkıyor. Mübadiller kendi aralarındaki güç birliğiyle, dayanışmalarıyla her zaman ön plandadır. Benim atalarım da Selanik, Grevena’dan gelmiştir. Bizim için de ayrı bir heyecandır. Mübadiller kendi öz varlıklarını, yaşam tarzlarını koruyarak bugünlere gelmişlerdir. Biz her zaman Konak Belediyesi olarak emrinizdeyiz. Bu çalışmalar aynı zamanda Türk-Yunan dostluğunun yeşermesi, bu dostluğun ilerlemesi noktasında olacaktır " demiştir.

Halklar arasında problem yok

Lozan Mübadilleri Vakfı Ege Bölge Temsilcisi Nevil Gündoğdu, üçüncü dönem vakfın başkanlığını yürütüyor. Lozan Mübadilleri Vakfı’nın İstanbul merkezli Mudanya temsilciliği olduğunu belirtiyor. Lozan Mübadilleri Vakfı Ege Bölge Temsilciliğinin yanı sıra vakfa bağlı derneklerin de olduğunu söylüyor. İzmir doğumlu, emekli muhasebeci olan Nevil Gündoğdu, temsilcilik görevinden önce de uzun süredir vakfın gönüllü üyesi ve destekçisidir.

Nevil Gündoğdu’nun anne ve babası Girit doğumlu mübadillerdir. Babası Girit’te ayakkabıcıdır. Türkiye’de de aynı işi yapar. Tüm akrabaları Girit, Resmo’dan gelmiştir. Gemiyle geldiklerinde anne tarafı Mersin’de, baba tarafı da Ayvalık’ta indirilir. Babası Ayvalık’a geldiğinde İzmir’e de bir haftada yürüyerek gelir. Anne ve babası İzmir, Bornova’da buluşur. Geldiklerinde dışlanma problemi yaşarlar. Türkçe bilmedikleri için yerli halk tarafından benimsenmezler. Nevil Gündoğdu evlerinde hep Giritçe konuşulduğunu belirterek, Lozan Mübadilleri Vakfı’nın çalışmalarına dair şöyle diyor: "Araştırmalar yapmak, kültürümüzü yaşatmak, belgelemek istiyoruz. İstanbul, İzmir’de koro, müzik çalışmaları yapıyoruz. Dedelerimizin, anneannelerimizin, babaannelerimizin, anne ve babalarımızın söylediği şarkılar vardı. O şarkıları şimdi biz söylüyoruz. Oyunlar oynuyoruz. Yemek kültürümüz zaten halen devam ediyor. Girit’e geziler yapıyoruz. Her sene ilkbahar ve sonbaharda ata topraklarını ziyaret ediyoruz."

Duygular da aynı

Halklar arasında bir problem olmadığına dikkat çeken Nevil Gündoğdu, Girit’te iyi ağırlandıklarını belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: "Onlar da buraları özlüyor. Türkçe konuşuyorlar. En son gittiğimde şaşırdım; 20 yaşındaki bir gençle karşılaştım. Ben onunla Yunanca konuşmaya çalışırken, o benimle Türkçe konuştu. Anladı bizim Türkiye’den geldiğimizi. Bizim Giritçe’yi yaşatmamız gibi onlar da Türkçe’yi yaşatıyorlar. Geçen haftalarda Sakız’dan bir grup geldi. Güzelyalı’da bir etkinlik yaptık. Onlar da kültür derneğiydi. Biz programı nasıl bitiririz diye düşünürken, şarkı söyleyip onları dansa kaldırmayı planlamıştık. Onlar yapmak istedi. Bir de baktık bizim söyleyeceğimiz şarkıyı söylüyorlar. Onlar bizi dansa davet etti. Duygularımız da aynı."

Mübadeleyle ilgili kitaplar

Mübadelenin gerçek tanıkları mübadillerdir. Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde yaşayan çok sayıda vatandaşın hayat hikayelerine baktığınızda atalarından mübadiller vardır. Her mübadilden belgesel olarak ya da kurgulanarak bir kitap yazılabilir. Mübadeleyle ilgili çok sayıda kitap yazılmıştır ve yazılmaktadır da. Dido Sotiriyu'nun ‘Benden Selam Söyle Anadolu'ya’ kitabını bilmeyen var mıdır? Yaşar Kemal’in ‘Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’ adlı romanı da mübadeleyi yaşayan insanları anlatır. Ahmet Yorulmaz’ın ‘Savaşın Çocukları’ adlı romanı da kendisinin mübadeleyle ilgili kitapları arasında yer alır. Gülcan Erdem de ‘Mübadil Oldum’ adlı kitabında başta anne ve babası olmak üzere mübadilleri anlatır. Ataları mübadil olan Firdevs Tunçay’ın da mübadele ile ilgili kitapları ‘Sardunya Kokan Toprak Öyküleri- Kalbim Rumeli’de Kaldı’ ve ‘Gerçek Mübadele Öyküleri-Kalbim Anadolu’da’ adlı kitaplarından söz ettik. Mübadele ile ilgili söz etmediğimiz o kadar çok kitap var ki, buraya sığmayacaktır. Filmler, müzikler, oyunlar ve sanatın diğer dallarında mübadele ile ilgili yapıtlar vardır ve hep var olacaktır. Müzeler de mübadillerin anılarını, kültürel hayatlarını yaşatmaktadır. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nin Buca'da kurduğu Göç ve Mübadele Anı Evi gibi. Urla Karantina Adası Tahaffuzhanesi’ni gezdiniz mi? 15 Aralık’ta ‘Mübadelede Girit’ten İzmir’e İlk Adım Etkinlikleri’nin sekizincisi gerçekleştirilmiştir. Burada da mübadeleyle gelenlerin ilk adımlarının izleri vardır. Bu izler ve adımların kuşaklar boyunca barışı ilke edinerek hep yaşaması dileğiyle.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER