banner112
banner111

Yerel tohumlar çiftçiyi özgürleştiriyor

Küresel iklim krizi ve koronavirüs pandemisi son yıllarda tarımsal ürünlerin ülkeler için ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Tohum sektörünün yabancı firmaların kontrolünde olması sorunu derinleştirirken çiftçi, atalık tohum üretimi ve tohum takas şenlikleri ile yeniden özgür üretime yöneliyor

Yerel tohumlar çiftçiyi özgürleştiriyor

Haber/Sinan KESKİN
Tarımsal üretim ülkeler için ulusal güvenlik meselesi haline gelirken, bunun birinci basamağı olan tohumun uluslararası tekellerin elinde bulunması sorunu daha da derinleştiriyor. Özellikle İsrail ve ABD merkezli tohum tekelleri, ülkelerin son yıllarda dış müdahalelerle değiştirilen tarım politikaları nedeniyle çiftçiyi adeta esir almış durumda. Tohum tekellerinden alınmış sertifikalı tohum kullanmayan çiftçiler devlet desteklerinden yararlanamadığı için yerel tohumlardan yapılan üretim son yıllarda neredeyse sıfır noktasına ulaştı. Üreticiler, ulusal yasalar çerçevesinde hibrit ve GDO'lu (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumları kullanmaya mecbur bırakılırken, bu tohumların ihtiyaç duyduğu ilaç ve gübrede de yine genellikle aynı firmalara bağımlı hale geldi.

Öte yandan, küresel tohum firmalarının etkisiyle şekillenen ülkelerin tarımı destekleme politikaları nedeniyle ürün çeşitliliği de yıllar içinde azaldı ve azalmaya devam ediyor. Yerel kültüre ait tohum ile geleneksel üretim yapan çiftçinin devlet desteklerinden yararlanamaması, sertifikalı tohum kullanmadığı için ürününü geniş bir pazara sunamaması, zamanla üretimden çekilmesine de sebep oluyor.

TÜRKİYE’DE NE OLDU?

Türkiye de ise 2004 yılında çıkarılan 5042 Sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun ile uluslararası tohum şirketlerinin beklentileri doğrultusunda ülkenin, onların pazarı durumuna getirilmesinin yolu açıldı. 2006 yılında çıkarılan 5553 Sayılı Tohumculuk Kanunu ile ise küçük çiftçilerin kendi yerel tohumlarını satmaları yasaklandı. Türkiye, 18 Kasım 2007 tarihinde Uluslararası Yeni Çeşitleri Koruma Birliği’ne (UPOV) üye oldu. Bu üyelik ile küresel tohum şirketlerine tohumlar üzerinde endüstriyel patent ve tekel hakları tanınmış oldu. 2012 yılında ise “Tohumculuk Hizmetlerinde Yetki Devri Yönetmeliği” çıkartıldı. Bu yönetmelik ile piyasanın denetim yetkisi Türkiye Tohumculuk Birliği’ne, dolayısıyla çok uluslu şirketlere ve onların yerli ortaklarına devredildi. 19 Ekim 2018 tarihinde çıkarılan “Yerel Çeşitlerin Kayıt Altına Alınması, Üretilmesi ve Pazarlamasına Dair Yönetmelik” ile yerel çeşitlerin yok edilmesine ilişkin son darbe vuruldu. Bu yönetmelikle tohum tekellerinin hibrit tohumlarının desteklenmesine olanak sağlandı.

ISLAH ÇALIŞMALARI DESTEKLENMELİ

Hibrit tohumların küresel tohum firmalarının hegemonya yaratmalarına olanak sağladığını vurgulayan Tarım Ekonomisi Derneği eski başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, “Şirketler ıslah çalışmalarında besleme değeri, bitkinin hastalık ve zararlılara dayanıklılığı, lezzet vb. hususlara çok dikkat etmiyorlar. Onlar daha ziyade yola dayanıklılık, verim gibi özellikleri dikkate alıyorlar. Bunun sonucu lezzetsiz, besin değeri düşük, hastalık ve zararlılara dayanıksız çeşitler ortaya çıkıyor. Önemli tohum şirketlerinin aynı zamanda tarım ilacı şirketleri, hatta bazılarının beşerî ilaç şirketleri olduğundan bu durum onlar için bir sorun yaratmıyor” dedi. Tohum şirketlerinin genellikle yüksek verimli olduğunu iddia ettiklerini dile getiren Özkaya, “Hibritin asıl amacı verim artışı değildir. Verim artışı hibrit olmayan türlerde de sağlanmaktadır. Asıl amaç hegemonya yaratmaktır. Yani çiftçiyi kendi tohumunu üretemez bir hale getirmektir” diye konuştu. Özkaya, çözüm önerisini ise “Köylünün tohumları koruması, satması, geliştirmesi hakları yasa ile kabul edilmelidir. Kamu kuruluşları katılımcı ıslah çalışmalarını desteklemelidir” diyerek açıkladı.

ÇİFTÇİYİ KENDİLERİNE BAĞIMLI HALE GETİRİYORLAR

Köylüler ve çiftçiler atalarından kalan yerel tohumları birbirleriyle değiş tokuş yaptıklarında, genetik çeşitliliği korudukları gibi, tohumun nasıl işleneceğinin bilgisini de birbirlerine aktarırlar. Bu bilgi nineleri ve dedelerinden kalan kültürel bir mirastır ve bilgeliğe dayanır. Tohumu kaybetmek, Güney Afrikalı çiftçilerin dediği gibi, çiftçiler ve köylüler için potansiyel göçmen haline gelmektir.

Endüstriyel üretim tarzının, İkinci Dünya Savaşı sonrası kapitalist dünyanın yeni işbölümü içerisinde ülkelere dayatılan tarımsal üretim tarzı olduğunu ifade eden Çiftçiler Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bülent Erdem, hedefin, tarımın tohumundan başlayarak, üretimine, girdilerin sağlanmasına ve pazarlanmasına kadar bütün bir zincirini denetim altına almak olduğunu söyleyerek, “Şirketler açısından bütün problem, çiftçileri kendi seçeneklerinden koparmaktır ve tohuma göz dikme nedenleri de budur. Kendi denetimleri dışındaki bütün tohumları yasaklayarak, dünyanın bütün tohumlarını ele geçirmek, çiftçileri topraklarını bırakmaya zorlamak veya kendilerine bağımlı hale getirmektir” dedi.

'YEŞİL DEVRİM'

Hibrit tohumların 1960’lı yıllarda 'yeşil devrim' adı altında geliştirildiğini, ekildiğinde ertesi yıl aynı verimi vermediğini, üreticilerin her yıl yenisini almaya zorlandığını anlatan Ali Bülent Erdem, yerel ve atalık tohumların, ülkelerde çıkarılan benzer tohumculuk yasalarıyla engellendiğini, ısrarla bunlarla üretim yapan köylü ve çiftçilerin pazara erişimlerinin önüne engeller çıkarıldığını dile getirdi.

İNSANLIĞI TEHDİT ARACINA DÖNÜŞTÜ

Köylüler ve çiftçiler topraklarından kopartılırken veya sözleşmeli üretimle şirketlere bağlanırken, dünyada tarım ve gıdanın gittikçe daha az sayıda şirketin eline geçtiğini vurgulayan Ali Bülent Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Üretim süreçlerinin takip edilemediği, çok az sayıda şirketin eline geçmiş gıdanın insanlık için oluşturduğu tehdit, korkutucudur. Yaşanan pandemi dönemi gıdaların besleyici özelliklerinin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin ve öneminin daha belirgin anlaşılmasına neden olmuştur. Endüstriyel tarımın tohumları ve üretim teknikleri gıdaların eski besleyicilik özelliklerini kaybettirdiği gibi gıdanın daha az şirketin eline geçmesi insanlığı tehdit etme aracına dönüştürmüştür.”

TOHUMU KAYBETMEK GIDAYI KAYBETMEKTİR

Sağlıklı gıdaları üretebilmek için, küçük çiftçi ve köylü temelli yerel tohumlarla, ekolojik köylü tarımına dönülmesi gerektiğini vurgulayan Ali Bülent Erdem, “Liberal tarım politikalarıyla devletin tarımdan çekilmiş olması bu tarz tarımı teşvik edebilecek kurumları ortadan kaldırmıştır. Sadece yerel yönetimlerin yapabilecekleri vardır” dedi.

TOHUM TAKASI

Türkiye'de çiftçinin uluslararası tohum tekellerinin esaretinden kurtarılması, tarımsal üretimin yeniden canlandırılması ve tüketicinin kimyasal etkisinden arındırılmış doğal ürünlere ulaşmasını sağlamak amacıyla atılan ilk adım tohum takas etkinlikleri olmuştu. Karaot Tohum Derneği, Can Yücel Tohum Merkezi, Tohum Takas Ağı, Muğla Büyükşehir Belediyesi Yerel Tohum Merkezi, Ulusal Tohum Takas Merkezi, Bodrum Tohum Derneği, Ovacık Köyü Kadın Tohum Derneği, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi, Pembe Domates Ağı ve Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği gibi sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde 2010 yılından bu yana birçok tohum takas etkinliği düzenlendi. Bu etkinliklerde çiftçiler, hatta evinin balkonunda küçük çaplı üretim yapan vatandaşlar ellerindeki organik ve geleneksel yöntemlerle elde ettikleri tohumları takas ederek yeniden üretime katılmasını sağladı.

EFES TARLASI YAŞAM KÖYÜ

Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel'in çabalarıyla hayata geçirilen Efes Tarlası Yaşam Köyü projesinde ise bugüne kadar 523 atalık tohum (bölgeye özgü geleneksel yollarla elde edilmiş tohum) yeniden tarımsal üretime kazandırıldı. Selçuk'un köylerini tek tek dolaşan proje ekibi, özellikle yaşlı köylülerin kıyıda köşede sakladıkları eski tohumları toplayarak ilçe merkezinde oluşturulan plantasyonda yeniden ürüne dönüştürdü. Bu plantasyonlarda atalık tohumlarla üretilen ürünler yeniden tohumluk olarak ayrıldı. Böylece çiftçinin elindeki az miktardaki atalık tohum çoğaltıldı. Elde edilen bu tohumlar da diğer üreticilere dağıtılmaya başladı.

TARİHİ BİR ADIM

Filiz Ceritoğlu Sengel, “Çiftçi kazanamıyor, bankalara borcunu ödeyemiyor. Gıda fiyatları enflasyonu halkımızın sofrasını giderek daha da küçültüyor. Gıda güvenliği ve gıda güvencesi uzun süredir sağlanamıyor” dedi. Amaçlarının hem çiftçileri güçlendirmek hem de çocuklardan başlayarak tüm kırsal nüfusu yeniden toprakla, doğayla, kadim tarım geleneği ile buluşturmak olduğunu anlatan Sengel, “Modelimiz, doğayla uyumlu üretim ile herkes için sağlıklı, besleyici ve erişilebilir gıdayı mümkün kılmayı hedefliyor. Efes Tarlası Yaşam Köyü, Gıda Egemenliği için kentimizde tarihi bir adımı temsil ediyor” diye konuştu.

KADINLAR DA KAZANIYOR

Köylü kadınları da üretim sürecine dahil eden proje kapsamında köylere ev tipi salça yapma makineleri kuruldu. Yerel tohumlardan üretilen domatesle salça yapan kadınların ürünleri Selçuk Efes Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bünyesinde satışa sunuldu. Bu yolla kadınlarında kendi ayaklarının üzerinde durması sağlandı. Projenin bir diğer adımı ise üretici kadın pazarı kurulması oldu. Bu pazarda da yerel tohumlardan üretilen ürünler ve kadınların bu ürünlerden elde ettiği salça, turşu, reçel, konserve ve kurutulmuş ürünler satışa sunuldu.

'KEŞKE DAHA FAZLA ÜRETEBİLSEM'

Efes Tarlası Yaşam Köyü'nün hem tohum hem de ürün satışı olanaklarından faydalanan Selçuklu çiftçi Nuray Alan (50), artık geleceğe daha güvenle bakıyor. Selçuk'ta 'Biberci Teyze' olarak tanınan Nuray Alan, Efes Tarlası Yaşam Köyü ile kaybolmaya yüz tutan mücevher değerindeki tohumların yeniden üretime döndüğünü söyledi. Nuray Alan, geçtiğimiz sezonda, proje kapsamında yeniden üretilen patlıcan fidelerinden edinerek, tarlasında üretim yaptı. Nuray Alan, patlıcan yetiştirdiği tarladan eskiden 10 birim gelir elde ederken artık bu gelirin, artan verim ve pazarlama olanaklarıyla birlikte 50 birime kadar çıktığını vurguladı.

'TÜM ÜRÜNLERİMİ SATABİLİYORUM'

Selçuk'un Gökçealan köyünde yaşayan 32 yaşındaki çiftçi Pelin Demirezen proje kapsamında üretilen karpuz tohumlarından üretim yaptı. 10 yaşından bu yana çiftçilik yapan Pelin Demirezen, eskiden ürettiği ürünleri satmakta zorlandığını, elindeki ürünü tüketebilmek için birçok satış noktasına götürmek zorunda kaldığını anlattı. Pelin Demirezen, Kadın Üretici Pazarı sayesinde artık tek bir noktadan tüm ürünlerini tüketiciye ulaştırabildiğini ifade etti. Proje başlamadan önce ürettiği tüm meyve ve sebzeyi işlemeden satmaya çalıştığını anlatan Pelin Demirezen, “Artık reçel, pekmez gibi yan ürünler de üretiyorum. Yetiştirdiğim sebze ve meyveler elimde kalmıyor, tamamını satabiliyorum” dedi.

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2022, 17:34
YORUM EKLE

banner101

banner100